04/10/2012

Kartezyen Çarpım ve Bağıntı

Bu konumuzda sizlere kartezyen çarpım ve bağıntı konu anlatımını yapacağız. Başarılar.

Sıralı İkili

Herhangi iki x ve y elemanını (x,y) biçiminde yazmaya sıralı ikili yada ikili denir.a’ya sıralı ikilinin birinci bileşeni, b’ye sıralı ikilinin ikinci bileşeni denir.

(a,b) ≠ (b,a)   Yer değiştiğinde eşit olmaz.

(a,b)=(c,d)   Burada a=c ve b=d olur.

Örnek: (2x-1,3+y)=(5+x,-7-y) ise x+y=?

2x-1=5+x   buradan x=6 olur.

3+y=-7-y buradan 2y=-10 yani y= -5 olur.

Kartezyen Çarpım

A ve B kümeleri için, birinci bileşen A’dan, ikinci bileşen B’den alınarak oluşturulacak tüm sıralı ikililerin kümesine A ve B kümelerinin kartezyen çarpımı yani kartezyen çarpım denir.AxB ile gösterilir.

AxB={(x,y)│xϵA ˄ yϵB}

Örnek: A={1,2,3}   B={a,b}

AxB={(1,a),(1,b),(2,a),(2,b),(3,a),(3,b)}

Kartezyen Çarpımın Eleman Sayısı

s(AxB)= s(BxA)= s(A). s(B)

s(AxA)= s(A). s(A)

Örnek: A={1,2}   B={a,b}

AxB={(1,a),(1,b),(2,a),(2,b)}

s(AxB)=s(A). s(B)=2.2=4

Örnek: A={1,2,3}  

AxB={(1,1),(1,2),(1,3), (2,1),(2,2),(2,3),(3,1),(3,2),(3,3)}

s(AxA)= s(A). s(A)=3.3=9 

Kartezyen Çarpımın Özellikleri

1)AxB≠BxA değişme özelliği yok.

2) (AxB)xC=Ax(BxC)= AxBxC birleşme özelliği var.

3) Ax(BUC)= (AxB)U(AxC) U işlemi üzerine dağılma özelliği var.

4) Ax(B∩C)= (AxB)∩(AxC) ∩ işlemi üzerine dağılma özelliği var.

Bağıntı

A ve B herhangi iki küme olsun.AxB nin her β alt kümesine A’dan B’ye bağıntı denir. A’dan B’ye bağıntı sayısı, AxB nin alt küme sayısına eşittir.

s(A)=n s(B)=m ise s(AxB)= n.m

O zaman A’dan B’ye yazılabilecek tüm bağıntıların sayısı 2n.m dir.

Örnek: A={1,2}   B={a,b}

AxB={(1,a),(1,b),(2,a),(2,b)}

s(AxB)=s(A). s(B)=2.2=4

Kartezyen çarpımın her alt kümesi A’dan B’ye bir bağıntıdır. Bu bağıntılardan bazıları şöyledir.

β1={(1,a),(2,a)}

β2={(1,a),(2,a),(1,b)}

β3={(2,b)}

Bu şekilde AxB’nin 24=16 tane alt kümesi vardır.Bunlardan herbiri,

A’dan B’ye bir bağıntıdır.Yani 16 tane bağıntı yazılır.

Bağıntının Tersi

β bağıntısındaki elamanların bileşenlerinin yerleri değiştirilerek elde edilen bağıntıya β bağıntısının tersi denir. β-1 ile

gösterilir. β bağıntısı A’dan B’ye tanımlanan bağıntı iken, β-1

bağıntısı B’den A’ya tanımlanan bağıntıdır.

Örnek: A={3,5,7,8} kümesinde

β={(3,5),(7,8),(5,5)} bağıntısın tersi

β-1={(5,3),(8,7),(5,5)}

Yansıma Özelliği

β bağıntısı A kümesinde tanımlı bir bağıntı olsun.

Her xϵA için (x,x)ϵ β ise β bağıntısı yansıyandır.β bağıntısının yansıma özelliği vardır yada yansıyan bağıntıdır denir.

Örnek: A={a,b,c} kümesi için

β1={(a,a),(a,b),(b,b),(b,c),(c,c)} yansıma özelliği vardır.

β2={(a,a),(a,c),(c,a),(c,c)} yansıma özelliği yoktur.

Simetri Özelliği

β bağıntısı A kümesinde tanımlı bir bağıntı olsun.

Her (x,y)ϵ β iken (y,x)ϵ β oluyorsa β bağıntısı simetriktir.β bağıntısının simetri özelliği vardır yada simetrik bağıntıdır denir.

Örnek: A={a,b,c,d} kümesi için

β1={(a,a),(a,c),(c,a)} simetriktir.

β2={(a,d),(b,c),(c,b)} simetrik değildir.

β simetrik bağıntı ise β= β-1

β bağıntısının grafiği ile β-1 bağıntısının grafiği y=x doğrusuna

göre simetriktir. 

Ters Simetri Özelliği

β bağıntısı A kümesinde tanımlı bir bağıntı olsun.

x≠y için her (x,y)ϵ β iken (y,x) eleman değil β oluyorsa β bağıntısı ters simetriktir.β bağıntısının ters simetri özelliği vardır yada ters simetrik bağıntıdır denir.Bağıntıda (x,x) gibi aynı bileşenleri olan ikililer varsa bunlar ters simetri özelliğini bozmaz.

Örnek: A={a,b,c,d} kümesi için

β1={(a,c),(b,b),(c,d)} ters simetriktir.

β2={(b,c),(a,a),(c,b),(a,d)} ters simetrik değildir.

Geçişme Özelliği

β bağıntısı A kümesinde tanımlı bir bağıntı olsun.

Her (x,y)ϵ β ve (y,z)ϵ β iken (x,z)ϵ β oluyorsa β bağıntısı geçişkendir.β bağıntısının geçişme özelliği vardır yada geçişken bağıntıdır denir.

Bir tek ikiliden oluşan bağıntı daima geçişkendir.

Örnek: A={a,b,c,d} kümesi için

β1={(a,b),(b,c),(a,c)(c,a)} geçişken değildir.

β2={(a,d),(d,a),(a,a)} geçişkendir.

Örnek: A={1,2,3} kümesi üzerinde tanımlı bazı bağıntılar verilmiştir.

Bağıntılar

Yansıma

Simetri

Ters Simetri

Geçişme

β1={(1,1),(2,2),(3,3)}

var

var

var

var

β2={(2,2),(1,1),(1,3),(3,1)}

yok

var

yok

var

β3={(1,1),(2,2),(3,3),(1,2)}

var

yok

var

var

β4={(1,1),(2,2),(3,2),(1,3)}

yok

yok

var

yok

β5={(1,1),(2,1),(1,2),(3,1)}

yok

yok

yok

yok

β6={(2,1),(1,2),(1,1),(2,2)}

yok

var

yok

yok

β7={(1,1)}

yok

var

var

var

β8={(2,3)}

yok

yok

var

var

 

Tags: kartezyen çarpım ve bağıntı, kartezyen çarpım ve bağıntı konu anlatımı, kartezyen çarpım ve bağıntı çözümlü sorular, kartezyen çarpım ve bağıntı konusu, kartezyen çarpım ve bağıntı 9. sınıf

04/10/2012

Kümelerde İşlemler 9. Sınıf

Bu konumuzda sizlere kümlerde işlemlerin nası yapıldıgını anlatamaya çalışacağız. Başarılar.

Küme, nesnelerin iyi tanımlanmış listesidir. Kümeler genellikle A, B, C gibi büyük harflerle gösterilir.

Kümeyi oluşturan ögelere, kümenin elemanı denir. a elemanı A kümesine ait ise,

a Î A biçiminde yazılır. “a, A kümesinin elemanıdır.” diye okunur. b elemanı A kümesine ait değilse, b Ï A biçiminde yazılır. “b, A kümesinin
elemanı değildir.” 
diye okunur.



Kümede, aynı eleman bir kez yazılır.

 
Elemanların yerlerinin değiştirilmesi kümeyi değiştirmez.

 

A kümesinin eleman sayısı s(A) ya da n(A) ile gösterilir.


B. KÜMELERİN GÖSTERİLİŞİ

Kümenin elemanları aşağıdaki 3 yolla gösterilebilir.

1. Liste Yöntemi

Kümenin elemanları { } sembolü içine, her bir elemanın arasına virgül konularak yazılır.

A = {a, b, {a, b, c}} Ş s(A) = 3 tür. 
 
2. Ortak Özellik Yöntemi

Kümenin elemanları, daha somut ya da daha kolay algılanır biçimde gerektiğinde sözel, gerektiğinde matematiksel bir ifade olarak ortaya koyma biçimidir.

A = {x : (x in özelliği)}

Burada “x :” ifadesi “öyle x lerden oluşur ki” diye okunur.

Bu ifade “x ” biçiminde de yazılabilir.



3. Venn Şeması Yöntemi

Küme, kapalı bir eğri içinde her eleman bir nokta ilegösterilip noktanın yanına elemanın adı yazılarak gösterilir.

 



Bu gösterime Venn Şeması ile gösterim denir.



C. EŞİT KÜME, DENK KÜME
 
Aynı elemanlardan oluşan kümelere eşit kümeler denir.
Eleman sayıları eşit olan kümelere denk kümeler denir.

A kümesi B kümesine eşit ise A = B,
C kümesi D kümesine denk ise C º D biçiminde gösterilir.
Eşit olan kümeler ayın zamanda denktir. Fakat denk kümeler eşit olmayabilir.

D. BOŞ KÜME

Hiç bir elemanı olmayan kümeye boş küme denir.
 
Boş küme { } ya da Æ sembolleri ile gösterilir.

Eşit olan kümeler ayın zamanda denktir. Fakat denk kümeler eşit olmayabilir.
{.} ve {0} kümeleri boş küme olmayıp birer elemana sahip iki denk kümedir.
{Æ} ve {0} kümeleri boş küme olmayıp birer elemana sahip iki denk kümedir.
{Æ} ve {0} kümeleri boş küme olmayıp birer elemana sahip iki denk kümedir.

E. ALT KÜME - ÖZALT KÜME

 
1. Alt Küme

A kümesinin her elemanı, B kümesinin de elemanı ise A ya B'nin alt kümesi denir.

A kümesi B kümesinin alt kümesi ise A Ì B biçiminde gösterilir.
 
A kümesi B kümesinin alt kümesi ise B kümesi A kümesini kapsıyor denir. B ÉA biçiminde gösterilir.
 
C kümesi D kümesinin alt kümesi değilse C Ë D biçiminde gösterilir.

2. Özalt Küme

Bir kümenin, kendisinden farklı bütün alt kümelerine o kümenin özalt kümeleri denir.

3. Alt Kümenin Özellikleri

1) Her küme kendisinin alt kümesidir.
 
Ì A

2) Boş küme her kümenin alt kümesidir.

Æ Ì A

3) (A Ì B ve B Ì A) Û A = B dir.

4) (A Ì B ve B Ì C) Ş Ì C dir.
 
5) n elemanlı bir kümenin alt kümelerinin sayısı 2nve özalt kümelerinin sayısı 2n – 1 dir.

6) n elemanlı bir kümenin r tane (n ³ r) elemanlı alt kümelerinin sayısı

 






 





 
 
 
 
 
 
 
F. KÜMELERLE YAPILAN İŞLEMLER

1. Kümelerin Birleşimi

A nın elemanlarından veya B nin elemanlarından oluşan kümeye bu iki kümenin birleşim kümesi denir ve A È B biçiminde gösterilir.
 
È B = {x : x Î A veya x Î B} dir.

 






 


 




 






 
2. Birleşim Işleminin Özellikleri


1) A È Æ = Ai

2) A È A = A

3) A ÈB = B È A

4) A È (B È C) = (A È B) È Cv) A Ì B ise, A È B = B

5) A È B = Æ ise, (A = Æ ve B = Æ) dir.


3. Kümelerin Kesişimi

A ve B kümesinin ortak elemanlarından oluşan kümeye A ile B ninkesişim kümesi denir ve A Ç B biçiminde gösterilir.

Ç B = {x : x Î A ve x Î B} dir.






 




 




 




 



4. Kesişim Işleminin Özellikleri

1) A Ç Æ = Æ

2) A Ç A = A

3) A Ç B = B Ç A

4) (A Ç B) Ç C = A Ç (B Ç C)

5) A Ç (B È C) = (A Ç B) È (A Ç C)

6) A È (B Ç C) = (A È B) Ç (A È C)

G. EVRENSEL KÜME

Üzerinde işlem yapılan, bütün kümeleri kapsayan kümeye, evrensel küme denir. Evrensel küme genellikle E ile gösterilir.



 




 




 

H. BİR KÜMENİN TÜMLEYENİ

Evrensel kümenin elemanı olup, A kümesinin elemanı olmayan elemanlardan oluşan kümeye A nın tümleyeni denir ve A ya da A’ ile gösterilir.

A = {x : x Î E ve x Ï A, A Ì E} dir.

Tümleyenin Özellikleri

1) Æ

2) Æ E

3) ()= A

4) A È A = E ve A Ç A = Æ

5) È B = A Ç B

6) Ç B = A ÈB

7) E È A = E ve E Ç A = A

8) A Ì B ise, B Ì A dir.


İKİ KÜMENİN FARKI

A kümesinde olup, B kümesinde olmayan elemanların kümesine A fark B kümesi denir. A fark B kümesi A – B ya da A B biçiminde gösterilir.

A – B = {x : x Î A ve x Ï B} dir.

Farkla İlgili Özellikler

A, B, C kümeleri E evrensel kümesinin alt kümeleri olmak üzere,

1)E – A = A

2)A – B = A Ç B

3) A – B = È B dir.

ELEMAN SAYISI

A, B, C herhangi birer küme olmak üzere,

1) s(A È B) = s(A) + s(B) – s(A Ç B)

2) s(A È È C) = s(A) + s(B) + s(C) – s(A Ç B) – s(A Ç C)– s(B Ç C) + s(A Ç B Ç C)

3) s(A È B) = s(A – B) + s(A Ç B) + s(B – A)

4) a + b + c + d tane öğrencinin bulunduğu bir sınıfta voleybol oynayan öğrencilerin sayısı s(V) = b + c, tenis oynayan öğrencilerin sayısı s(T) = a + b, voleybol ve tenis oynayan öğrencilerin sayısı s(T Ç V) = b olsun.

Tenis veya voleybol oynayanların sayısı:

s(T È V) = a + b + c

Tenis ya da voleybol oynayanların sayısı:

s(T – V) + s(V – T) = a + c

Sadece tenis oynayanların sayısı:

s(T – V) = a

Tenis oynamayanların sayısı:

s(T) = c + d

Bu iki oyundan en az birini oynayanların sayısı:

s(T È V) = a + b + c

Bu iki oyundan en çok birini oynayanların sayısı:

s(Ç B) = s(È B) + s(T – V) + s(V – T) = d + a + c

Bu iki oyundan hiç birini oynamayanların sayısı:

s(A ÈB) = d

Tags: Kümelerde Eleman Sayısı Nasıl Bulunur, Alt Küme Sayısı Nasıl Bulunur, Kümelerde İşlemler, İki Kümenin Farkı Nedir, Evrensel Küme Nedir

04/10/2012

Kümelerde Temel Kavramlar

Bu konumuzda sizlere kümelerin en temel kavramlarını analatağız daha sonra ise kümelerde işlemleri anlatacağız alt küme işlemleri vs. vs... Başarılar..

Kümelerde Temel Kavramlar

A kümesi Ahmet’in odasında bulunan eşyalar olsun.

A={kitaplık,saat,masa,ayna,yatak}   s(A)=5   Eleman sayısı 5’dir.

Bu kümeyi ortak özellik yöntemiyle şöyle gösteririz.

A={eşya│Ahmet’in odasında bulunanlar}

“│” öyleki anlamına gelir ve “:” şeklindede gösterilir.

Eleman sayısı doğal sayı ile ifade edilebilen kümelere sonlu küme denir.

B={x:x <100 ve x asal sayı}

Burada 100’den küçük asal sayılar dediğine göre sayarak kaç tane olduğunu bulabiliriz.Yani sonlu kümedir.

Eleman sayıları doğal sayı ile ifade edilemeyen kümeleresonsuz elemanlı küme denir.

C={x:x asal sayı}

Burada asal sayılar diyor.Asal sayıları sayarak bulmamız çok zor çünkü bir sürüdür.Yani sonsuz elemanlı kümedir.

Elemanı olmayan kümeye boş küme denir. { } veya Ø sembolü ile gösterilir.

A={a,b,c,d,e}  

B={c,d,e}  

Görüldüğü gibi B’nin her elemanı A’nında elemanıdır.Bu durumda B, A’nın alt kümesidir. BCA olarak gösterilir.

Boş küme her kümenin alt kümesidir.

Her küme kendisinin alt kümesidir.

Eleman sayıları eşit olan kümelere denk kümeler denir.

D={1,2,3,4}   s(D)=4  

C={a,b,c,d}     s(C)=4

O zaman C≡D deriz.  

Elemanları aynı olan kümelere eşit kümeler denir.

A={a,b,c,d,e}  

B={a,b,c,d,e}

O zaman C=D deriz.

Alt Küme Sayısı

n elamanlı bir kümenin alt küme sayısı 2n formülüyle bulunur.

Bir kümenin kendisi hariç alt kümelerine özalt kümeleri denir.

n elamanlı bir kümenin özalt küme sayısı 2n-1 formülüyle bulunur.

Örnek: A ={a,b,{b,c},c,{b},{a,c}}

Kümenin elaman sayısı s(A)=6

Kümenin alt küme sayısı 2n=26=64

Kümenin özalt küme sayısı 2n-1=26-1=64-1=63

 

Küme

Alt Kümeleri

Alt Küme Sayısı

{ }

0 elemanlı

{ }

1

{a}

0 elemanlı

{ }

1

1 elamanlı

{a}

1

{a,b}

0 elemanlı

{ }

1

1 elemanlı

{a},{b}

2

2 elemanlı

{a,b}

1

{a,b,c}

0 elemanlı

{ }

1

1 elemanlı

{a},{b},{c}

3

2 elemanlı

{a,b},{a,c},{b,c}

3

3 elemanlı

{a,b,c}

1

{a,b,c,d}

0 elemanlı

{ }

1

1 elemanlı

{a},{b},{c},{d}

4

2 elemanlı

{a,b}{a,c},{a,d},{b,c},{b,d},{c,d}

6

3 elemanlı

{a,b,c},{a,c,d},{a,b,d},{b,c,d}

4

4 elemanlı

{a,b,c,d}

1

n elemanlı sonlu bir kümenin r elemanlı her alt kümesine n’nin r’li kombinasyonudenir.

(n,r)=n!/(n-r)!.r!     formülünü kullanırız.

Örnek: A={a,b,c,d,e} kümesinin 4 elemanlı alt küme sayısı,

(n,r)=n!/(n-r)!.r!

(5,4)=5!/(5-4)!.4!

(5,4)=1.2.3.4.5/1.1.2.3.4 = 5

5 tane 4 elemanlı alt kümesi vardır.

Örnek: A={1,2,3,4,5,6,7} verilen küme için soruları cevaplayalım.

a) Alt kümelerinin kaç tanesinde 5 eleman olarak bulunmaz.

26=64

b) Alt kümelerinin kaç tanesinde 7 eleman olarak bulunur.

26=64

c) Alt kümelerinin kaç tanesinde 3 veya 4 eleman olarak bulunmaz.

Burada hepsinden 3 ve 4'ün elaman olarak bulunduğu durumu çıkartırsak 27-25=128-32=96

d) Alt kümelerinin kaç tanesinde 3 veya 4 eleman olarak bulunur.

27-25=128-32=96

e) Alt kümelerinin kaç tanesinde 3 ve 4 eleman olarak bulunmaz.

27-25=128-32=96

f) Alt kümelerinin kaç tanesinde 3 ve 4 eleman olarak bulunur.

25=32

g) 4 elemanlı alt kümeleri kaç tanedir?

(7,4)’lü kombinasyonu (7,4)=35

h) 4 elemanlı alt kümelerinin kaç tanesinde 3 bulunur.

(6,3)’lü kombinasyonu (6,3)=20

k) 4 elemanlı alt kümelerinin kaç tanesinde 2 bulunmaz.

(6,4)’lü kombinasyonu (6,4)=15

l) 4 elemanlı alt kümelerinin kaç tanesinde 5 ve 6 bulunur.

(5,2)’li kombinasyonu (5,2)=10

m) 4 elemanlı alt kümelerinin kaç tanesinde 2 bulunur 7 bulunmaz.

(5,3)’lü kombinasyonu (5,3)=10

n) En çok 2 elemanlı alt küme sayısı kaçtır?

(n,0)+(n,1)+(n,2)= (7,0)+(7,1)+(7,2)=1+7+21=29

o) En az 5 elemanlı alt küme sayısı kaçtır?

(n,n)+(n,n-1)+(n,n-2)= (7,7)+(7,6)+(7,5)=1+7+21=29

Tags: Kümelerde Temel Kavramlar, Kümelerde Temel Kavramlar Konu Anlatımı, Alt Küme Sayısı Nedir, Eşit Küme Nedir, Denk Küme Nedir

04/10/2012

Önermeler Konu Anlatımı

Matematikte mantık konusu aslında cok zor olmayan ve eğlenceli bir konudur. Başarılar.

Önerme = Doğru ya da yanlış , kesin hüküm bildiren ifadelerdir.Önermeler p, q, r gibi ifadelerle gösterilir. Önermenin doğruluğu 1 ile yanlışlığı ise 0 ile gösterilir.

p=1 Doğru Önerme
q=0 Yanlış Önerme anlamına gelmektedir.


Değil = Bir önermede belirtilen olayın tersidir Örneğin 2+5=7 - p önermesi olursa p’nin değili (p' ile gösterilir) 2+5#7 (eşit değil) dir.

V = veya

L
 =ve

==> = İse

 <==>= ancak ve ancak anlamına gelir.

Veya İşlemi (V)

Bileşenlerinden en az birisi doğru (1) iken doğru , diğer durumlarda yanlıştır (0).

Tablo

p

q

p v q

1

1

1

1

0

1

0

1

1

0

0

0

 

Ve İşlemi (L)

Bileşenlerinin her ikisi de doğru (1) iken doğru , diğer durumlarda yanlıştır (0).

Tablo

p

q

p L q

1

1

1

1

0

0

0

1

0

0

0

0



Veya ile Ve nin Özellikleri

p,q,r önermeleri için:

1) pvp=p
pLp=p


2) pvq=qvp değişme özellliği
pvq=qvp


3) (pvq)vr=pv(qvr)
(pLq)^r=pL (qLr) birleşme özelliği


4) pv(qLr)=(pvq) L (pvr)
pL (qcr)=(pLq)v(pLr) dağılma özelliği


De morgan kuralı

(pvq)'=p'Lq' aynı özellik diğer durumdada geçerlidir.

Kurallar
1)pv1=1
2)pL1=p
3)pv0=p
4)pL0=0
5)pvp'=1
6)pLp'=0
7)pv(pvq)=p



İse İşlemi (==>)

Önermede
P doğru q yanlış ise yanlış diğer durumlarda doğrudur.

Tablo

p

q

p==>q

1

1

1

1

0

0

0

1

1

0

0

1



Özellikler
1) p ==> p=1

2) p ==> 0=p'

3) p ==> p'=p

4) 0 ==> p=1

6) p ==> 1=1

5) 1 ==> p=p

7) p ==> q=p'vq 



Ancak ve Ancak (<==>)
 

p ile q aynı değerde iken doğru diğer durumlarda yanlıştır.

Tablo

 

p

q

p<==>q

1

1

1

1

0

0

0

1

0

0

0

1

Mantık konusu aslında cok zor olmayan ve eğlenceli bir konudur. Başarılar.
Özellikler

1)p <==> q=q <==> p değişme özelliği
2)p <==> q=(p<==>q) v (q<==>p)

Kurallar
1.p <==>
 p=1
2.p <==>
 p'=0
3.p <==>
 1=p
4.p <==>
 0=p'


Totoloji: Bir önerme daima 1 çıkıyorsa totolojidir.

Çelişki: Bir önerme daima 0 çıkıyorsa çelişkidir.

Tags: Önermeler Konu Anlatımı, Önermeler Mantığı Konu Anlaıtmı, Önermeler Matematik Konusu, 9. Sınıf Matematik Konuları Önermeler, önermeler mantığı örnekleri

04/10/2012

Mektuplar Konu Anlatımı

Bu yazımızda sizlere 11. sınıf dil ve anlaım konusus olan mektupları işleyeceğiz. Başarılar.

a. MEKTUP

Uzakta bulunan herhangi dosta, arkadaşa gönderilen ya da kamu kuruluşları arasında haberleşmeyi sağlayan bir yazı türüdür. Mektuplarda dilek ve arzu bildiren duygu ve düşüncelere yer verilir.

Mektupta kullanılacak anlatım, bunu okuyacak kişinin kültür düzeyine göre ayarlanır. Arkadaşa yazılacak bir mektupta kullanılacak dil, büyüğe yazılacak mektuptaki dilden elbette farklı olmalıdır. (E. KANTEMİR, Yazılı ve Sözlü Anlatım, s. 255)

Edebiyatımızda mektup türü, Tanzimat Edebiyatı döneminde gelişmeye başlar. Özellikle Abdülhak Hamit TARHAN ile Namık Kemal'in birbirlerine yazdıkları mektuplar, bu gelişmenin önemli ve tipik örnekleridir. Bilim, edebiyat ve siyaset adamlarının mektupları, ayrıca çağının özelliklerini yansıttığı için, birer "belge" niteliği de taşırlar. (H. F. GÖZLER, Örnekleriyle Türkçe ve Edebiyat Bilgileri, s. 513)

Mektuplar, dört grupta sınıflanmaktadır:

(1) Özel Mektuplar

(2) Edebî Mektuplar

(3) Resmî ve İş Mektupları

(4) Açık Mektuplar

 

1) Özel Mektuplar

Akraba ve dost gibi yakın çevredeki insanlara yazılan mektup çeşididir. Bu tür mektuplarda doğal ve samimi anlatım ön plândadır. Sanatçı ve edebiyatçıların, daha çok genel konular üzerinde yazdıkları özel mektuplara "edebî mektup" da denmektedir.

Özel mektupları yazarken dikkat edilecek özellikler şunlardır:

(a) Mektup yazılacak kâğıt, şekil yönünden düzenli ve temiz olmalıdır.

(b) Mektup, mürekkepli ya da tükenmez siyah renkli kalemle yazılmalıdır.

(c) Mektubun sağ üst köşesine "tarih", yanına da yazıldığı "yerin adı" konmalıdır.

(d) Mektubu göndereceğimiz kişinin genel özelliklerine göre (yaşı, kültür düzeyi, yakınlık derecesi vb.) "hitap cümlesi" bulunmalıdır.

(e) Mektubun sağ alt köşesine "ad-soyad" yazılmalı ve "imza" atılmalıdır.

(f) Mektubun sol alt köşesine "adres" yazılmalıdır.

2) Edebî Mektuplar:

Edebî mektuplar; yazarları, içerikleri ve ifade şekilleri ile özel mektuplar içinde ayrı yer tutar ve ayrı şekilde ele alınırlar. Edebî mektuplarda, mektubun yazıldığı dönemin edebiyat ve düşünce olayları yer alır. Yazar, karşısındakine öğüt verir, yol gösterir. Eski dönemlerde, bu tür kişisel edebî mektuplar, "Mektûbât = Mektuplar" adı altında toplanır ve geniş kitlelerin de okuyabilmesi için yayımlanırdı.

Düşünce ve edebiyat alanındaki görüşleri sergilemeleri bakımından mektupları yayımlanan yazar ve şairlerimizden bazıları şunlardır:

Ali Şir Nevaî (XV. yy.)
Kınalızade Ali (XVI. Yy.)
Veysî (XVII. yy.)
Ragıp Paşa (XVIII. yy.)
Namık Kemal (XIX.yy.)
Ahmet Hamdi Tanpınar (XX. yy.)

Ayrıca mektup tarzında eleştiri, seyahatnameromanhikâyeşiir gibi yazılı kompozisyon türlerinin (edebî türler) de yazıldığı görülmektedir.

3) Resmî ve İş Mektupları:

a) Resmî Mektuplar:

Resmî dairelerin ve tüzel kişilik taşıyan kuruluşların birbirlerine yazdıkları resmî yazılarla; bunların, vatandaşların başvurularına verdikleri yazılı cevaplara denir. İş mektuplarına benzerler.

Bu mektupların hitap başlığı, yazılan dairenin ya da tüzel kişilik sahibi kuruluşun kanun ve tüzüklerdeki tam adıdır. Bu mektuplarda tarih ile birlikte mektubun sıra numarası ve konusu belirtilir. Mektup, cevap mahiyetinde ise "ilgi" hanesine cevabı olduğu mektubun sayı ve tarihi, "konu" hanesine de kısaca amaç yazılır. Bu yapıldıktan sonra iki ya da üç satır aralığı bırakılarak mektup yazılır.

Resmî mektuplarda açık, kesin, anlaşılır bir dil kullanılır. Mektubun sonu, alt makama yazılıyorsa "... rica ederim.", üst makama yazılıyorsa "... arz ederim." şeklinde biter. Mektup metninin sağ altında ise mektubu yazanın makamı, adı ve soyadı ile imzası bulunur.

b) İş Mektupları:

Özel kişilerle iş kurumları ve iş kurumlarının kendi arasında, işle ilgili olarak yazılan mektuplara denir. Bu mektuplarda konusu ne olursa olsun bir iş ya da hizmet söz konusudur. Bu bir sipariş, satış, şikâyet, borç alıp verme isteği, tavsiye ya da bilgi isteme olabilir.

İş mektuplarını, konularına göre altı başlık altında inceleyebiliriz:

-Sipariş mektupları
-Satış mektupları
-Şikâyet mektupları
-Alacak mektupları
-Tavsiye mektupları
-Başvuru mektupları vb.

İş mektuplarına, kendisine mektup yazılan kişi ya da kurumun ad ve adresi ile başlanır. Kâğıdın sağ tarafına tarih yazılır. Adres ve tarihten sonra uygun bir aralık bırakılır, paragraf yapılarak doğrudan istek yazılır. Son bölüme saygı ifade eden bir söz eklenerek mektup bitirilir. Mektup metninin sağ altında mektubu yazanın adı ve soyadı ile imzası yer alır.

İş mektuplarında şekil birliğini sağlamak için, son zamanlarda satır başı yapılmamakta, satır başları, satır aralıkları daha da açılarak gösterilmektedir. Böylece yazı, sol ve sağ yanlardan bir blok hâlinde ve aynı ölçüler içinde kalmaktadır.

Resmî ve iş mektuplarında dikkat edilecek özellikler şunlardır:

ı) Mektup yazılacak kâğıt şekil yönünden düzenli ve temiz olmalıdır.

ıı) Bu tür mektuplar, mümkünse daktilo ya da bilgisayarla yazılmalıdır. Mümkün değilse, özel mektuplarda olduğu gibi siyah mürekkep ya da tükenmez kalemle yazılmalıdır.

ııı) Resmî mektuplarda yazının çıktığı kurumun adı, kâğıdın üstüne ortalanarak büyük harflerle yazılmalıdır.

ıv) Kâğıdın sağ üst köşesine tarih yazılmalıdır.

v) Mektubun gideceği makamın adı ve yeri ise kağıdın orta üst yerine ortalanarak yazılmalıdır.

vı) Yazı metnine başlamadan hangi tarih ve sayılı yazının cevabı olduğu yazılmalıdır.

vıı) Mektubun giriş paragrafında sorun ya da konu kısaca belirtilmelidir. Gelişme paragraflarında ise konu ve sorun açılmalıdır. Sonuçta ise, arz / rica ifadelerine yer verilmelidir.

4) Açık Mektup:

Her hangi bir düşünceyi, görüşü açıklamak, bir tezi savunmak için bir devlet yetkilisine ya da halka hitaben, bir kişi ya da kurum tarafından yazılan, gazete, dergi aracılığı ile yayımlanan mektuplardır.

Açık mektuplarda sadece yazanı değil, geniş kitleleri ilgilendiren önemli konular ele alınır.

Açık mektubun türü; makale, fıkra, inceleme yazılarından birine uygun olabilir. Açık mektup örneklerine zaman zaman gazete ve sanat dergilerinde rastlanmaktadır.

b. DİLEKÇE

Dilekçeler bir iş mektubu olarak da kabul edilebilir. Bir dileği, isteği, ihbar ve şikâyeti bildirmek üzere ya da her hangi bir konuda soru sormak için resmî, özel kurum ve kuruluşlara, gerçek ya da tüzel kişilere yazılan imzalı ve adresli bir çeşit iş mektubudur.

Dilekçeler genellikle çizgisiz ve beyaz dosya kâğıdına dolma kalemle ya da daktilo / bilgisayarla yazılır. Kâğıdın üstünde üç, solunda üç, sağında bir santimetre boşluk bırakılır. (S. SARICA - M. GÜNDÜZ, Güzel Konuşma Yazma, s. 140)

Dilekçeler, ana hatlarıyla dört kısımdan ibarettir:

Hitap: Dilekçeye gönderilen makamın adı ve yeri yazılarak başlanır. Hitaptaki kelimelerin tamamı ya da ilk harfleri büyük yazılır.

Dilekçe Metni: İş mektuplarında olduğu gibi dilekçelerde de anlatılmak istenen ifadenin açık, anlaşılır, kesin, net ve öz olması gerekir. Yanlış anlaşılmalara meydan verilmemelidir. İfadeler bitirildikten sonra dilekçe, "... arz ederim" cümlesi ile bitirilmelidir.

Tarih ve İmza: İmzasız dilekçeler dikkate alınmadığı için dilekçe metninin biraz altında kâğıdın sağ alt tarafında tarih ve imzanın mutlaka bulunması gerekir. Tarih kısmı, kâğıdın sağ üst köşesinde de bulunabilir.

Gönderenin Adresi: Adres; tarih ve imza kısmından biraz aşağıda kâğıdın sol alt kısmına yazılmalıdır. Adresin ilk satırında ad ve soyad, ikinci satırında cadde, sokak ve apartman numarası yer alır. Üçüncü satırda ise ilçe ve ilin adı bulunur. Dilekçeye eklenmiş belge var ise adres kısmının altına EK ya da EKLER başlığı açılır ve belgelerin adları yazılır.

Tags: Mektuplar Kaça Ayrılır,  Resmî ve İş Mektupları Nelerdir, Edebî Mektuplar Nelerdir, Özel Mektuplar Nelerdir, Açık Mektuplar Nelerdir, Mektup Çeşitleri

03/10/2012

Zarflar (Belirteçler) Konu Anlatımı

Zarflar konusu biraz karısık ama anlasılmayacak birşey yok bizimde yardımımızla umarım konuyu anlaaycaksınız başarılar.

ZARFLAR

Fiillerin, fiilimsilerin, sıfatların ya da kendi türünden olan kelimelerin anlamlarını türlü yönlerden (yer-yön, zaman, durum, miktar, soru) etkileyen; onları belirten, dereceleyen sözcüklere zarf denir. 
Özellikleri

  • Tek başlarına iken sıfatlar gibi isimden başka bir şey değildir. Zarf oldukları ancak cümlede belli olur.
  • Cümlede genellikle zarf tümleci olarak kullanılır.
  • Çekimsiz kelimelerdir. İsim çekim eki (hâl, iyelik, çoğul ekleri vb.) almazlar. Ama isim olarak kullanılabilenler bu görevde iken bu ekleri alabilirler.
  • Zarfların birçoğu sıfat ya da isim olarak da kullanılabildiği için sıfatların ve zarfların tanımı ve özellikleri iyi bilinerek bu fark ortaya konmalıdır. Sıfat isimden önce gelerek onu niteler veya belirtir. Ama zarf isimden önce gelmez.

Örnekler
Bugün çok yürüdüm. (fiilden önce)
Buraya yarın gelecekler. (fiilden önce)
İki eski dost akşama kadar sohbet etti. (fiilden önce)
Yarın da bayağı çok yürüyeceğiz. (zarftan önce, fiilden önce)
En güzel sen konuştun. (zarftan önce, fiilden önce)
En doğru kararı vermeliyiz. (sıfattan önce)
Çok hararetli tartışmalar oldu. (sıfattan önce)
Dün hava daha soğuktu. (adlaşmış sıfattan önce)
Mevsimlerin en güzeli ilkbahardır. (adlaşmış sıfattan önce)
Dargın durarak bir şey kazanamazsın. (fiilimsiden önce)

A. Görev ve Anlam Bakımından Zarflar

1. Durum Zarfları

Hâl ve tavır ifade eden zarflardır. 
Özellikleri ve Örnekler
Eylemin nasıl yapıldığını ve ne durumda olduğunu; kimi zaman da zarfların durumunu gösterir. Bu zarflar da kendi içinde sınıflandırılabilir:

a. Niteleme Zarfları

Fiile "nasıl" sorusu sorularak bu zarflar bulunabilir.

  • Niteleme sıfatlarının çoğu niteleme zarfı olarak kullanılabilir.

Eğri oturalım, doğru konuşalım. 
Düşüncelerini ne güzel dile getirebiliyorsun! 
Çocukça hareket ediyorsun. 
Böyle gelmiş, böyle gider. 
Söyleyeceksen böyle söyle.

  • -CE eşitlik eki ve -lE vasıta hâl eki almış kelimeler durum zarfı olarak kullanılabilir:

" kardeşçe, gizlice, sessizce, hafifçe, yavaşça, hızlıca..."
"hızla, kahkahayla..."
Küçük kız güzelce süslendi. (niteleme)
Babasını sevinçle karşıladı. (niteleme)

  • Bağ-fiiller (zarf-fiil), deyimler, yansımalar, ikilemeler de niteleme zarfı olarak kullanılırlar:

"gülerek, ağlayarak, oturmadan, gelip..."
"gözü arkada kalarak, canından bezmişçesine..."
"şakır şakır, tık tık, küt küt, şırıl şırıl..."
"dik dik, boylu boyunca, tatlı tatlı..."

Adam çekine çekine içeri girdi. (niteleme)
Kâğıtları paket paket gönderdi. (niteleme)
Yiğitseniz teker teker gelin. (üleştirme, niteleme)

  • İsimler de niteleme zarfı olarak kullanılabilir:

Gül kokuyordu teni.
O, bu dünyada delikanlı yaşadı.

b. Kesinlik Zarfları
"elbet, elbette, asla, mutlaka, hiç mi hiç, ne olursa olsun, kuşkusuz, hiç kuşkusuz..."

Elbet bir gün buluşacağız. 
Seni asla unutmayacağım. 
Hayvanları ve bitkileri hiç incitmem. 
İyiliklerinizin karşılığını mutlaka göreceksiniz.

c. Yineleme Zarfları
İkide bir karşıma çıkıyor. 
Konuyu bir daha anlatayım. 
Bu akşam yine arayacağım.

d. Olasılık Zarfları
"bakarsın, belki, ola ki, sanıyorum."

Ola ki arayacağı tutar. 
Sanıyorum aramaz.

e. Yaklaşıklık Zarfları
"aşağı yukarı, şöyle böyle, hemen hemen"

İşim hemen hemen bitti. (yaklaşıklık)

f. Üleştirme Zarfları
Uçaklar ikişer ikişer geçiyordu üstümüzden
Askerler teker teker nöbet yerlerine dağıldılar.

g. Sınırlama Zarfları
Dün ancak iki saat çalışabildim. 
Bu kötü alışkanlıklardan artık uzak durmalısın

 

2. Zaman Zarfları

Fiillerin anlamını zaman yönünden tamamlayan zarflardır. 
Özellikleri ve Örnekler

  • Fiile (veya zarfı olduğu başka kelimelere) sorulan "ne zaman", "ne kadar süre" sorusuna cevap verir.
  • Zaman zarfları, zarf olarak kullanılan çeşitli zaman isimleridir.
  • Çekimsizdirler. İsim çekim ekleri alırlarsa zarf olmaktan çıkarlar.
  • Başlıcaları şunlardır:

"dün, bugün, yarın, şimdi, gece, gündüz, güpegündüz, gündüz gözüne, cuma günü, haftaya, önceki gün, akşam, sabah, akşamleyin, sabahleyin, az önce, geç, iki gün, iki saat, on dakika, iki günde, iki saatte, uzun süre, uzun zaman, biz gelmeden, demin, henüz, hâlâ, daha, gene, yine, artık, sonra, evvelâ, daima, hep, henüz, hemen, geceleri, sabahları, önceden, ayda bir, buraya gelmeden, anlatırken, yaşarken ..."

Az önce gitmişti. 
Sonra uğrarsınız. 
Henüz işimiz bitmedi.
Artık buralara gelmeyeceğim.
Yarın geleceklermiş.
Okulu gelecek sene bitireceğim.
Kâmil dün akşam telefon etti.
Ayda bir uğrar buralara.
Toplantı iki saat sürdü.
İnsanların vefasızlığını geç anladım.

  • "-leyin" eki sınırlı sayıda zaman zarfı yapar:

sabahleyin, akşamleyin...

  • "-lErİ" eki zaman isimlerine gelerek -iyelik anlamı taşımaksızın- "her " anlamı katacak şekilde zaman zarfı yapar:

sabahları, akşamları, önceleri, ikindileri...

  • "-İn" eki de zaman isimlerine gelerek zaman zarfı yapar:

yazın, kışın, ilkin, güzün...

  • "-E, -dE, -dEn" ekleri ve bu eklerle birlikte bazı edatlar zaman zarfı yapar:

Yola çıktık; akşama geliriz sanırım.
Bayramlarda bütün aile bir araya toplanır.
Azıklarınızı geceden hazırlamıştım.

  • Edat barındıran ve fiilin başlangıç ve bitiş zamanını bildiren zarflar edat tümleci olarak da değerlendirilebilir.

Sabahtan beri burada bekliyoruz.
Akşama kadar geri döner misin?
Günlerden beri yağmur yağıyordu.
Kar akşama kadar yağabilir.

  • Zaman anlamı taşıyan zarf-fiiller ve zarf-fiil grupları da zaman zarfı olarak kullanılır:

Buraya gelmeden haber verin.
Bizi karşısında görünce şaşırdı.
Yaşadıklarını anlatırken gözleri yaşardır.
İstanbul'a geleli iki yıl oldu.

3. Yön Zarfları

Yalın hâlde kullanılarak fiilin yönünü (failin yöneldiği yeri) belirten zarflardır: 
Özellikleri

  • Çoğu "-Erİ" ekiyle yapılmıştır.

"ileri, geri, beri, doğru, içeri, dışarı, aşağı, yukarı."

JBu zarflar eksiz kullanılır. Yönelme, bulunma, ayrılma hâl ekleri getirilirse dolaylı tümleç olur. Hâliyle isim olarak kullanılmış olur. Aynı kelimeler sıfat olarak da kullanılabilir.

Ahmet içeriye girdi. (isim; dolaylı tümleç)
İlerisi çok güzel. (isim; özne)
İleri ülkeler daha demokratiktir. (sıfat)
Doğru söz, aşağı yol, yukarı kat, geri hatlar... (sıfat)

Örnekler
Arkadaşlar, içeri girer misiniz?

Sesi duyar duymaz aşağı indim.

Dışarı çıkmak için uğraşıyordu. 
Arabayı biraz daha ileri park et.

Beri gel, barışalım.

Bu yoldan geri dönülmez.

Düşmana doğru ilerlediler. 

4. Miktar Zarfları

Fiillerin, fiilimsilerin, sıfatların ya da başka zarfların anlamlarını ölçü yönünden tamamlayan, artıran, azaltan zarflardır. 
"en, daha, pek, çok, az, biraz, kadar, denli, gibi, fazla..."

Özellikleri ve Örnekler:

  • Fiile veya sıfata sorulan "ne kadar?" sorusunun cevabıdır.
  • Kendilerinden önceki ya da sonraki kelimeyle birlikte söze eşitlik, üstünlük, en üstünlük, aşırılık, karşılaştırma anlamları katar.

Benim kadar çalışırsan başarılı olursun. (eşitlik)
O da babası gibi yürüyor. (eşitlik, benzerlik)
Cennet kadar güzeldi vatanımız. (eşitlik, benzerlik)
Bu kadar çok çalışmak niye. (eşitlik)
Beş dakika kadar dinlenelim. (eşitlik, yaklaşıklık)
Yemeği biraz fazlaca yemişim. (biraz: eşitlik; fazlaca: aşırılık)
Ayakkabısı azıcık dar geliyormuş. (eşitlik, aza yakın)
Düne göre azıcık iyileşmiş. (eşitlik, aza yakın)

  • "en" kelimesi aşırılık, en üstünlük anlamı verir:

En yakın arkadaşı benim. (en üstünlük; sıfattan önce)
En çok çalışan canlı karıncadır. (en üstünlük, zarftan önce)

  • "daha" kelimesi karşılaştırma, üstünlük anlamları katar.

O senden daha çabuk bitirdi. (üstünlük; zarftan önce)
Daha güzel bir araba aldı. (üstünlük; sıfattan önce)

Not: "daha" kelimesi zaman ve "başka" anlamı da katabilir. "bir" kelimesiyle birlikte yineleme zarfı olur:
Songül daha telefon etmedi. (zaman zarfı, henüz anlamında)
Buralara bir daha gelebilir miyiz? Yineleme zarfı
Hepsini aldınız, daha ne istiyorsunuz? ("başka" anlamında)

  • "çokça, çok, pek çok, çok az, gayet, fazla, fazlaca, epey" kelimeleri aşırılık anlamı katar.

Bugünlerde çok az uyuyor. 
Gayet çalışkan bir insandı. 
Dergiyi çıkarmak için epey çalıştık. 
Adem pek akıllı bir çocuktur.
Fazla okuyor, gözleri bozulacak.

  • "eksik, seyrek, sık" kelimeleri işin ne kadar sıklıkla yapıldığını belirtir:

Bugünlerde sık görüşüyoruz.
Parayı iki milyon eksik vermiş.
Eskisi gibi değil; seyrek uğruyor.

  • "aşağı yukarı, şöyle böyle" ikilemeleri "yaklaşık" anlamı katar.

Bursa'da aşağı yukarı bir ay kaldık.
Ankara'ya geleli şöyle böyle 9 yıl oldu.

5. Soru Zarfları

Eylemin anlamını soru yoluyla belirten zarflardır, daha doğrusu diğer zarfları ve cümledeki zarf tümlecini bulmaya yarayan soru kelimeleridir. 
Özellikleri ve Örnekler

  • Diğer zarf çeşitlerinin çoğunun soru şekli vardır.

"ne zaman, ne kadar, nasıl, niçin, ne diye, ne, ne biçim, nice, ne denli"

  • Soru cümlesi yapar:

Akşam eve kaçta gelirsin?
nasıl konuşuyor öyle?
Siz ne biçim konuşuyorsunuz?
Daha ne kadar bekleyeceğiz?
Niçin bunları bana veriyorsun?
Bu saate ne gezip duruyorsunuz?
İşleri ne zaman bitireceksiniz?
]İçinde soru zarfı bulunan bütün cümleler soru cümlesi değildir:
Eve kaçta geleceğimi şimdiden söyleyemem.
Ne iyi insanlar bunlar...
Ne güzel söyledi. 

6. Gösterme Zarfı

Bunu her dil bilgisi kitabı ayrı bir zarf olarak almaz. "işte" kelimesiyle yapılır. 
İşte şimdi geliyorum.
Bak işte dinliyorum.

B. Zarflarda Pekiştirme

Genellikle pekiştirme sıfatlarıyla ve ikilemelerle yapılır. Pekiştirmeli isimler de vardır ve onlar da zarf olarak kullanılır.

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.
Yüzü soğuktan mosmor olmuştu. 
Yağmurda sırılsıklam ıslandılar.
Güpegündüz nereye gidiyorsun?
Soğuktan tortop yatıyor.
Evrakları paramparça mı getirecektin?

C. Yapı Bakımından Zarflar

Yapı bakımından zarflar basit, türemiş, birleşik ve öbekleşmiş olmak üzere dörde ayrılır.

1. Basit Zarflar 
Kök hâlinde olan, ek almamış zarflardır: "yarın, gece, geç, dün, pek, az, fazla, sık, iyi, çok, hiç, sabah, akşam, henüz..."

2. Türemiş Zarflar 
Yapım ekiyle veya yapım eki gibi kullanılmış bazı çekim ekleriyle yapılmış zarflardır:"sabırlı, aylarca, önce, dostça, sınıfça, yiğitçesine, erken, sabahleyin, kışın, ilkin, ileri, soğuk, içeri, dışarı, aptalca, mosmor, sanıyorum, kaçta, koşarak, okumadan, gelince, şimdilerde..."

3. Birleşik Zarflar 
Birden fazla kelimenin bir araya gelip kaynaşarak oluşturdukları zarflardır: "bugün, biraz, böyle, şöyle, birdenbire, niçin, ilk önce, nasıl..."

4. Öbekleşmiş Zarflar 
Birden fazla kelimenin farklı yollarla (ikileme, edat grubu, zarf-fiil grubu) bir araya gelerek oluşturdukları zarflardır: "hemen hemen, gece gündüz, er geç, ikide bir, aşağı yukarı, hemen şimdi, kırk yılda bir, öğleden sonra, arada sırada, yana doğru, az çok, -den sonra, -e dek, bazı bazı, şöyle böyle, üç aşağı beş yukarı, doğru dürüst, okuma sırasında, geldiği zaman..."

Tags: Zarflar Konu Anlatımı, Zarflar 10. Sınıf, Niteleme Zarfları Nelerdir, Durum ZarflarıNelerdir, Olasılık Zarfları Nelerdir

03/10/2012

Bağlaçlar Konu Anlatımı

Bağlaçlar aslında cok kolay bir konu tabi bu herkese gore değişir umarı msizlerede kolay gelir. Başarılar.

BAĞLAÇLAR

Tek başına anlamı olmayan, anlamca birbiriyle ilgili cümleleri veya cümlede görevdeş sözcük ve söz öbeklerini bağlamaya yarayan kelimelere bağlaç denir.

açıkçası 
ama 
ancak 
bile 
çünkü
dahi 
dE 
dE.....dE
demek ki 
fakat
gene
gerek...gerek(se)
ha........ha
hâlbuki
hatta
hele
hem
hem de 
hem.....hem (de)
ile
ise
ister.....ister(se)
kâh..........kâh
kısacası
ki
lâkin 
madem(ki)
nasıl ki
ne var ki 
ne yazık ki
ne......ne (de)
nitekim
oysa 
oysaki 
öyle ki
öyleyse 
üstelik 
ve
veya
veyahut
ya da
ya....ya (da)
yahut
yalnız 
yeter ki
yine
yoksa
zira

Özellikleri

]Edatlardan farkı, zaten var olan anlam ilgilerine dayanarak bağ kurmasıdır. Edatlar ise yeni anlam ilgileri  kurarlar.

]Bağlaçların yerine noktalama işaretleri kullanılabilir.

]Bağlaçlar cümleden çıkarılınca anlam bozulmaz, ama daralabilir. Bağlaçlar (ile hariç) önceki ve sonraki kelimeden ayrı yazılır. Bitişik yazılanlar bağlaç değil, ektir.

Eve gittim, fakat onu bulamadım.    (bağlaç)
Konuşmak üzere ayağa kalktı.         (edat)
Sözlüden yine zayıf almış.                (zarf)
Ben de seninle geleceğim.               (bağlaç)
Evde rahat çalışamadı.                    (çekim eki)
Sözde Ermeni soy kırımı                  (yapım eki)
Sen ki hep çalışmamı isterdin...        (bağlaç)
Seninki de lâf işte...                         (çekim eki)
Evdeki hesap                                   (yapım eki)

BAĞLAÇ ÇEŞİTLERİ

a. Sıralama Bağlaçları

"ve"

Cümleleri, anlam ve görev bakımından benzer veya aynı olan kelimeleri, sözleri ve öğeleri birbirine bağlar.

Duygu ve düşünce bir olmalıdır.                               özneleri
Köyünü, yaşlı dedesini ve ninesini özlemişti.           nesneleri
Şiir ve roman okuma alışkanlığı edinin.                    nesneleri
Bana baktı ve güldü.                                                 cümleleri
Anlatılanları dinliyor ve çocuğa hak veriyordu.         cümleleri
Aylarca ve yıllarca sustu.                                         benzer kelimeleri
Binlerce yerli ve yabancı turist geldi.                        sıfatları

"ve" bağlacı yerine virgül veya "-İp", "-ErEk" zarf-fiil ekleri de kullanılabilir:

Masaya yaklaştı ve kitabı aldı.
Masaya yaklaştı, kitabı aldı.
Masaya yaklaşıp kitabı aldı.
Masaya yaklaşarak kitabı aldı.

Not: "ve" bağlacından önce noktalama işareti kullanılmaz, bu bağlaçla cümle başlamaz. Çağdaş şiirde söze etki ve çekicilik katmak için kullanılmaktadır, ama doğru değildir. 
"ve" bağlacı yerine & işaretini kullanmak son derece yozlaştırıcıdır.

"ile, -lE"

"ve" ile görevleri aynı olmasına rağmen her zaman birbirinin yerine kullanılamazlar. "ile"nin kullanım alanı daha dardır. 
"ile" cümleleri birbirine bağlamaz; sadece aynı görevdeki kelimeleri bağlar.

Duygu ile düşünce bir olmalıdır.                    
Yaşlı dedesi ile ninesini özlemişti.                 
Edebiyatımızda en çok eser verilen türler şiir ile romandır 

Not: Edat olarak kullanılan ve zarf yapan "ile"den farklıdır.

Mehmet ile Ali sinemaya gittiler.       (bağlaç)
Mehmet, Ali'yle sinemaya gitti.         (edat)
Mehmet heyecanla yerinden kalktı. (edat)

b. Eşdeğerlik Bağlaçları

"ya da, veya, yahut, veyahut"

Aynı değerde olup da birinin tercih edilmesi gereken iki seçenek arasında kullanılırlar.

Biriniz gideceksiniz: Sen ya da kardeşin.
Bisiklet veya motosiklet alacağım.
Sen, ben veya başkası...
Sen olmasan yahut (veyahut) seni görmesem dayanamam.

c. Karşılaştırma Bağlaçları

"ya....ya"

İki seçenek sunulduğunda kullanılır. 
Bunlar birbirinin zıttı olabilir
Biri yapılmadığında diğerinin yapılması gerekebilir.

Ya beni de götür ya sen de gitme.
Ya gel ya gelme.
Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin

"hem.....hem (de)"

Her ikisi de geçerli olan iki durumu anlatır. Bunlar zıt da olabilir, eşdeğer da.

Hem çalışmıyor hem (de) yakınıyorsun.                  
Hem kitap okuyor hem de müzik dinliyor.                Aynı anda

"ne......ne (de)"

]Aynı görevdeki kelimeleri, kelime gruplarını ve öğeleri birbirine bağlar.

Ne şiş yansın ne kebap.                               özneleri
Gönül ne kahve ister ne kahvehane.                       nesneleri
Ne İzmir'e gitmiş ve Bursa'ya.                      dolaylı tümleçleri

]Cümleleri de birbirine bağlar:

Üç yıldır ne bir telefon açtı, ne de bir mektup yazdı.
Onu ne gördüm ne de tanıdım.
Ne aradı ne (de) sordu. 
Ne kızı verir, ne de dünürü küstürür.

Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur.

]Cümleleri -yapı bakımından olumlu oldukları hâlde- olumsuz yapar. Yüklem olumlu durumdadır.

Ne kendi rahatsız oldu ne de halkı huzursuz etti. (kendisi rahatsız olmadı, halkı da huzursuz etmedi)

Yüklem olumsuz çekimlenirse anlatım bozukluğu meydana gelir.

Ne çay ne kahve içmedi.> "Ne çay içti ne kahve" olmalıydı.

] Zıt anlamlı iki sıfatla birlikte kullanılarak onların arasında bir durum ifade eder.

Dışarıdaki hava ne soğuk ne sıcak.
Yaptığı işe ne kolay ne de zor denebilir.

Not: "Ne zor, ne acı günler yaşadık" örneğinde "ne zor" ve "ne acı" sözleri ayrı ayrı da (biri olmadan) kullanılabileceği için buradaki "ne"ler bağlaç oluşturmaz.

"dE....dE, gerek......gerek, olsun.....olsun, kâh......kâh, ha......ha"

Öğeleri ya da cümleleri birbirine bağlarlar.

Öğretmeni de arkadaşları da onu çok merak ettiler.  özneleri bağlamış.
Annesini de babasına da özlemişti.              nesneleri bağlamış.
Tatil boyunca dinlenmiş de gezmiş de.        yüklemleri bağlamış.
İzmir'e de Aydın'a da uğrayacağız.               dolaylı tümleçleri
Fizikten de anlamam kimyadan da.
Gerek sen gerek(se) o, güzel çalıştınız. 
Gerek baba gerek anne tarafından bir akrabalıkları yok.
Ali olsun, Ahmet olsun, ikisi de çalışkan ve zekîdirler.
Kâh yıkılıyor, kâh kalkıyor, ama yılmıyor. 
Ha Ali ha Veli, ne fark eder?

d. Karşıtlık Bağlaçları

"ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki"

"ama, fakat, lâkin" aynı anlamlı bağlaçlardır. "yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki" de bunlara yakın bağlaçlardır.

]"ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki" bağlaçları, aralarında zıtlık bulunan iki ayrı ifadeyi, cümleyi birbirine bağlar.

Çok tembeldi, ama başarılı oldu. 
Yemek az, ama doyurucu.
Yerinde ve zamanında konuşmaya dikkat ediyorum, ama bazen yanlış anlaşılıyorum.
Hızlı yürüdü, ancak yetişemedi.
Bu işe başlıyorum, ancak bugün bitiremem.
Hava nemliydi, fakat yağmur yağmıyordu. 
Altmış yaşında, kır saçlı; fakat dinç bir adam bağırdı.
Bunları götür, yalnız diğerlerini getirmeyi unutma.

Not: Bir cümle bu bağlaçlardan biriyle başlayabilir. Bu durumda bu bağlaçlar iki bağımsız cümleyi birbirine bağlamış olur..

... Ne var ki sanatçıyı bu yüzden eleştirmek doğru olmaz.

] "ne yazık ki" bağlacı çok kötü ve acı sonları bildirir.

İnsanlara hep vefa gösterdi; ne yazık ki kendisi onlardan vefa görmedi.

] "ne var ki" bağlacı çaresizlik ifade eder.

En yüce duyguların tohumları ekildi; ne var ki dünya, insanları kendisine benzetmişti.

]"ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak", neden, şart, uyarma bildirir

Arkadaşının kalbini kırdı, ama çok pişman oldu.
Bizimle gelmene izin veririz, ama yolda fazla soru sormayacaksın.

] Sadece "ama" bağlacı pekiştirme anlamı katar.

Güzel, ama çok güzel eserler bırakmış atalarımız.

]Yine sadece "ama", cümle sonunda, dikkat çekmek için kullanılır.

Bak kızarım ama!
Böyle söylersen darılırım ama!

"hiç olmazsa" ve "hiç değilse"

Çarşıdan elimiz boş döndük. Hiç olmazsa iki kaset alsaydık.

"oysa, oysaki, hâlbuki"

Aralarında zıtlık, aykırılık bulunan iki cümleyi "tersine olarak, -dİğİ hâlde" anlamlarıyla birbirine bağlar.

Onu özledim, oysa gideli çok olmadı.
Gelemeyeceğini söyledi, hâlbuki vakti vardı.

Not: Bu bağlaçlar anlam bakımından zıt olmayan cümleler arasında kullanılırsa anlatım bozukluğuna yol açar.

Her zaman birinciydi, oysa çok çalışırdı. (anlatım bozuk)

e. Gerekçe Bağlaçları

"çünkü"

"Şundan dolayı, şu sebeple" anlamlarına gelir.
Neden bildirir.
Eve gittim, çünkü babam çağırmıştı.
Otobüse yetişemedik; çünkü evden geç çıkmıştık.

"madem(ki)"

Madem gelecektin, haber verseydin.

"zira"

"çünkü" anlamında kullanılır.
Allah'a sığın şahs-ı halîmin gazabından
Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir

"yoksa"

Ver diyorum, yoksa yersin dayağı.

"nasıl ki"

Acele etmez, ağırdan alır; nasıl ki bu akşam ağırdan alıyor.

"değil mi ki"

f. Özetleme Bağlaçları

"kısacası, demek ki, açıkçası, öyleyse, yani, özetle, o hâlde, anlaşılıyor ki"

... Kısacası kendimizi toparlamalıyız. 
... Demek ki ülkemiz bunlardan dolayı gelişmiyor.
... Açıkçası bu işi istemiyorum. 
... Öyleyse gidelim arkadaşlar.

g. Pekiştirme Bağlaçları

"bile, dE, hem de, dahi, üstelik, hatta, ayrıca, bundan başka"

Bu bağlaçlardan bazıları bazı durumlarda birbirlerinin yerine kullanılabilirler.

]"bile" kullanılan bir cümle daha önce kullanılmış bir cümlenin ya devamıdır ya da devamı gibi görünür.

Bunu sen bile başarabilirsin. 
Bağırsan bile duymaz.
Tembel adam, olur, demiş. Demiş ama yerinden bile kalkmamış.
Hatta parasını bile ödemişti. / Hatta parasını ödemişti bile.
Çölde suyun bir damlası bile değerlidir.

] "bile" yerine "de" veya "dahi" de kullanılabilir.

Bunu sen de başarabilirsin. 
Bağırsan da duymaz.
Tembel adam, olur, demiş. Demiş ama yerinden dahi kalkmamış.
Hatta parasını dahi ödemişti. / Hatta parasını ödemişti dahi.
Çölde suyun bir damlası dahi değerlidir.

] "hatta, hem de, ayrıca, üstelik"

Belle, kazmayla, hatta elleriyle kazıdılar. 
Gördüm, hatta konuştum da.
Konuşmuyor; üstelik gülmüyor da.
Çalışıyor, hem de sabahtan akşama kadar.

h. "de, ki, ise" bağlaçları

"dE"

] Her zaman kendinden önceki kelimeden ayrı ve de, da şeklinde yazılır; bitiştirilmez, te, ta şeklinde yazılmaz.  "ya" ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: "ya da"
Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar.

] Genellikle "dahi, bile, üstelik, hatta" bağlaçlarıyla özdeştir.

Bu soruyu Ali de bildi                         dahi, bile
Artık gönlümü alsa da önemi yok.    dahi, bile

] Cümleleri, aynı görevdeki kelimeleri ve sözleri birbirine bağlar ve değişik anlamlar katar:

Sorsan da söylemem                                   asla

Erzakını hazırla da pikniğe gidelim.   
Cümleleri bağlamış, burada pikniğe gitmek için erzak hazırlama şartı var.

Biraz müsaade etsen de işime baksam       rica, istek, yalvarma 
Büyüyecek de bana bakacak.                     Küçümseme, alay
Çalışıp da kazanacaksın.                            şart
Dün bizi bekletti de gelmedi.                       yakınma
Çalışayım da gör neler yapacağımı.             övünme
Düzenli çalıştı da başarılı oldu.                    için, neden-sonuç
Koşsan da yetişemezsin.                             değişmezlik

Bütün yıl okumamış da şimdi kitap kurdu oluverdi.             
Zıt anlamlı cümleler arasına girmiş.

] Tekrarlanan kelimelerin arasına girerek anlamı güçlendirir:

Ev de ev olsa bari                                         küçümseme
Çalış da çalış...                                              abartma

] "ama" bağlacının yerine kullanılabilir; cümleleri ve öğeleri birbirine bağlayabilir:

Hızlı hızlı koştu da yetişemedi.          cümleleri bağlamış

] Edattan ve zarftan sonra gelerek anlamı pekiştirebilir:

O kadar da soğuk değil.
Böyle davranmanız hiç de iyi olmadı.

"ki"

Sadece "ki" biçimi vardır. 
Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır. 
Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.

]Anlam bakımından birbiriyle ilgili cümleleri birbirine bağlar.

Bir şey biliyor ki konuşuyor.              (sebep-sonuç)
Baktım ki gitmiş.                                (şaşkınlık)
Ancak ne yazık ki böyle olmadı.                  

]Birisinden alıntı yapılacağı zaman kullanılır.

Atatürk diyor ki: ...                             (açıklama)

]Özneyle veya tümleçlerle ilgili açıklama yapılacağı zaman kullanılır. Bazen "ki" ile başlayan bu açıklama iki kısa çizgi arasında verilir.

Ben ki hep sizin için çalıştım.                        (pekiştirme)
Siz ki beni tanırsınız, neden böyle düşünüyorsunuz?
O yerden -ki herkes kaçar- sen de kaç.

]"ki" kullanılan bazı cümlelerin "ki"den sonraki kısmı söylenmez.

Sınavı kazanabilir miyim ki...           &nb

03/10/2012

Edatlar (İlgeçler) Konu Anlatımı

Bunların tek başalrna hiç bir anlamı yokmuş hep çift olmak zorundalarmıs dostum konu anlatımı aşağıda kolay gelsin. :)

Edatlar Çeşitleri, Özellikleri ve Örnekler

Tek başlarına anlamları olmayan, başka kelimelerle öbekleşerek değişik ve yeni anlam ilgileri kuran, birlikte kullanıldıkları kelimelere cümlede anlam ve görev kazandıran kelimelere edat denir.

Bazı dil bilgisi kitapları bağlaçları, edatları ve ünlemleri bir araya getirerek edatlar başlığı altında şu şekilde sınıflandırır:

-Bağlama edatları bağlaçlar
-Son çekim edatları edatlar
-Ünlem edatları ünlemler

Özellikleri ve Örnekler

  • Türkçede isimler ve fiiller anlamlı kelimelerdir. Edatlar ise tek başlarına anlam ifade etmezler; ancak cümlede anlam kazanır veya sadece diğer kelimelere anlam katarlar.

"için, kadar, -E kadar, gibi, göre, ile, üzere, yalnız, -E karşı, sanki, ancak, -dEn beri, -E doğru"

  • Kelimeler arasında çeşitli anlam ilişkileri kurduğu için edatlara yardımcı kelimeler de denir.

Ders çalışmak için odasına çekildi. (amaç)
Kurt gibi acıkmıştım. (benzerlik)

  • Edatlar önceki kelimeyle sonraki kelime arsında anlam ilgisi kurar. Bağlaçtan ve zarflardan farkı, yeni bir anlam ilgisi koruyor olmasıdır.

Sözlüden yine zayıf almış. (zarf)
Eve gittim, fakat onu bulamadım. (bağlaç)
Konuşmak üzere ayağa kalktı. (edat)

  • Edatlar cümleden çıkarılınca cümlenin anlamında bir eksiklik, daralma veya bozulma olur.

Güneş gibi başı göklere erdi. >edat çıkarılınca> Güneş başı göklere erdi.

  • Tek başlarına kullanamazlar. Başka kelimelerle birleşerek sıfat ya da zarf görevli öbekler oluştururlar.

Dağ gibi adam yok oldu gitti. (sıfat öbeği)
Sen de benin kadar çalışsan... (zarf öbeği)

  • Tek başlarına iken isim, sıfat, zarf, bağlaç olarak kullanılabilir. Bu durumda edat olmaktan çıkar:

Karşı köyde akrabaları vardı.  ( sıfat)
Derenin karşısına geçtik.   (ad)
Her söylenene karşı çıkıyor.   (birleşik fiilde isim)
Bana doğruyu söyle.   (isim)
Doğru söze ne denir?   (sıfat)
Lütfen doğru oturun.   (zarf)
Beride bir adam duruyor. ( isim)
Beri taraf oldukça dikenli. (sıfat)
Biraz beri gel.  (zarf)
Bir ömür boyu yalnız yaşadı. ( zarf)
Biz bu dünyada hep yalnızız.  (isim)
Parkta oturan yalnız adam onun babasıydı. ( sıfat)
Meyveler güzel, yalnız biraz renksiz.  (bağlaç)

  • Bazı edatlar sadece hâl ekleri ile birlikte kullanılırlar. Bazıları da üzerlerine ek alabilirler:

-e kadar, -e doğru, -den beri
bu kadarını, senin gibisi

  • Cümlede veya isim tamlamasında isim görevi alabilir; ek-fiil alarak yüklem olabilir.

Bu paranın ne kadarı sizin? (iyelik eki almış, isim gibi kullanılmış, nesne olmuş)
Her şey bıraktığım gibiydi. (ek-fiilin "di"li geçmiş zaman çekimi ile isim gibi kullanılmış, yüklem olmuş)

  • Edat grupları (edat ve edattan önceki kelimenin oluşturduğu kelime grubu) cümlede çoğunlukla zarf veya edat tümleci olur.

Sabaha kadar ders çalıştık. (zarf tümleci)
Eve doğru yürüdüm. (edat tümleci)

 

BAŞLICA EDATLAR


"ile"

  • "Araç, alet, neden, zaman, birliktelik" ilgisi kurar.

Ankara'ya uçakla giderler. (araç)
Bizi boş vaatlerle kandırdılar. (araç)
Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu. (beraberlik)
Arabanın gürültüsüyle irkildi. (neden)
Baharla birlikte leylekler de geldi. (zaman)

  • "-le" şeklinde bitişik de yazılabilir.

Çocuk ile>çocukla
Araba ile>arabayla

  • "ne ile, kiminle" sorularına cevap verir.

Sözünüzü balla kesiyorum. (araç)
Yar ile sohbet ne güzel. (birliktelik)

Not: "ile" kelimesi "ve" gibi kullanılırsa bağlaç olur. 
Bir kola ile simit aldım. (kola ve simit)

Soyut bir kelimeyle öbekleşirse edat değil "durum zarfı" olur.

Öfkeyle kalkan zararla oturur. (nasıl, öfkeli ve zararlı)
Sevinçle boynuma sarıldı. (nasıl, sevinçli bir hâlde, durum zarfı)

"gibi"

Benzetme edatlarındandır.
Yalın hâldeki kelimelerle birlikte kullanılır.
Benzetme, eşitlik anlamları katar.

  • Birlikte kullanıldığı kelime ile birlikte sıfat, zarf ve isim olabilir.

Adamın demir gibi bileği vardı. (sıfat, benzetme)
Kurşunlar, yağmur gibi yağıyordu. (zarf, benzetme)
Uyandığı gibi yataktan fırladı. (zarf, anında, zaman anlamı katmış)

  • İsim veya zarf gibi kullanıldığında cümle öğeleri oluşturur. Bu durumda ek alabilir.

O anda utançtan ölecek gibiydi. (isim, yüklem)
Onun gibisi nerede bulunur? (isim, özne)

  • Bu edatın yerini bazı ekler alabilir:

Şöyle garip bencileyin. (benim gibi)
Kadın bir gülüşü vardır onun. (kadın gibi)

"sanki"

  • Benzetme edatıdır.

"san" ve "ki"nin birleşiminden oluşmuştur.

  • Bu edatı bulunduran cümlelerde "sanmak, zannetmek" anlamları vardır.
  • "benzetme, uyarı, sözüm ona, sözde, inanmama" anlamları katar.

Sanki gece olmuş. Gibi, öyle zannedersin
Biri kapıyı çalıyor sanki. gibi, öyle zannediliyor
Sanki bütün kabahat benim. sözde, inanmama, öyle zannediliyor
Aldın da ne kazandın sanki? uyarı, ne kazandığını sanıyorsun?
Gelseydi ne olurdu sanki? ne olacağını sanıyordu ki?
Sanki bu da mı güzel? Öyle mi sanıyorsun?
Kısa öyküde daha başarılı sanki öyle gibi.

Not: "sanki" edatıyla "gibi" edatı bir arada kullanılırsa anlatım bozukluğu ortaya çıkar:

Sanki beni dövecek gibiydi. (yanlış)
"Beni dövecek gibiydi." ya da "Sanki beni dövecekti."

"kadar, -E kadar"

Benzetme edatlarındandır. 
Yalın hâldeki veya -E yönelme eki almış kelimelerle kullanılır. 
"kadar" şeklinde kullanıldığında üzerine ek alabilir.

  • "Karşılaştırma, benzerlik, eşitlik, yaklaşıklık, ölçü" anlamları katar.

Biz de onlar kadar başarılıyız. (eşitlik, benzerlik, ölçüsünde) 
Gül kadar güzelsin. (benzerlik)
Mektubu okuyunca köyünü görmüş kadar sevindi. (gibi)
Bir ton kadar kömür almış (ölçü, aşağı yukarı)
Yüz kadar asker evin önünden geçti. (ölçü, aşağı yukarı)

  • Birlikte kullanıldığı kelimeyle isim, sıfat ya da zarf oluşturur.

Biz bu kadarına da alışığız. (isim)
İçmiş kadar olduk. (zarf)
Ne kadar güçlü bir adam... (zarf)
Evin deniz kadar havuzu var. (sıfat)

  • Ad tamlamasında ad (tamlanan) olarak da kullanılabilir.

Vefasızlığın bu kadarını da görmemiştim. (isim, ad tamlamasında tamlanan)

  • "kadar" kelimesi zarf tümleci de yapar, edat tümleci de:

Dershaneye kadar gidelim. (edat tümleci)
Akşama kadar çalıştık. (değin anlamında, zarf tümleci)

"için"

-"Amaç, neden, özgülük, görelik, karşılık" bildirir.

-"Hakkında, nedeniyle, yüzünden, maksadıyla" anlamlarını ifade eder.

-Yalın hâldeki ya da iyelik eki almış kelimelerle birlikte kullanılır.

-İsim olarak kullanıldığında üzerine ek alabilir.

  • Bu edatla kurulan söz öbekleri, cümlede genellikle edat tümleci olarak kullanılır.

Çalışmak için başvurdu. (amacıyla, başvurunun amacı, sebebi)
Sınavı kazanmak için çalışmak gerekir. (sınavı kazanmanın şartı)
Sıkıldığı için dışarı çıktı. (neden, dışarıya çıkmanın sebebi)
Bu ayakkabıyı babam için aldım (özgülük)
Bu iş için kaç lira ödedin? (karşılık)
Senin için sorun yok tabi. (görelik)
Bizim için ne diyorlar? (hakkımızda)
Sizin için üç kişilik yer ayrıldı. (aitlik)
Tüm bu hazırlıklar bizim içindi. (isim, yüklem)
Vatan için ölenler yüreğimizde yaşarlar. (amaç, özne)

  • "-E" yönelme hâl eki ve "üzere", "-E göre", "diye" edatları bazı durumlarda bu edatın yerini tutabilir:

Bu ayakkabıyı babam için aldım > babama aldım.
Uyumak için odasına çekildi>uyumak üzere
Senin için iyi bir gündü>sana göre
Ne için söyledin sanki?>ne diye

"üzere, üzre"

  • "Amaç, koşul, zamanda yakınlık, gibilik" anlamları katar.

Sorunu halletmek üzere gidiyorum. (amaç, için)
Kitabı yarın vermek üzere alabilirsin. (şartıyla, koşul)
On dakika konuşmak üzere kürsüye çıktı. (için, amaç)
Acele edin, güneş batmak üzere. (zamanda yakınlık)
Konuştuğumuz üzere yarın buluşacağım. (gibilik)

  • Bu edatın üzerine ek gelebilir:

Tam da yola çıkmak üzereydik.

"-E göre"

Yönelme hâl ekiyle birlikte kullanılır, yani bu eki almış kelimelerden sonra gelir.
Kendi üzerine de ek alabilir.

  • "Görelik, uygunluk, yönünden, bakımından ve karşılaştırma" anlamları katar.

Başbakana göre enflâsyon düşük. (açısından)
Ayağını yorganına göre uzat. (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)
Allah dağına göre kış verir. (uygunluk)
Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş. (bakılırsa, yönünden)
Siz bana göre daha gençsiniz. (karşılaştırma)
Kemal, Hasan'a göre daha uzundu. (karşılaştırma)
Bana göre ayakkabınız var mı? (uygunluk)

  • "-cE" eki bu edatın yerini tutabilir.

Bence bu iş burada biter. (bana göre)

"karşı"

  • "-E" yönelme hâl ekiyle kullanılarak "için, hakkında, yönelme, ilgili olma" anlamları katar.

Edebiyata karşı ilgim vardı. (hakkında, yönelik)
Denize karşı bir balkonu var. (yönelik)

  • Zaman bildiren kelimelere eklenip "doğru, sularında" anlamları katar ve zarf öbeği oluşturur.

Yağmur sabaha karşı yeniden başlamıştı. (doğru)
Sabaha karşı uyuyabildim. (zarf öbeği)

Not: "karşı" kelimesi isim ve sıfat olarak kullanılabilir; birleşik fiil yapabilir.
Karşı köyde akrabaları vardı. (sıfat)
Derenin karşısına geçtik. (ad)
Her söylenene karşı çıkıyor. (birleşik fiil)

"diye"

  • Amaç ve neden ilgileri kurar.

Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)
Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)

"doğru"

  • Yönelme eki ile birlikte kullanılarak yön bildirir.

Ormana doğru yürüdük.
Bana doğru bakıyor.

  • Zamanda yakınlık bildirerek zarf öbeği de oluşturur.

Akşama doğru geldiler. (zarf öbeği)

  • Ad, sıfat ve zarf da olabilir. Bu durumlarda edat değildir.

Bana doğruyu söyle. (isim)
Doğru söze ne denir? (sıfat)
Lütfen doğru oturun. (zarf)

"dolayı, ötürü"

  • Ayrılma hâl ekiyle birlikte neden ilgisi kurar.

Zayıflıktan dolayı sık sık hastalanıyor.
Çalışmadığından ötürü canı sıkılıyor.

  • "-den" ekiyle de aynı anlam sağlanır.

Sıkıldığımdan dışarı çıktım.

"karşın, rağmen "

  • Yönelme ekiyle birlikte karşıtlık ilgisi kurar.


Çok uğraşmama karşın başaramadım.
Tanımamasına rağmen onu takdir ediyordu.

"beri"

  • "-dEn" ayrılma hâl ekiyle birlikte eylemin başlangıç yerini ve zamanını belirler.

Dün akşamdan beri görülmedi.
Okuldan beri hiç susmadı.
Yıllardan beri bu köyde yaşamaktalar.
Kar, sabahtan beri yağıyor.

  • "beri" kelimesi ad, sıfat, zarf da olabilir. Bu durumda edat değildir.

Beride bir adam duruyor. (isim)
Beri taraf oldukça dikenli. (sıfat)
Biraz beri gel. (zarf)

"yalnız"

İsim, sıfat, zarf ve bağlaç olarak kullanılabilen bu kelime "sadece, bir tek" anlamına gelmek şartıyla edat olarak da kullanılabilir. Bu yönüyle diğer kelime türlerinden ayırt edilebilir.

Bir ömür boyu yalnız yaşadı. (tek başına, zarf)
Biz bu dünyada hep yalnızız. (tek başına, isim)
Parkta oturan yalnız adam onun babasıydı. (tek, sıfat)
Meyveler güzel, yalnız biraz renksiz. (ama, bağlaç)
Cebinde yalnız yol parası vardı. (sadece, edat)
Beni yalnız sen anlarsın. (sadece, bir tek)

"ancak"

"yalnız, sadece, özgülük, sınırlandırma, olsa olsa" anlamları katar.

Seni ancak ebediyyetler eder istiab (sadece)
Onu ancak para ilgilendirir. (sadece, bir tek)
Bu işten ancak Hasan Usta anlar. (sadece)
Bu kömür ancak üç ay yeter. (en fazla, olsa olsa)
Sabah çıktılarsa akşama ancak gelirler. (belki, ihtimal)

"değil"

İsim cümlelerinin yüklemini olumsuzlaştırır.
Yolumu kesen bu değildi.

Olumsuz eylem cümlelerini olumlu; olumluları da olumsuz yapar:
Bu haberi duymamış değiliz. duymuşuz
Bu haberi duymuş değiliz. duymamışız

"mi"

-Soru edatıdır. 
-Farklı anlam ilgileri kurar.
-Ek alabilir.

Babanız İstanbul'dan döndü ? (soru)
Onu gördüm  sinirleniyorum. (zaman)
Sıcak  sıcak bir havaydı. (pekiştirme)
Çalıştın  her şeyi başarırsın. (koşul)

EDAT İLE BAĞLACIN KARIŞTIRILMAMASI

1. Edatlar cümlenin bir öğesi olurken, bağlaçlar bir öğe özelliği göstermez. (Öğe içinde yer alabilirler). Sabaha karşı eve gelmişlerdi. (Edat-Zarf Tümleci) / Kitapları ve defterleri çantasına koydu. (Nesne) ("Ve" bağlacı nesneleri birbirine bağlamıştır.)


2. "İle, yalnız, ancak" gibi kelimeler hem edat hem bağlaç görevinde kullanılabilir. Cümle içindeki anlamı bu nedenle önemlidir. Ayrıca şu pratik yolla bu kelimelerin edat mı, bağlaç mı olduğunu anlayabiliriz:

."İle" yerine "ve" getirilebiliyorsa; "ile" bağlaçtır. Defter ile kalemi çantaya koydum. / Arkadaşları ile konuşmuyordu. (Birincisinde "ve" gelebildiği için bağlaç; ikincisinde "ve" kullanılamadığı için edattır.)

."Yalnız, ancak" kelimeleri yerine "ama" bağlacı getirilebiliyorsa, bu kelimeler bağlaçtır. "Sadece" kelimesi getirilebilirse bu kelimeler edat olur. Almak isterim ancak param kalmadı. / Bu işi ancak sen yapabilirsin.

3.Edatlar cümleden atılamaz. Cümle anlamsızlaşır. Bağlaçlar cümleden çıkartılınca cümlenin anlamı daralsa da cümle anlamsızlaşmaz.

Senin gibisini görmedim. / Senin görmedim. (Cümle anlamsızlaştı. Bu nedenle "gibi" edattır.) Koştum ama yetişemedim. / Koştum yetişemedim.

(Cümle anlamını pek kaybetmedi. Bu nedenle "ama" bağlaçtır.)

Tags: Edatlar Konu Anlatımı, Edatlar Nasıl Bulunur, Edatlar Nelerdir, Edat Nedir, Edat Tümleci

03/10/2012

Fiilde Kip (Kip Ekleri Nelerdir)

Kipler bir çok çeşide ayrılır onlardna bazıları sunlardır. Haber kipleri, Dilek kipleri,i gereklilik kipleri, istek kipleri vs. vs. kolay gelsin konu anlaıtmı aşağıdadır.

I. BASİT ZAMANLI ÇEKİMLER

Fiillerin basit zamanlı çekimleri sadece bir tek kip eki içerir. 

Yapılışı şöyledir: fiil + kip eki + şahıs eki (gel-di-k vb.) 

Kipler, kip ekleri ve çekim örnekleri aşağıda verilmiştir: 

1. Haber (Bildirme) Kipleri

Zaman kavramı taşıyan kiplerdir, yani zaman ekleriyle yapılırlar. Taşıdıkları bu zaman eklerine göre beşe ayrılır: 

a. Bilinen (görülen,bilinen,di'li) Geçmiş Zaman Kipi

Fiile (kök veya gövde) "-dı/di/-du/-dü ; -tı/-ti/-tu/-tü" eki getirilerek yapılır.

Bu ek bilinen geçmiş zaman ifade eder.  

]Uzak ya da yakın geçmişte yapılan ve tamamlanan işleri kesinliğe bağlayarak anlatır.

Araştırmalarını geçen yıl kitaplaştırarak yayımladı.
Saat kaçta ve nerede buluşacağımızı şimdi hatırladım.
Konular ayrıntılarıyla görüşüldü 

]Kişi, kişiler ya da tarih tarafından bilinen olaylar anlatılır.
1908'de ikinci Meşrutiyet ilân edildi. 
Türklere Anadolu'nun kapılarını Alparslan açtı. 

Çekimi: 

Olumlu: Gel-di-m, Gel-di-n, Gel-di,
            Gel-di-k, Gel-di-niz, Gel-di-ler 

Olumsuz: Gel-me-di-m, Gel-me-di-n, Gel-me-di, 
              Gel-me-di-k, Gel-me-di-niz, Gel-me-di-ler 

Olumlu soru: Gel-di-m mi?, Gel-di-n mi?, Gel-di mi?, 
                   Gel-di-k mi?, Gel-di-niz mi?, Gel-di-ler mi? 

Olumsuz soru: Gel-me-di-m mi?, Gel-me-di-n mi?, Gel-me-di mi?, 
                     Gel-me-di-k mi?, Gel-me-di-niz mi?, Gel-me-di-ler mi? 

b. Öğrenilen(duyulan,anlatılan,miş'li) Geçmiş Zaman

Fiile "-mış/-miş-/-muş/-müş" eki getirilerek yapılır.

]Bu ek ve bu çekim, yapılan işin görülmediğini, duyulduğunu, öğrenildiğini ifade eder.

Depremzedelere gönderilen yardımları engellemişler.
Atalarımız bizlere güvenmiş de bu vatanı emanet etmişler.
Annemin anlattığına göre ben bir yaşında yürümeye başlamışım. 

]Farkında olunmayan ya da sonradan fark edilen fiilleri anlatır:
Okula giderken otobüste uyumuşum.
Bir de baktım ki okul durağını geçmişiz. 

]Bir işle, oluşla ilgili kişisel görüş bildirir:
Yemek güzel olmuş; ellerin dert görmesin. 

]Masallarda kullanılır:Bir varmış, bir yokmuş. Az gitmiş uz gitmiş.  

Çekimi:

Olumlu:Gel-miş-im    Gel-miş-sin    Gel-miş Gel-miş-iz   Gel-miş-siniz  Gel-miş-ler 

Olumsuz:Gel-me-miş-im  Gel-me-miş-sin   Gel-me-miş 
             Gel-me-miş-iz    Gel-me-miş-siniz   Gel-me-miş-ler 

Olumlu soru:Gel-miş miyim?  Gel-miş misin?  Gel-miş mi?
                   Gel-miş miyiz?    Gel-miş misiniz?     Gel-miş-ler mi? 

Olumsuz soru:Gel-me-miş miyim?  Gel-me-miş misin?     Gel-me-miş mi?
                     Gel-me-miş miyiz?    Gel-me-miş misiniz?   Gel-me-miş-ler mi? 

c. Şimdiki Zaman

Fiile "-yor" eki getirilerek yapılır. Ünsüzle biten fiile "İ" yardımcı ünlüsüyle birlikte; ünlüyle bitenlere tek başına getirilir: Oku-yor                      gel-i-yor 

]Belirtilen işin, oluşun vb. içinde bulunulan zamanda yapılmakta olduğunu ifade eder.

Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya 

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum. 

]Bu çekimden sonra "-Dİr" bildirme eki kullanılırsa olasılık anlamı katılmış olur:
O şimdi mışıl mışıl uyuyordur. 

]Bu ekin yerini "-mEk-tE" ekleri alabilir:Gördüğün gibi dinleniyoruz>dinlenmekteyiz. 

Çekimi:

Olumlu:Gel-i-yor-um     Gel-i-yor-sun    Gel-i-yor   
            Gel-i-yor-uz   Gel-i-yor-sunuz   Gel-i-yor-lar 

Olumsuz:Gel-mi-yor-um   Gel-mi-yor-sun   Gel-mi-yor
              Gel-mi-yor-uz    Gel-mi-yor-sunuz   Gel-mi-yor-lar 

Olumlu soru:Gel-i-yor muyum?     Gel-i-yor musun?     Gel-i-yor mu?
                   Gel-i-yor muyuz?      Gel-i-yor musunuz?    Gel-i-yor-lar mı? 

Olumsuz soru:Gel-mi-yor muyum?   Gel-mi-yor musun?    Gel-mi-yor mu?
                     Gel-mi-yor muyuz?    Gel-mi-yor musunuz?   Gel-mi-yor-lar mı? 

d. Gelecek Zaman

Fiile "-acak/ecek" eki getirilerek yapılır.

]İşin gelecekte yapılacağını bildirir.

Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim.  

Önümden çekilirsen İstanbul görünecek
Nerede olduğumu bileceğim
Sisler utanacak, eğilecek
Ağzının ucundan öpeceğim
Saçına kalbimi takacağım
Avcunda bir şiir büyüyecek
Nerede olduğumu bileceğim (Atilla İlhan; Rüzgâr Gülü) 

]"-dir" bildirme ekiyle birlikte kullanıldığında kesinlik anlamı katar. 
Yarınki maç saat 14:00'te yapılacaktır. 

Çekimi:

Olumlu:Gel-eceğ-im     Gel-ecek-sin     Gel-ecek
           Gel-eceğ-iz     Gel-ecek-siniz    Gel-ecek-ler 

Olumsuz:Gel-me-y-eceğ-im    Gel-me-y-ecek-sin    Gel-me-y-ecek
             Gel-me-y-eceğ-iz      Gel-me-y-ecek-siniz    Gel-me-y-ecek-ler

Olumlu Soru:Gel-ecek miyim?    Gel-ecek misin?    Gel-ecek mi?
           Gel-ecek miyiz?    Gel-ecek misiniz?   Gel-ecek-ler mi? 

Olumsuz Soru:Gel-me-y-ecek miyim?    Gel-me-y-ecek misin?   Gel-me-y-ecek mi?
                    Gel-me-y-ecek miyiz?     Gel-me-y-ecek misiniz? Gel-me-y-ecek-ler mi? 

e. Geniş Zaman

Fiil kök veya gövdesine "-r" ; "-ar/-er" ; "-ır/-ir/-ur/-ür" eki getirilerek söz konusu olan işin vb. geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanların tümüne ait olduğunun, yani her zaman tekrarlandığı bildirir.  

Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
Ağlarımağlatamamhissederimsöyleyemem
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. 

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. 

*Geniş zamanın olumsuz çekiminde bu ekin kullanımı biraz izah gerektirir. Bazı şahıslarda olumsuzluk ekinden sonra geniş zaman eki gelmezken bazılarında da "z" olarak kullanılır:

Gel-i-r-im       >        gel-me-m                    ek yok
Gel-i-r-sin       >        gel-me-z-sin                z
Gel-i-r             >        gel-me-z                     z
Gel-i-r-iz         >        gel-me-y-iz                  ek yok
Gel-i-r-siniz    >        gel-me-z-siniz              z
Gel-i-r-ler       >        gel-me-z-ler                z 

Çekimi:

Olumlu:Gel-i-r-im    Gel-i-r-sin    Gel-i-r   Gel-i-r-iz   Gel-i-r-siniz   Gel-i-r-ler

Olumsuz:Gel-me-m   Gel-me-z-sin   Gel-me-z   
              Gel-me-y-iz    Gel-me-z-siniz  Gel-me-z-ler 

 Olumlu Soru:Gel-i-r miyim?Gel-i-r misin?Gel-i-r mi?
Gel-i-r miyiz?Gel-i-r misiniz?Gel-i-r-ler mi?

 Olumsuz Soru:Gel-me-z miyim?Gel-me-z misin?Gel-me-z mi?
Gel-me-z miyiz?Gel-me-z misiniz?Gel-me-z-ler mi? 

2. DİLEK KİPLERİ

Dilek kipleri, fiillere dilek anlamı katan kiplerdir. 
Fiilin zamanını bildirmezler. Ama hepsinde de pek belirgin olmayan bir gelecek zaman anlamı vardır.  

Dilek kipleri dörde ayrılır:

a. Gereklilik Kipi

Fiile "-malı/meli" eki getirilerek yapılır. Belirtilen işin yapılması gerektiğini bildirir. 
"lâzım, gerek, icap eder" anlamlarını verir. 

Bütün bunların üstüne 
Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim ;
Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim 
Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli 
Adın kurtuluştur ama söylememeliyim
Can kuşum umudum canım sevgilim. 

Çekimi

Olumlu: Olumsuz:
Gel-meli-y-im
Gel-meli-sin
Gel-meli
Gel-meli-y-iz
Gel-meli-siniz
Gel-meli-ler
Gel-me-meli-y-im
Gel-me-meli-sin Gel-me-meli
Gel-me-meli-y-iz
Gel-me-meli-siniz
Gel-me-meli-ler

Olumlu Soru: Olumsuz Soru:
Gel-meli mi-y-im?
Gel-meli misin? 
Gel-meli- mi? 
Gel-meli mi-y-iz ?
Gel-meli mi-siniz?
Gel-meli-ler mi?
Gel-me-meli mi-y-im?
Gel-me-meli misin? Gel-me-meli- mi? 
Gel-me-meli mi-y-iz ?
Gel-me-meli mi-siniz?
Gel-me-meli-ler mi? 

 

b. İstek Kipi

Fiile "-a /-e" eki getirilerek yapılır. Fiilin yapılmasının istendiğini bildirir. 

Bende yok sabr ü sükûn sende vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar fikr idelim bir kerre 

Güneş ufuktan şimdi doğar  
Yürüyelim arkadaşlar   

Nereye dikilmek istersen
Söyle seni oraya dikeyim

Hep senünçündür benim dünyâ cefasın çektiğim 
Yoksa ömrüm varı sensiz neyle(ye)yim dünyâyı ben 

*Ünlüyle biten fillerin 1. tekil şahıs çekiminde heceden tasarruf edilebilmektedir:
Gelmeyeyim>gelmeyim    Okumayayım>okumayım     Neyleyeyim>neyleyim 

*Beddua amaçlı da kullanılabilir:Kurşunlara gelesin. 

Çekimi

Olumlu: Olumsuz:
Gel-e-y-im
Gel-e-sin
Gel-e
Gel-e-lim
Gel-e-siniz 
Gel-e-ler
Gel-me-y-e-y-im
Gel-me-y-e-sin Gel-me-y-e
Gel-me-y-e-lim
Gel-me-y-e-siniz
Gel-me-y-e-ler

Olumlu Soru: Olumsuz Soru:
Gel-e-y-im mi?
--
--
Gel-e-lim mi?
--
--
Gel-me-e-y-e-yim mi?
--
--
Gel-me-e-ye-lim mi?
--
--

 

c. Dilek-Şart Kipi

Fiile "-sa/-se" eki getirilerek yapılır.

Fiilin yapılması dileğini bildirir. Bu durumda bu eki alan fiil yüklemdir. 

"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksembaşına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsemtaşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle; 

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan; 

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem

Tüllenen mağribi, akşamları sarsamyarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

AÇSAM RÜZGARA

Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş 
Mavilerde sefer etmek! 
Bir sahilden çözülüp gitmek 
Düşünceler gibi başıboş. 
Açsam rüzgara yelkenimi; 
Dolaşsam ben de deniz deniz 
Ve bir sabah vakti, kimsesiz 
Bir limanda bulsam kendimi. 
Bir limanda, büyük ve beyaz... 
Mercan adalarda bir liman.. 
Beyaz bulutların ardından 
Gelse altın ışıklı bir yaz. 
Doldursa içimi orada 
Baygın kokusu iğdelerin. 
Bilmese tadını kederin 
Bu her alemden uzak ada. 
Konsa rüya dolu köşkümün 
Çiçekli dalına serçeler. 
Renklerle çözülse geceler, 
Nar bahçelerinde geçse gün. 
Her gün aheste mavnaların 
Görsem açıktan geçişini 
Ve her akşam dizilişini 
Ufukta mermer adaların. 
Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş, 
İller, göller, kıtalar aşmak. 
Ne hoş deniz deniz dolaşmak 
Düşünceler gibi başıboş. 
Versem kendimi bütün bütün 
Bir yelkenli olup engine; 
Kansam bir an güzelliğine 
Kuşlar gibi serseri ömrün.

Orhan Veli KANIK

Bir fiilin gerçekleşmesi koşulunu bildirir. Bu durumda bu eki alan fiil yan cümlenin yüklemidir.  

Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm  (İlhan Berk) 

Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... 

Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı
Bahtına lânet olsun aşmadıysan bu dağı

 Çekimi:

Olumlu: Olumsuz:
Gel-se-m
Gel-se-n
Gel-se
Gel-se-k
Gel-se-niz
Gel-se-ler 
Gel-me-se-m
Gel-me-se-n
Gel-me-se
Gel-me-se-k
Gel-me-se-niz
Gel-me-se-ler

Olumlu Soru: Olumsuz Soru:
Gel-se-m mi?
Gel-se-n mi?
Gel-se mi?
Gel-se-k mi?
Gel-se-niz mi?
Gel-se-ler mi?
Gel-me-se-m mi?
Gel-me-se-n mi?  
Gel-me-se mi?
Gel-me-se-k mi?   
Gel-me-se-niz mi?   
Gel-me-se-ler mi? 

                  

d. Emir Kipi

1. şahısların çekimi yoktur.
Fiilin yapılmasını emir biçiminde bildirir.  

Oraya otur ve yerinden kalkma.
Bu raporu akşama kadar yetiştir.

*Bazen dilek, istek anlamları da taşır.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... 
Her şey gönlünüzce olsun.
Allah'ım bizi affet!
Peki, öyle olsun. 

Çekimi

Olumlu: Olumsuz:
--
Gel
Gel-sin

--
Gel-in(iz)
Gel-sin-ler

--
Gel-me
Gel-me-sin

--
Gel-me-y-(in)iz
Gel-me-sin-er


Olumlu Soru: Olumsuz Soru:

--
--
Gel-sin mi?

--
--
Gel-sin-ler mi?

--
--
Gel-me-sin mi?

--
--
Gel-me-sin-ler mi?

Buraya kadar fiillerin basit zamanlı (tek kipe göre) çekimlerini yaptık.Fiillerin bir de birleşik zamanlı çekimleri vardır ki bundan önce birleşik zamanlı çekimleri yapmaya yarayan ek-fiili öğrenmek yerinde olacaktır. 

 II. Ek-Fiil ve BİRLEŞİK ZAMANLI ÇEKİMLER 

Ek-Fiil:İsim soylu kelimelerin sonuna gelerek onların yüklem olmasını ve basit zamanlı fiil çekimlerinin birleşik zamanlı çekimlerini yapmayı sağlayan fiildir.  

"imek" fiilinin ek olarak kullanımıdır. Genellikle bitişik yazılır.  

*Fiillerin hikâye, rivayet, şart birleşik zamanlı çekimlerini yapmayı sağlar.

*"di"li geçmiş zamanın hikâyesi, şartı:
geldi idim>geldiydim            
geldi isek>geldiysek 

*-miş'li geçmiş zamanın hikâyesi, rivayeti, şartı:
gelmiş idi>gelmişti   
gelmiş imiş>gelmişmiş
gelmiş ise>gelmişse 

*Şimdiki zamanın hikâyesi, rivayeti, şartı:
biliyor idik>biliyorduk
biliyor imişiz>biliyormuşuz
biliyor isek>biliyorsak 

*Gelecek zamanın hikâyesi, rivayeti, şartı:
alacak idik>alacaktık
alacak imiş>alacakmış
alacak isen>alacaksan 

*Geniş zamanın hikâyesi, rivayeti, şartı:
sever idi>severdi
sever imişler>severmişler
sever iseler>severlerse 

*Dilek-şart kipinin hikâyesi, rivayeti: gitse idim>gitseydim gitse imiş>gitseymiş 

*İstek kipinin hikâyesi, rivayeti:bula idi>bulaydı ala imiş>alaymış 

*Gereklilik kipinin hikâyesi, rivayeti ve şartı:
yazmalı idik>yazmalıydık
çizmeli imişiz>çizmeliymişiz
sürmeli iseler>sürmeliyseler veya sürmelilerse 

Dikk

03/10/2012

Fiilimsiler (Eylesimler) Konu Anlatımı

Zor gibi görünen aslında ekleri ezberleyince hiçte zor olmadıgını anlayacağınız bir konu filiimsiler konusu bizde sizlere yardımcı olarak fiilimsiler konu anlatımını sizlerle paylasıyoruz. Başarılar.


Fiilimsiler

Fiil kök veya gövdelerinden yapım ekleriyle türetilerek isim, sıfat ve zarf olarak kullanılan kelimelerdir.  

Bunlar artık fiil olarak kullanılma özelliğini kaybettikleri için fiil çekim eklerini (olumsuzluk eki hariç) alamazlar; isim çekim eklerini alabilirler, isim sıfat ve zarf (tümleci) olarak kullanılırlar; yancümlecik kurarlar. 

Fiilimsiler üçe ayrılır: İsim-fiiller, Sıfat-fiiller (ortaçlar)ve Zarf-fiiller (ulaç,bağ-fiil) 

1. İsim-fiiller

Fiillerin adıdır.

Fiillere (basit, türemiş, birleşik) getirilen "-mE, -mEk, -İş" ekleriyle yapılır. Türetilen bu kelimelere mastar; türetmede kullanılan eklere mastar eki denir.  

Bakmak, okumak, yazmak, konuşmak, derlemek, eleştirmek, araştırmak...;
Bakma, yüzme, seslenme, tamamlama, yarım bırakma, kovalama...;
Bakış, geliş, gidiş, serzeniş, sesleniş, tükeniş, kurtuluş, çıkış... 

*İsimlerin tüm özelliklerini gösterir, cümlede isim gibi kullanılır. 

Kitap okumayı çok seviyorum.                     Nesne

Okumak en faydalı eylemdir.                        Özne

Sinirli olduğu gelişinden anlaşılıyor.             Dolaylı tüml. 

*Olumsuzları mastar ekinden önce olumsuzluk eki getirilerek yapılır. 
Okumamak, yazmama, seslenmeyiş... 

*Bu kelimeler tek başlarına (eksiz) kullanıldıklarında mastar eki vurguludur. 
Okumak, yazma, danışma, sesleniş... 

*Eğer "-mE" ile yapılan isim-fiillerde bu ek vurgusuz, bundan önceki  hece vurgulu okunursa yanlış anlaşılma olur: Olumsuz emir çekimi zannedilir.

Danışma         fiilimsi                         danışma          olumsuz emir

Kaynaşma      fiilimsi                         kaynaşma       olumsuz emir 

Dikkat: "-mE" eki olumsuzluk ekiyle karıştırılmasın. 

*Kimi isim-fiiller kalıcı nesne, yer, iş veya kavram adı olabilirler. Bu durumda artık isim-fiil olarak kullanılmazlar. Bunlar olumsuzluk eki de alamazlar.
Dondurma, danışma, kavurma, kızartma...;
Çakmak, yemek, ekmek...;
Alış veriş, gösteriş, direniş... 

*"-mE" ekiyle türeyen mastarlardan bazıları sıfat olarak kullanılabilir.
Süzme bal, asma köprü, yapma çiçek... 

2. Sıfat-fiiller (Ortaçlar)

Fiil kök veya gövdelerinden yapım ekleriyle yapılmış sıfatlardır.

Tanı->tanıdık           (adam)                        kırıl->kırılası (eller)... 

"-En, -Esİ, -mEz, -r, -dİk, -EcEk, -mİş" ekleriyle türetilirler 

*Sıfat görevinde kullanılırlar. Niteleme sıfatı sayılırlar.

gelen araba, öpülesi el, dönülmez yol, koşar adım, tanıdık yüz, gelecek zaman, olmuş iş... 

*Daha sonra isimleşebilirler. İsimleştikleri zaman cümlede isim gibi kullanılırlar.

Gelenler kimdi?                                 özne
Tanıdıklarımıza rastlayamadık.        Dolaylı tüml. 

Aldıkları eke göre çeşitlere ayrılırlar:

*Geçmiş zaman ortaçları :"-dİk ve -mİş" ekleriyle yapılır.
Nesne ve kavramların geçmişte ortaya çıkan niteliklerini bildirirler. 

Koca şehirde bir tek tanıdık yok.
Aramadık yer bırakmadık.
Bugüne kadar görülmemiş bir haksızlık var ortada.
Pişmiş aşa su katmak. 

*Gelecek zaman ortaçları:"-Esİ ve -EcEk " ekleriyle yapılır.
Nesne ve kavramların gelecekte ortaya çıkacak olan niteliklerini bildirirler. 

Kırılası eller hep zalimin yanında.
Memleketin o kadar çok görülesi güzellikleri var ki...
Daha yapılacak çok iş var. 
Çözülemeyecek bir sorun yoktur. 

*Geniş zaman ortaçları: "-En, -mEz, -or" ekleriyle türetilirler 

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
Koşar adım eve gitti. 
Hep bilinen şeylerden bahsetti durdu.
İşe erken başlayan erken verim alır. 

Gelen adayların kaydını yapıyorlar.             (şimdi gelen)
Akan kanı durdurmalı önce                          (her zaman akan)
Kaçan mahkûmları yakalamışlar.                 (kaçmış olan) 

Belirtme Ortaçları:"-dİk ve -EcEk" eklerinden sonra iyelik eki getirilerek yapılır. 

Okuduğum son kitap
Okuyacağım ilk kitap
Yapacağımız işler
Yapılacakları belirledim.
Geleceği varsa göreceği de var.
Diktiğimiz fidanlar meyve vermeye başlamış. 

Dikkat: Bu eklerden "-mEz, -or, -dİk, -EcEk, -mİş" ekleri fiil çekim eki olarak da kullanılmaktadır. Zaten fiil çekim eki olan bu ekler zamana bağlı olarak sonradan sıfat yapmışlardır.  Sıfat yaptıkları durumda artık çekim eki değildirler. 

Bu konu uzun süre tartışılacak                      (çekimli fiil)
Uzun süre tartışılacak bir konu bulduk.       (ortaç) 

3. Zarf-fiiller (Ulaçlar)

-Fiillerden türetilen ve zarf tümleci olarak kullanılan kelime veya kelimelerdir.
-Ulaçlar yapım ekleriyle türetilir.
-İsim görevinde kullanılmazlar. 

Çeşitleri şunlardır.

a.Bağlama Ulacı"-İp" ekiyle türetilir.

Bu ek genellikle "ve" bağlacının yerini tutar.
"-İp" ekinin getirildiği fiille onun bağlanmış olduğu fiilin öznesi ve zamanı aynıdır.

Telefon edip hâlini hatırını sordum.< Telefon ettim ve hâlini hatırını sordum 

Bu ulacın tekrarlanması fiilin sıkça yapıldığını gösterir:
Gidip gidip komşuları rahatsız ediyor.
Bakıp bakıp gülüyor. 

b. Durum Ulaçları :"-erek, -e..., -e, -meden, -meksizin, -cesine" ekleriyle yapılır.Fiilin nasıllığını bildirir. 

Sınıfa gülerek girdi.
Olayı adeta yeniden yaşıyormuşçasına anlattı.
Gece karanlık sokaklarda düşe kalka ilerlediler.
Dinlene dinlene gittiler.
Gürültüye aldırmadan işiyle meşgul oluyordu.
Hiç dinlenmeksizin yedi saat yürüdüm.
Her şeyi bilircesine konuşuyordu. 

c. Zaman Ulaçları:"-İncE, -dİkçE, -dİğİndE, -ken, -mEdEn, -or, -mEz" ekleriyle yapılır.Bu ulaçlar fiilin zamanını bildirir. 

Gülünce gözlerinin içi gülüyor.
Canım sıkıldıkça şiir okurum.
Kar yağınca herkes sokaklara döküldü.
İlk okuduğumda iyi anlayamamıştım.
Uyurken hep sayıklar.
Gün ağarırken düştük tarla yollarına.
Uyumadan önce de yarım saat kitap okunabilir.
Gelir gelmez seni sordu. 

d. Başlama Ulaçları:"-Elİ" ekiyle türetilir ve sonraki fiilin başlangıcını bildirir. 

Buraya geleli çocuğa bir hâller oldu.
Seni tanıyalı hayatım değişti. 

e. Nedenlik Ulaçları:"-dİğİ, -EcEğİ" ekleriyle türetilir ve "-dEn dolayı, için, -dEn ötürü" edatlarıyla birlikte kullanılır. 

Çok yalnızlık çektiğinden (dolayı) buralarda kalmak istemiyor.
Sizden ayrılacağı için üzülüyor. 

f. Bitirme Ulaçları:"-EnE, -İncEyE, -EsİyE" ekleriyle türetilir ve "değin, dek ve kadar" edatlarıyla birlikte kullanılır.Sonraki fiilin bitimini gösterir.  

Sen gelene kadar biz burada bekleyeceğiz.
Yollar açılıncaya kadar bekledik.
Öldüresiye dövdüler.

Tags: Fiilimsiler Konu Anlatımı, İsim Fiiler Nelerdir, Sıfat Fiiler Nelerdir, Zarf Fiiler Nelerdir, Fiilimsilere Örnek

03/10/2012

Dil ve Anlatım Dersi Zamirler (Adıllar) Konusu

Zamirlerin bir diğer adı ise adıldır. Bu yazımızda sizlere adılların konu anlatımı yapacağız.


ZAMİRLER ( ADILLAR)

 

ZAMİR (ADIL)

Zamir Çeşitleri 
1. Şahıs Zamirleri 
2. Dönüşlülük zamiri 
3. İşaret zamirleri 
4. Belgisiz zamirler 
5. Soru zamirleri 
6. İlgi zamiri 
7. İyelik zamiri

YAPI BAKIMINDAN ZAMİRLER
1. Basit Zamirler 
2. Birleşik Zamirler 
3. Öbekleşmiş Zamirler 
4. Ek Hâlindeki Zamirler

 

ZAMİRLER

Zamir:İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle bazı eklere zamir denir.

Ahmet'ten öğrendim > ondan öğrendim
Kitabı gördün mü? > bunu gördün mü?
Öğrenciler dışarı çıktı> hepsi/herkes dışarı çıktı.

Zamirlerin Özellikleri
1. İsim soyludur.
2. Bir ya da birden fazla ismin yerini tutarlar. Onları öğrenmek için de kullanılırlar. 
3. Anlamdan çok görev yönü ağır basar.
4. İsimlerin yerini geçici olarak tutarlar. 
5. İsim çekim eklerini (hâl, iyelik, çoğul ekleri) -genellikle- alabilirler. 
6. Tekil ve çoğul şekilleri vardır.
7. Dolayısıyla cümlede isim gibi kullanılabilirler. 
8. Cümlede tek başlarına görev üstlenebilirler.
9. Birçok sıfat, zamir olarak da kullanılabilir.

Zamir Çeşitleri
Zamirler, isimlerin yerini tutma şekillerine ve yerini tuttukları isimlere göre çeşitlere ayrılırlar:
1. Şahıs zamirleri
2. Dönüşlülük zamiri
3. İşaret zamirleri
4. Belgisiz zamirler
5. Soru zamirleri
6. İlgi zamiri
7. İyelik zamiri 

1.Şahıs Zamirleri

Şahıs isimlerinin yerine kullanılan zamirlerdir: "ben, sen, o, biz, siz, onlar, bizler, sizler."

-Tamlayan eki (ilgi hâl eki)ni alabilirler; iyelik eklerini almazlar.

Bu durumda şahıs zamirleri tamlamalarda ancak tamlayan olarak kullanılabilirler. 
Bu tamlamalarda sonradan tamlayan düşebilir. Çünkü tamlanandaki iyelik ekleri zaten şahıs anlamı taşımaktadır:

Benim kalemim, senin defterin, onun çantası, bizim okulumuz, sizin sınıfınız, onların bahçeleri, bizlerin kaygısı, sizlerin iyiliği...
kalemim, defterini al, çantası, okulumuz, sınıfınız, bahçelerine bak...

Bu tür tamlamalarda tamlayan vurgulanmak istenirse düşürülmez:

Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Başkasının değil, senin. Burada "sizin" kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)

Biz bugün senin misafiriniz. (Başkasının değil, senin.)

Tamlayan atıldığında yanlış anlaşılma olacaksa atılmaz:

Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Burada "sizin" kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)
Onun eşyalarını bize getir. > Eşyalarını bize getir
Senin doğum tarihini bilen yok mu? >Doğum tarihini bilen yok mu
Onun yarışmada birinci olduğuna sevindim.

"ben" ve "sen" zamirleri yönelme hâl eki aldıklarında ses değişikliği meydana gelir:

Ben > bana
Sen > sana

"sen" yerine saygı ve incelik olsun diye "siz" de kullanılır. Tabi bu durumda yüklem de çoğul olmalıdır.

Siz bu olayı görmediniz mi?

Böbürlenmek amacıyla "ben" yerine "biz" kullanılabilir:

Böylelerinin hakkından gelmesini biliriz biz.  

 2. Dönüşlülük zamiri

 Şahısları pekiştirerek bildiren ve fiildeki işin, özne tarafından bizzat yapıldığını ya da yapana dönüşünü bildiren zamirdir. Şahıs zamiri olarak da bilinir
Dönüşlülük zamiri "kendi"dir.

Bu zamir diğer zamirlerden farklı olarak bütün iyelik eklerini alabilir. İyelik eklerini üzerine hâl ekleri getirilebilir.

Kendi-m-de
Kendi-n-den
Kendi-si-n-i
Kendi-miz-in
Kendi-niz-le

Kendi-leri-n-ce  

İyelik eki almadan tamlayan olabilir. Bu durumda belirtili isim tamlaması sayılır:

Kendi elim
Kendi arkadaşın

Kendi babası

Kendi evimiz
Kendi okulunuz
Kendi fikirleri

Özneyle (isim veya zamir) birlikte, pekiştirme görevinde (bizzat anlamında) kullanılır: 

"Saide Hanım, bir kitap okuyordu. Başını kaldırdı, kocasını süzdükten sonra:
-Siz kendiniz de inanmıyorsunuz ya! dedi. 
-Ama, inanılır şeyler mi? (Memduh Şevket Esendal; Saide)
Ben kendim de yaparım.
Vali Bey, kendisi emir vermiş.
O kendisi okusun.
Evi siz, kendiniz görmelisiniz.

Fiilin özneye dönüşünü bildirir:Çocuk kendisi yıkanmış.

Tamlama hâlinde ve tek başına yapılan bir işi anlatmak için kullanılabilir:

"Yüzlerce defa kendi kendime sorduğum bu suale içimizdeki yanık, hicranlı sesten ayni cevabı alıyordum..."
"Tabiatın pek nafile yere bana verdiği bu gençlik hazinesinin kendi kendine tükenip gittiğine sızladım..."  

 3. İşaret zamirleri

İsimlerin yerini işaret yoluyla tutan zamirlerdir.

  • İyelik eki almazlar; diğer isim hâl eklerini alabilirler. Dolayısıyla isim tamlamalarında ancak tamlayan olabilirler.

bundaki, burada, onlarla, şundan, ötekiler...
bunun rengi, buranın havası, onların evi, ötekinin bahçesi...

Başlıca işaret zamirleri şunlardır:"bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, öteki, beriki, bura, şura, ora, burası, şurası, orası, böylesi, şöylesi, öylesi..."

Bunu kim yaptı?
Şunda ne var?
Benim kitabım o değil.
Bunlar size ait.
Şunlar da sizin olsun.
Onlar kime kaldı?
Ötekini bana ver.
Beriki sende kalsın.
Bura bana pek yabancı gelmedi.
Şura nasıl?
Ora daha iyi.
Burası da fena değil.
Şurası yakın sayılır.
Orası çok uzak.
Böylesi, insanı rahatsız eder.
Şöylesi de doğru olmaz ki.
Öylelerinden her zaman kaçarım.

  • "bu, şu, o, öteki, beriki, böylesi, şöylesi, öylesi" kelimeleri çeşitli görevlerde kullanılır:

bu: işaret zamiri > Bunu biliyor musun?
işaret sıfatı > Bu bilgiyi nereden aldın?
şu: işaret zamiri > Şunu görmüştüm.
işaret sıfatı > Şu eşyaları taşıyalım.
o: şahıs zamiri > O bu akşam geç gelecek.
işaret zamiri > O benim elmam. 
işaret sıfatı > O elma benim.

Aşağıdaki kelimeler de hem işaret zamiri hem de sıfat olarak kullanılabilir. 
Öteki             Ötekini bana ver.                           Öteki kitabı ver.
Beriki            Beriki sende kalsın.                        Beriki kaset sende kalsın
Böylesi          Böylesi, insanı rahatsız eder.           Böylesi davranışlar.
Şöylesi          Şöylesi de doğru olmaz ki.              Şöylesi bir tarzla yapmak.
Öylesi            Öylesinden her zaman kaçarım.      Öylesi insanlardan.

  • Bu kelimelerin sıfat mı zamir mi olduklarını anlamak için şu soruları sorarız:

¦İsmin yerini mi tutuyorlar, yoksa ismi niteliyor ya da belirtiyorlar mı? 
¦Zamirler ismin yerini tutar; sıfatlar isimle birlikte kullanılır.
¦Tekilleri ve çoğulları var mı?
¦Sıfatların çoğulları yoktur; zamirlerinse vardır.
¦Hâl eklerini alıyorlar mı?
¦Sıfatlar hâl ekleri almaz, zamirler alır.

4. Belgisiz zamirler

Birden fazla simin yerini tutan ya da hangi ismin yerini tuttuğu açıkça belli olmayan zamirlerdir. Bunların çoğu, belgisiz sıfatlara çekim eki (3. şahıs iyelik ekleri) getirilerek yapılır. Sıfatla ilgisi olmayanlar da vardır.

"biri, birisi, hepsi, kimi, kimisi, hepsi, tamamı, herkes, kimse, hiç kimse, çoğu, bazısı, birkaçı, birazı, birçoğu, başkası, her biri, öteberi, şey..."

Belgisiz sıfattan yapılanlar: "birkaç-ı, bazı-ları, bir-i, pek çoğ-u, pek az-ı, bazı-sı, tüm-ü, bütün-ü, bir kısm-ı, her bir-i, başka-sı, hiçbir-i..."

"filân" kelimesi de olduğu gibi hem sıfat hem zamir olarak kullanılır.

Hepsini tekrar çağırdılar.
Kimi de gelmeyi hiç düşünmedi.
Buraya hepsinin gelmesi gerekiyordu.
Tamamından sen sorumlusun.
Herkes böyle düşünmez.
Kimse senin gibi olamaz zaten.
Çarşıdan ne kadar öteberi aldın?
Birkaçı dün de gelmişti.
Bazıları bu sabah gelmeyi düşündüler.
Biri yer biri bakar; kıyamet ondan kopar.
İnsanların pek çoğu bu konuda bilinçsizdir.
Çalışanların pek azı hak ettiğini alır.
Bazısı da hep mağdurdur.
Elindekilerin tümünü yere bırak.
Bütününü görmeden bir şey diyemem.
Bir kısmını görmekle karar verilmez.
Her biri ayrı özellikler taşır.
Başkasının yerine konuşamam.
Hiçbiri bunu uygun görmez.
Falanın filânın ne dediği önemli değil.
Kendisine bir şey söyleyecektim.

  • Bazı ikilemelerde ikinci ve anlamsız olan kelime zamirdir.

Para mara istemem.
Kalem malem alacağım.

  • Belgisiz zamirlerin de sıfatlardan ayırt edilme yolu bütün zamirlerde (özellikle işaret zamirlerinde) olduğu gibidir. Zaten belgisiz zamirler ek almış oldukları hâlde sıfat olarak kullanılamazlar. 
     
  • Belgisiz zamirler isim tamlamasında hem tamlayan hem de tamlanan olabilir:

Öğrencilerin pek çoğu
Pek çoğunun velisi
Adamın kimsesi yoktu
Kimsenin işine karışmam.

 5. Soru zamirleri

Soru yoluyla isimlerin yerini tutan zamirlerdir. Cümledeki soru anlamı soru zamirleriyle de sağlanır.
"ne, kim, hangisi, nere, kaçı"

Yanında ne getirdin?
Bunları sana kim anlattı.

Özellikleri ve Örnekler

  • Soru zamirleri cümleye soru anlamı katar, ama bazı durumlarda soru cümlesi yapmaz.

Kimin geldiğini bilemem.
Hangisini istediğini anlamadım.

  • "hangi ve kaç" sıfatları iyelik eki alarak zamir olular.

Hangisi sizinle geldi?
Soruların kaçı cevaplandı?

  • Soru zamirleri hâl eklerini alabilir.

Buraya nereden geldiniz?
Nereden gelip nereye gidiyoruz?
Burada kimi bekliyorsun?
Bu masa neden yapılmış? (¦tahtadan)

  • Soru zamirleri isim tamlamasında tamlayan da tamlanan da olabilir.

Kimin yanında bozuk para var?
Bu da neyin nesi?
Bizim neyimiz eksik?

6. İlgi zamiri

-Belirtili isim tamlamasında tamlananın yerine kullanılır. 
-Tamlayan eklerinin üzerine gelir.
-Ek hâlindeki tek zamirdir. "-ki"
-Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar. 
-Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece -ki şekli vardır:

benim kalemim>benimki
onun eli>onunki
Orhan'ın puanına nazaran Hakan'ınki daha yüksek.
Cemal'in defteri seninkinden daha düzenli.

Türkçede üç tane "ki" vardır:

a. "ki" Bağlacı
Sadece "ki" biçimi vardır. 
Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır. 
Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır. 
"ki" ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-
Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.
Bir şey biliyor ki konuşuyor.

b. "-ki" İlgi Zamiri
Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar. 
Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece -ki şekli vardır:

senin kalemin>seninki, Ali'nin eli>Ali'ninki, onun düşüncesi>onunki...

c. "-ki" Yapım Eki
İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir. 
Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken "-dE" hâl ekiyle birlikte kullanılır. 
Sadece -ki ve az da olsa -kü şekilleri vardır:

bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...
masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap...

 

7. İyelik zamiri

İyelik ekinin ta kendisidir. Her dil bilgisi kitabı bunu zamir olarak almaz. İsim tamlamasında tamlayan kullanılmadığı takdirde tamlanandaki bu eklere iyelik zamirleri denir.

kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı, kitab-ımız, kitab-ınız, kitap-ları 
masa-m, masa-n, masa-s-ı, masa-mız, masa-nız masa-ları 
su-y-um, su-y-un, su-y-u, su-y-umuz, su-y-unuz, su-ları 
ne-y-im, ne-y-in, ne-y-i/ne-s-i, ne-y-imiz, ne-y-iniz, ne-leri

YAPI BAKIMINDAN ZAMİRLER

Yapı bakımından zamirler dörde ayrılır:

1. Basit Zamirler
Kök hâlindeki zamirlerdir:
Ben, sen, o, biz, siz, onlar, bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, hepsi, çoğu, birisi, hangisi, kaçı, bazısı...

2. Birleşik Zamirler
Birden fazla kelimeden oluşan zamirlerdir. 
Hiçbiri, birtakımı, öbürü...

3. Öbekleşmiş Zamirler
Birden fazla kelimenin değişik yollarla öbekleşerek oluşturdukları zamirlerdir.
Öteki beriki, falan filân, şundan bundan, herhangi biri, ne kadarı...

4. Ek Hâlindeki Zamirler
İlgi ve iyelik zamirleri ek hâlindedir.
Benimki, kalemimiz

Tags: Şahıs Zamirleri Nelerdir, Dönüşlülük zamiri nedir, İşaret zamirleri nelerdir, Belgisiz zamirler nelerdir, Soru zamirleri nelerdir, İlgi zamiri nedir, İyelik zamiri nedir

03/10/2012

Dil ve Anlatım Dersi Sıfatlar (Ön Adlar) Konusu

Sıfatlar bir çok grupta incelenebilir aşağıda bütün sıfat çeşitlerinin konu anlatımını bulabilirsiniz. Başarılar.

SIFATLAR - ÖN ADLAR

B. Sıfat Çeşitleri

1. Niteleme Sıfatları

2. Belirtme Sıfatları
a. İşaret Sıfatları 
b. Sayı Sıfatları 
       - Asıl Sayı Sıfatları 
       - Sıra Sayı Sıfatları 
       -Kesir Sayı Sıfatları 
       -Üleştirme Sayı Sıfatları 
       -Topluluk Sayı Sıfatları 
c. Belgisiz Sıfatlar

d. Soru Sıfatları

C. Sıfatlarda Anlam
1. Sıfatlarda Anlam Kuvvetlendirme
2. Sıfatlarda Anlam Daraltma
3. Sıfatlarda Karşılaştırma

D. Yapı Bakımından Sıfatlar 
1. Basit Sıfatlar 

2. Türemiş Sıfatlar 

3. Birleşik Sıfatlar 
     a. Kaynaşmış birleşik sıfatlar 
      b. Kurallı birleşik sıfatlar 

4. Pekiştirilmiş Sıfatlar 

5. Kelime Grubu Hâlindeki Sıfatlar

SıfatlarAnnem belediye doktoruydu.Penceresinden kavak ağaçları görünen bir sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada tek çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, yanaklarımı pembeleştiren makaslaralmalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, uçuşan pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Kavakları silkeleyen rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Koca bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu tasasız gözlerle izlerdim. Annemin masasında, güzel çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Kocaman bir masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim başka bir boyutkazanırdı. (Murathan Mungan; Pamukçuklar)

 

Yukarıdaki parçada en az iki kelimeden oluşan ve koyu harflerle yazılmış olan kelime gruplarının ilk kelimelerinin yazılmadığını, son kelimelerin kaldığını düşünelim:

Annem belediye doktoruydu. Sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Rüzgâr oyun arkadaşım olurdu.Bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu gözlerle izlerdim. Annemin masasında, çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım.Masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim boyut kazanırdı.

Öncesindeki kelimeler çıkarıldığında kalanların anlamları eksilmiş oldu. Kelime anlamı olarak değil de cümleye kattığı anlam bakımından eksilme oldu.

Sağlık ocağı nasıl bir sağlık ocağı?
Çocuk kaç çocuk? nasıl bir çocuk?
Makaslar nasıl makaslar?
Pamukçukları hangi pamukçuklar?
Rüzgâr nasıl bir rüzgâr?
Bahçe nasıl bir bahçe?
gözlerle nasıl gözler?
çerçeveler nasıl çerçeveler?
Masası ve koltuğu nasıl masa ve koltuk?
Boyut kaç boyut, hangi boyut, ne boyutu?

Bu kelimelerin (asıl unsur olan kelimeler, isimler) tam olarak anlaşılması ve tanınması için onlardan önce bazı kelimeler getirerek anlamlarını nitelik ve nicelik yönünden tamamlarız. 

Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir / sağlık ocağı
Tek / çocuk
yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
uçuşan / pamukçuklar
Kavakları silkeleyen / rüzgâr
Koca / bahçe
Tasasız / gözler
Güzel / çerçeveler
Kocaman / bir / masası ve koltuğu
Başka / bir / boyut

İşte, isimlerden önce gelerek onların anlamlarını sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlayan; onları niteleyen ve belirten kelimeleresıfat denir. bu iki kelimenin (sıfat ve isim) oluşturdukları kelime grubuna da sıfattamlaması denir ki bütün sıfat çeşitleriyle sıfat tamlaması oluşturulabilir. 

Kolay iş, bu sorular, küçük çocuk, hangi ev, iki elma, üçüncü sınıf... 

A. Sıfatların Özellikleri

1. Sıfatlar isimlerden önce gelerek onları sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlar; onları niteler veya belirtir:

"O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor... Sessizce, titreye titreye ağlıyor. Yanaklarından gözyaşları birbiri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yağmur damlaları nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, bağrının sarsıntılarıyla yerlerinden oynayarak, vuruşarak içlerinde güneşli mavi gök, pırıl pırıl akıyor."

o zaman, küçük çocuk, minimini yavru, temiz vagon pencereleri, güneşli mavi gök

2. Tek başlarına kullanıldıkları zaman isim değerindedirler. Çünkü ancak bir isimden önce geldikleri zaman sıfat oldukları anlaşılabilir:

yeşil elbise (sıfat) yeşili severim (isim)
İhtiyar kadın (sıfat) İhtiyarlara iyi davranmalıyız (isim)
Büyük park (sıfat) parkların en büyüğü (isim)

3. Tek başlarına kullanıldıklarında isim değerinde oldukları için alabildikleri isim çekim eklerini, yani hâl eklerini, iyelik eklerini ve çoğul ekini, bir isimden önce gelerek onu niteledikleri ya da belirttikleri zaman, yani sıfat olarak kullanıldıkları zaman alamazlar:

Bir basamak yukarı çık. sıfat
Birler basamağı isim
Yürüyen merdiven sıfat
Yürüyenler ve koşanlar isim

4. Bir sıfatla onun nitelediği ya da belirttiği bir isim arasına noktalama işareti (özellikle virgül) konmaz. Virgül konursa ilk kelime tek başına kalmış olur, dolayısıyla isimleşir.

Genç adama gülümseyerek baktı. (genç: sıfat)
Genç, adama gülümseyerek baktı. (genç: isim, özne)

5. Birkaç sıfat, arka arkaya sıralanarak bir ismi niteleyebilir veya belirtebilir:
Karanlıkbüyükkorkutucu ve nemli bir evdi.

6. Sıfatın varlığından bahsedildiği her yerde mutlaka sıfat tamlaması vardır; o sıfatla (soru sıfatı da olsa) bir tamlama oluşturulmuştur. 

B. Sıfat Çeşitleri

Sıfatlar görev ve anlam yönünden, yani kendilerinden sonra gelen isme kattıkları anlam yönünden önce ikiye, sonra daha alt başlıklara ayrılırlar:

1. Niteleme Sıfatları
2. Belirtme sıfatları
    a.İşaret sıfatları
    b. Sayı sıfatları
         -Asıl sayı sıfatları
         -Sıra sayı sıfatları
         -Kesir sayı sıfatları
         -Üleştirme sıfatları

c. Belgisiz sıfatlar

d. Soru sıfatları

1. Niteleme Sıfatları

İsimlerin şeklini, durumunu, hareketini, rengini, kısacası kalıcı özelliklerini gösteren sıfatlardır. Nitelene sıfatları isimlere sorulan "nasıl" sorusunun cevabıdır:

Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı
yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
uçuşan / pamukçuklar
Kavakları silkeleyen / rüzgâr
Koca / bahçe
Tasasız / gözler
Güzel / çerçeveler
Kocaman / bir masası ve koltuğu
Mavi deniz, tatlı su, kötü gün, yakın arkadaş, çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlakmasa, bayan memur, erkek adam, temiz giysi, güzel insan, düz yol, çatal çivi, sivri tepe, yassı burun...

2. Belirtme Sıfatları

İsimleri sayı yönünden tamlayan; yerlerini işaret eden; özelliklerini belli belirsiz olarak bildiren; onların özelliklerini soran sıfatların tümüne belirtme sıfatları denir. Belirtme sıfatları varlıkların geçici özelliklerini bildirirler:

Bu adam, o adam, şuradaki adam, (herhangi) bir adam, bir (tane) adam, kaçıncıadam, hangi adam?...

Belirtme sıfatları alt başlıklara ayrılır:

a. İşaret Sıfatları

İsimleri işaret ederek belirten ve yerlerini bildiren sıfatlardır. 
"bu, şu, o, öteki, beriki, böyle, şöyle..."

Bu soruyu kim cevaplayacak?
Kitabı şu genç almıştı.
O eşyaları nereye götürüyorsun?
Öteki sorulara geçiniz.
Beriki masaları da taşıdık.

b. Sayı Sıfatları

İsimlerin sayılarını, bölümlerini, sıralarını, parçalarını kesin olarak belirten sıfatlardır. Sayı sıfatlarının çeşitleri şunlardır:

- Asıl Sayı Sıfatları

İsimlerin sayılarını kesin olarak belirten sıfatlardır:

Her gün iki saat ders çalışır, bir saat de kitap okurum.
Bir ağaç bile bırakmamışlar; kesmişler.
Yüz yıl öncesine geri döndük.
Türkiye nüfusunun yetmiş milyon olduğu söyleniyor.
Beş milyon ton patates
10 cm ip, 2 m kumaş, 100 ton kömür, 3 kg şeker...

]Başında asıl sayı sıfatlarından biri bulunan bir isme çoğul eki getirilmez."Beşevler, Altmışevler, Yedi Cüceler, üç aylar, Kırk Haramîler, beş milyonlar, on milyonlar (banknotlarımız)"gibi örnekler bu kurala uymaz. 

]Sayı sıfatlarıyla niteleme sıfatları art arda kullanılırsa sayı sıfatı önce gelir:
iki değerli arkadaş, üç kırık cam...

- Sıra Sayı Sıfatları:
İsimlerin sıralarını, derecelerini belirten sıfatlardır.
"-ncİ" eki ya da nokta kullanılır.

77. yıl, 11'inci bölük, birinci gün, ikinci gelişimiz...
üçüncü kişiler, ikinci katlar...

] "ilk" kelimesi birinci anlamındadır:
İlk (birinci) caddeden sağa dönün.

] "son, sonuncu, ortanca" kelimeleri de sıra sayı sıfatıdır:
son fırsat, ortanca çocuk, sonuncu kişi...

- Kesir Sayı Sıfatları
İsimlerin, bütünün kaçta kaçı olduğunu gösteren sıfatlardır.
Yüzde bir ihtimal, yarım ekmek, çeyrek (dörtte bir) ekmek, yarıyıl, iki buçuk lira...

]Bu tamlamalarda tamlanan çoğul yapılabilir.
Kardeşlerin üçte bir payları var.

]Tamlayan çoğul yapılıp tamlananla yeri değiştirilebilir:
Yüzde otuz artış düşünülüyor.>Düşünülen artış yüzde otuzlarda.

- Üleştirme Sayı Sıfatları
İsimlerin bölümlere ayrıldığını, bölüştürüldüğünü gösteren sıfatlardır. 
"-(ş)er" ekiyle yapılır.
Üçer kişi, ikişer elma, yedişer kişi, ellişer milyon, birer gün arayla, 

- Topluluk Sayı Sıfatları

Bir defada doğan birden fazla kardeşler için kullanılır. 
Bunlardaki "z" sesi çokluk bildirir.
Tamlanan çoğul olabilir.
üçüz bebek, beşiz çocuklar.

c. Belgisiz Sıfatlar

İsimlerin sayılarını ve miktarlarını kesin olarak değil, yaklaşık, aşağı yukarı, belli belirsiz bildiren sıfatlardır. 
"bir, birkaç, birçok, az, çok, biraz, birtakım, bütün, bazı, tüm, her, hiçbir, herhangi bir, kimi...

başka / bir / boyut, 
kimi insanlar, 
bir yaz günü, 
bazı sıfatlar
herhangi bir zaman
her soru, 
birtakım insanlar, 
birkaç kişi, 
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
tüm insanlar, 
bütün varlıklar...

Bunlardan bazılarının belirttiği isimler çoğul eki alamaz, bazılarının tamlananları çoğul olmak zorundadır; bazılarınınki de yerine göre tekil de olabilir, çoğul da.

Bütün insan>bütün insanlar
Birkaç kişi>birkaç kişiler
Çoğu insan>çoğu bitkiler

Not: Asıl sayı sıfatı olan "bir" ile belgisiz sıfat olan "bir" karıştırılabilir. "bir" kelimesi "tek" kelimesinin karşılığı ise asıl sayı sıfatıdır. Değilse belgisiz sıfattır:
Bir çiçekle yaz olmaz bir tane çiçek. asıl sayı sıfatı
Onu bir akşam vakti gördüm. Herhangi bir akşam vakti belgisiz sıfat

d. Soru Sıfatları

Soru sıfatları, isimlerin nitelik ve niceliklerini soru yoluyla öğrenmeyi amaçlayan, cevapları da herhangi bir sıfat olan kelimelerdir.

"ne, nasıl, nice, ne gibi, ne biçim, kaç, kaçıncı, kaçar, hangi, ne türlü..."

Özellikleri

]Soru sıfatları cümleyi soru cümlesi yapar. Bazı durumlarda da yapmaz:
Bu nasıl bir dünya; hikâyesi zor...
Nasıl kitaplardan hoşlanırsın?

]Soru sıfatlarıyla da sıfat tamlaması oluşturulur. 
Kaç gün sonra geleceksin?
Eve giderken hangi otobüse bineceğiz?

Örnekler
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.
Kaçıncı sınıfta okuyor?
Ne gün geleceğini söyledi mi?
Kaçar kişilik gruplar hâlinde gideceğiz?
Kaçta kaç hisse istersin?

Not: "ne" kelimesi sıfat, zarf ve zamir olarak kullanılabilir. 
Ne bakıyorsun? Zarf
Ne almak istiyorsun? Zamir
Ne gün geleceksin? Sıfat
Ne iş yapıyordunuz? sıfat
Bugün ne çalıştık ama. zarf

C. Sıfatlarda Anlam

1. Sıfatlarda Anlam Kuvvetlendirme

]Zarflarla ve edatlarla anlam kuvvetlendirilebilir:
çalışkan>arı gibi çalışkan>arı gibi çalışkan çocuk
güzel>Cennet kadar güzel>Cennet kadar güzel vatan
verimli>çek verimli>çok verimli topraklar

Burada "cennet kadar" kelime grubu "güzel" sıfatını; sonra hepsi birden "vatan" kelimesini nitelemiş.

]Pekiştirme sıfatları ile de anlam kuvvetlendirilebilir:
Bir sıfatın ilk iki sesine "m, p, r, s" ünsüzlerinden biri eklenip, oluşan hecenin o sıfatın başına getirilmesiyle oluşur. Ünlüyle başlayan sıfatlarda ilk ünlüye "m, p, r, s" ünsüzlerinden biri eklenir.

Sarı sayfalar>sapsarı sayfalar
Kırmızı>kıpkırmızı elbise
Mor>mosmor bir yüz
Yeşil>yemyeşil tabiat
Temiz>tertemiz toplum 
Uzun>upuzun araba
Bu kurala uymayan pekiştirme sıfatları da vardır:
Sapasağlam, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre... 

]Tekrar yoluyla da anlam kuvvetlendirilebilir. Tekrar edilen kelimeler arasına "mİ" soru eki de konabilir:
doğru dürüst bir iş, boylu poslu bir adam, az buz para değil...
yüce yüce yaylalar, Mini mini eller, tatlı tatlı diller...
tatlı mı tatlı diller, sevimli mi sevimli bir yüz, sıcak mı sıcak bir hava...

2. Sıfatlarda Anlam Daraltma:

]Sıfatların anlamlarında, bazı eklerden yararlanarak kısma, daraltma, küçültme yapılabilir.

Bunun için "-Cİk, -ÇE, -cEk, -(İ)msİ, -(İ)mtırak" ekleri kullanılır:

Geniş bir oda > daha az genişi > genişçe bir oda
Uzun bir çocuk > daha az uzunu > uzunca bir çocuk
Büyük ev > daha az büyüğü> Büyükçe / büyücek bir ev
Küçük çocuk > daha az küçüğü> küçükçe / bir çocuk
Tatlı elma > daha az tatlısı > tatlımsı bir elma
Ekşi erik > daha az ekşisi > ekşimsi / ekşimtırak erik

"-Cİk" eki küçüklük, azlık anlamı taşıyan sıfatlara getirilir ve aşırılık anlamı katar:
Kısa kol > daha da kısası > kısacık kol
İnce ip > daha da incesi > incecik ip
Az ekmek > daha da azı > azıcık ekmek
Minik yavru > daha da miniği> Minicik yavru
Küçük kız > daha da küçüğü> Küçücük kız
Ufak el > daha da ufağı > Ufacık el
Yumuşak eller > daha da yumuşağı> Yumuşacık eller

3. Sıfatlarda Karşılaştırma(Derecelendirme):
Aynı özelliklere sahip olan varlıkları karşılaştırarak o özelliğe hangisinin daha çok sahip olduğunu göstermek için sıfatın başına "en, daha, pek" kelimeleri getirilir.

En kuvvetli millet
Daha dürüst insanlar
Pek çalışkan işçi

D. Yapı Bakımından Sıfatlar

Sıfatlar da isimler gibi yapı bakımından basit, türemiş ve birleşik olmak üzere üçe ayrılır:

1. Basit Sıfatlar
Herhangi bir yapım eki almamış ve başka bir kelimeyle birleşmemiş sıfatlardır.

Kara gün, kırmızı gül, bol yemek, iri taş, iyi insan, son yolculuk, dost ülke, düz çizgi. 

2. Türemiş Sıfatlar

İsim ya da fiil köklerine ve gövdelerine getirilen isim yapım ekleriyle oluşturulmuş sıfatlardır.

Kiralık ev, yıllık izin, tuzlu su, Aydınlı Hasan, işsiz adamlar, ölü balık, sütçü kadın,yarınki maç, genişçe bir oda, büyücek bir ev, ekşimsi / ekşimtırak erik, kısacık kol,incecik ip...
Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı
yanaklarımı pembeleştiren / makaslar
uçuşan / pamukçuklar
Kavakları silkeleyen / rüzgâr
Kocaman / bir masası ve koltuğu
çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlak masa...

3. Birleşik Sıfatlar
Yapısında birden fazla kelime barındıran sıfatlardır. 

Külyutmaz öğretmen, mirasyedi gençler, boşboğaz insanlar, boğazına düşkün adam, birtakım sorunlar, cana yakın çocuk...

Birleşik sıfatlar ikiye ayrılır:
a. Kaynaşmış birleşik sıfatlar
Anlamca kaynaşmış sıfatlardır. Birden fazla kelimenin sözlük anlamlarından az ya da çok uzaklaşarak, aralarına ek ya da kelime girmeyecek şekilde birleşerek oluşturdukları sıfatlardır.

Canciğer dost, vatansever sanatçı, pisboğaz çocuk, mirasyedi gençler, kahverengi elbise, eşsesli kelimeler, birkaç adam, herhangi bir öğretmen, biraz zaman, birtakım elbiseler...

b. Kurallı birleşik sıfatlar
Çeşitli yollarla oluşurlar:
Sıfat tamlaması + "-lİ" yapım eki
büyük yapraklı ağaçlar, dost bakışlı insanlar, kısa boylu asker, büyük kapı

03/10/2012

Dil ve Anlatım Dersi İsimler Konusu

 

İSİMLER ( ADLAR )

 

A. Varlıklara Verilişlerine Göre. 
1. Özel İsim
2. Cins İsmi

 

B. Maddelerine Göre İsimler 
1. Somut İsim
2. Soyut İsim

C. Varlıkların Sayılarına Göre İsimler 
1. Tekil isim
2. Çoğul isim
3. Topluluk İsmi

D. Yapılarına Göre İsimler 
1. Basit İsim
2. Türemiş isim
3. Birleşik İsim
a. Bitişik Yazılan Birleşik İsimler 
b. Ayrı Yazılan Birleşik İsimler

İsimlerde Küçültme.

İsmin Hâlleri 
1. Yalın  Hâl (Nominatif) 
2. Belirtme (Yükleme) Hâli 
3. Yönelme Hâli 
4. Bulunma Hâli 
5. Ayrılma (Uzaklaşma, Çıkma) Hâli 
6. Eşitlik Hâli 
7. Vasıta Hâli 
8. İlgi Hâli (Tamlayan Hâli)

İsim Tamlamaları

            Sınav sorularında ve dil bilgisi anlatımında "tür, görev, tür ve görev" kelimeleri aynı şeyi ifade eder. Türkçe'deki kelimelerin tür ve görev yönünden özelliklerini aşağıdaki şekilde gösterebiliriz:

TÜR VE GÖREV BAKIMINDAN KELİMELER 

  İSİM SOYLU KELİMELER                        FİİL SOYLU KELİMELER
A. Tam Anlamı Olanlar                                    1. Fiil
1. Tek Başına Görev Üstlenenler                    2. Fiilimsi
- İsim (Ad)                                                      a) İsim-fiiller (Ad-Eylem)
- Zamir (Adıl)                                                  b) Sıfat-Fiiller (Ortaç)
                                                                      c) Zarf-Fiiller (Bağ-Fiil,Ulaç)
2. Başka Kelimelerle Birlikte Görev Üstlenenler    
- Sıfat (Önad)
- Zarf (Belirteç)

B. Tam Anlamı Olmayanlar
- Edat (İlgeç)
- Bağlaç
- Ünlem

            Yukarıdaki şekilden de anlaşılacağı gibi Türkçe'de dokuz çeşit kelime vardır. Bunlardan yedisi isim soylu, ikisi fiil soyludur.

İSİMLER (Adlar)

Tanım:Canlı cansız bütün varlıkları, kavramları,  hatta fiilleri de karşılayan, onları anmaya, tanımaya, birbirinden ayırmaya yarayan kelimelere isim (ad) denir:ağaç, su, deniz, Hasan, Anadolu, gidiş, dönüş vb.

İsimler çeşitli yönlerden sınıflara ayrılır.

A. VARLIKLARA VERİLİŞLERİNE GÖRE

 

İsimler ait oldukları varlığın veya kavramın eşi benzeri olup olmamasına göre ikiye ayrılır: Varlık veya kavram özelse (eşsiz, benzersiz) onun ismi de özel isim; cins ise (aynısından birden fazla) onun ismi de cins ismidir.

 

1. ÖZEL İSİM: Kâinatta tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan kelimelere denir. Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi zannedilebilirler.

Yavuz, Hasan, Kayseri, Acıpayam, Akdeniz, Alanya, Ulu Cami, Sultan Selim, Hatice, Küçük Ağa, Türkçe, Türk Dil Kurumu...

Başlıca Özel İsimler
 1. İnsan isimleri: Ali, Meltem, Mehmet, Meral, Yasemin, Uğur, Barkın...

 2. Kurum, kuruluş, müessese, makam, üniversite isimleri:Mamak Anadolu Lisesi, Yeşilay Derneği, Türk Dil Kurumu, Ege Üniversitesi, Kars Valiliği, Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü...

3. Millet, kavim, din, mezhep isimleri:Türk, Türkler, Yunan, İngiliz, Çeçen, Ruslar...
Müslüman, Musevî, Hıristiyan...
İslâm, İslâmiyet, Musevîlik, Hıristiyanlık...
Hanefî, Hanefîlik, Şafiî, Alevî...

4. Dil isimleri: Türkçe, Farsça, Fransızca, Macarca, Fince, Tibetçe...

5. İl, İlçe, Semt, mahalle, cadde, bulvar, sokak  isimleri:Sivas, Ankara, İstanbul, Mamak, Yenişehir, Şirinevler, Dikimevi, Atatürk Bulvarı, İvedik Caddesi, Gönül Sokak...

6. Ülke ve bölge isimleri:
Türkiye, Afganistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
Batı Almanya, Batı Trakya, Güney Yemen, Doğu Avrupa, Doğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu (Bölgesi), Ege, Marmara...

7. Kıta isimleri:Avrasya, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Antarktika, Arktika, Avustralya.

 8. Deniz, okyanus, göl, akar su, boğaz, geçit isimleri:Akdeniz, Karadeniz, Manş Denizi, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu
Van Gölü, Hazar Denizi, Beyşehir Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan, Fırat, Nil, İstanbul Boğazı,Panama Geçidi, Süveyş Kanalı ...

9. Dağ, tepe, ova, yayla isimleri:Elmadağ, Uludağ, Ağrı Dağı, Erciyes (dağı), Everest Tepesi, Çukurova, Konya Ovası...

"Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı" gibi her iki harfi de büyük yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı karşıladığı görülür. Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten bir dağ adıdır.

10. Gezegen ve yıldız adları:Merih, Mars, Jüpiter, Venüs, Küçükayı...

11. Dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar: 
Ay'ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
Yazın Güneş ışınları Dünya'ya dik olarak gelir.
Türkiye'nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.
Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)

12. Kitap, gazete, mecmua, eser isimleri:Tercüman (gazetesi), Zaman (gazetesi); Nokta (dergisi), Aktüel (dergisi); Türk Dili (dergisi), Virgül; Yaprak Dökümü, Semerkant; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ansiklopedisi...

13. Hayvanlara takılan özel isimler:Tekir, Karabaş, Yumoş, Minnoş, Pamuk...

2. CİNS İSMİ:Aynı cinsten olan varlıkların ortak isimleridir. Dilin temel kavramları cins (tür) isimleridir.taş, yol, ağaç, ırmak, kitap, dergi, yaprak, ev, çocuk, su, sıra, hayal, düşünce, sıla, özlem, taraf, ceza...

Başlıca Cins İsimleri
 1. Vücudun bölümleri ve organ isimleri: baş, kol, el, ayak... 
2. Akrabalık isimleri: ana, baba, kardeş, dayı, hala, teyze...
3. Araç, eşya isimleri: kaşık, makas, bardak, iplik, iğne... 
4. Hayvan ve bitki isimleri: kedi, kartal, fındık, ceviz, kiraz... 
5. Kavramlar: düşünce, hedef, zekâ, temenni...
6. İş, meslek; meslek sahibi simleri: öğretmenlik, öğretmen, avukat, işçi, memur, profesyonel, futbolcu...
7. Giyecek isimleri:ceket, ayakkabı, gömlek, eldiven...
8. Yiyecek isimleri:elma, yemek, ekmek, biber...
9. İçecek isimleri:su, meşrubat, gazoz...
10. Sayı isimleri:on, beş yüz, bir...
11. Renk isimleri:sarı, kıpkırmızı, mor...
12. Nitelik isimleri:büyük, kocaman, dairesel...
13. Zaman isimleri:ay, saat, dakika, yıl...
14. Soru. Kelimeleri:ne, kim, hangi...

Bazı cins isimlerin özel isim olarak kullanıldığı görülür: 
tırmık: bir ziraat aleti.
Tırmık: bir kedinin özel adı 
ozan: şair
Ozan: erkek ismi

B. MADDELERİNE GÖRE İSİMLER

İsimler, karşıladıkları varlıkların beş duyu organından herhangi biriyle algılanıp algılanamamasına göre ikiye ayrılırlar. 

1. Somut İsim :Beş duyudan herhangi biriyle algılayabildiğimiz, kavrayabildiğimiz varlık ve kavramların isimleridir. Yani somut varlıkları karşılayan isimlere somut isimler denir. Bu isimler, herkes tarafından görülen, bilinen, hissedilen, cismi olan, varlığı kişiden kişiye değişmeyen varlıkları karşılarlar.

 

su, toprak, ağaç, ses, televizyon, rüzgâr, sarı, mavi, duman, koku...

2. Soyut İsim :Beş duyudan herhangi biriyle algılanamayan, madde hâlinde bulunmayan ve zihnimizle kavradığımız veya var olduğuna (akla, ruha, sezgiye, inanca bağlı olarak) inandığımız varlıkların isimleridir. 
sevinç, şüphe, tezat, Allah, cesaret, keder, korku, aşk, melek, ruh, şeytan...

C. VARLIKLARIN SAYILARINA GÖRE İSİMLER

 1. Tekil isim:Tek varlığı belirten ve karşılayan, yapıca tekil olan (topluluk isimleri hariç) kelimelerdir. kendi, ben, çocuk, kalem, defter...

Not: Tür adı olan her kelime, o türden tek varlığı anlattığı gibi; biçimce çoğullanmadığı hâlde o türün tümünü ya da bir bölümünü de anlatabilir. Bu durumda da tekil sayılırlar.

İnsan, düşünen, konuşan bir varlıktır. (bütün insanlar)
Çiçek, susuzluktan kurumuş. (herhangi bir çiçek)

2. Çoğul isim:Yapısında, anlamında birden çok varlığı barındıran, çokluk eki almış isimlerdir. Cins isimlerinin çoğulu yapılır.

 onlar, evler, fikirler, merkezler, dünyalar, kuşlar, böcekler, kelebekler, arılar...

Not: Şekil yönüyle çoğul olmadığı, çokluk eki almadığı hâlde anlamca çoğul olan kelimeler vardır. 
Seçmen, tercihini yarın ortaya koyacak. 
Asker, sınırları bekliyor. 
Genç yaşta saçı dökülmüş.

Bu cümlelerde seçmen, asker ve saç kelimeleri tekil oldukları hâlde anlamca çokluk bildirmektedirler. Bunlar, topluluk isimleri değildir.

Not: Bazı durumlarda özel isimlere de çoğul eki getirilir: 
1. Aile anlamı katar; -gil ekinin yerine kullanılır, yapım eki görevinde olduğu için ayrılmadan yazılır.

Yarın Ahmetlere gideceğiz. 
İzmir'e, amcamlara/dedemlere/teyzemlere gideceğiz.  (burada özel isme getirilmemiş.)
Aliler bize gelecekler.

2. Benzerleri anlamı katar, kesme işaretiyle ayırarak yazılır: 
Bu millet nice Fatih'ler, Kemal'ler yetiştirecektir. 
Bu topraklarda ne Çaldıran'lar, ne Ridaniye'ler yaşandı.

 3. Aynı ismi taşıyanları belirtir:
Sınıftaki Ali'ler ayağa kalksın. 
Hüseyin'lerin hepsi buraya gelsin.

4. Abartma anlamı katar:Çalışmak için ta Almanya'lara gitti.

5. Topluluk, soy kavramı bildirir:Osmanlılar, Türkler, Yunanlar, Adanalılar, Konyalılar...

3. Topluluk İsmi:Yapıca tekil, ancak anlam bakımından çoğul olan; aynı türe dahil birden çok varlığı anlatan isimlerdir. Teklerden oluşan topluluğu, çokluğu bildiren kelimelere denir.

ordu, sürü, orman, sınıf, okul, millet...

Not: Topluluk isimleri de çokluk eki alabilir. Bu durumda aynı topluluktan birden fazla olduğu ifade edilmiş olur.Ordular, ormanlar, sürüler. 

D. YAPILARINA GÖRE İSİMLER

İsimler kaç kelimeden oluştuklarına ve yapım eki alıp almadıklarına göre de sınıflandırılırlar.

1. Basit İsim:Herhangi bir yapım eki almamış, kök hâlindeki isimlere denir. Çekim eki almış hâlde kullanılabilirler. Türemiş ve birleşik kelimeler yaparken bunlara yapım ekleri getirilir. 
İnsan, kelebek, gölge, yaprak(lar), kağıt(ta), kuş(u), çiçek(ler), dağ(dan), bir(de), ...

Basit isimlerimizin çoğu tek hecelidir, ama bütün basit isimler tek heceli zannedilmemeli.

Basit isimler, daha küçük ve anlamlı parçalara ayrılamazlar. Meselâ "kelebek kelimesini kel-ebek şeklinde ikiye ayırıp "kel" diye anlamlı bir kelime bulabiliriz gibi bir düşünce yanlıştır. Çünkü parça ile bütün arasında her zaman -az ya da çok-bir anlam ilgisi bulunmalıdır.

2. Türemiş isim:İsim veya fiil kök ve gövdeleriyle yansıma kelimelere bir yapım ekinin getirilmesiyle oluşturulmuş, şekil ve anlam olarak yeni isimlere denir.

İsimden türeyenler: kömürlük, kitaplık, tuzluk, başlık, kulaklık, gecelik, gençlik, insanlık, Türklük, çocukluk, hanımlık, kardeşlik, Müslümanlık, kulluk, erkeklik, bilgelik, bayramlık, kışlık, akşamlık, gömleklik, iyilik, güzellik, küçüklük, öğretmenlik, doktorluk, veterinerlik, eczacılık, arıcılık, demircilik, kılavuzluk, rehberlik...

Yansımalardan türeyenler:çıtır-tı, cızır-tı, şakır-tı, şıkır-tı, homur-tu, gıcır-tı, patır-tı

Fiilden türeyenler: gel-mek, oku-mak, ye-mek, iç-mek, çalış-mak...
yemek, çakmak, ekmek, ilmek, kaymak, 
başlama, okuma, yazma, nakletme, hasta olma, danışma, sevme, inanma...

3. Birleşik İsim:Birleşik isimler, birden fazla kelimenin bir araya gelip yeni bir varlığı veya kavramı karşılayacak şekilde kalıplaşarak oluşturdukları, anlam ve şekil bakımından yeni isimlerdir.

Birleşik ismi oluşturan kelimeler arasına herhangi bir ek veya kelime giremez; girerse bu kelime grubu birleşik isim olmaktan çıkar, belirtili isim tamlaması veya başka bir kelime grubu olur.

Bu isimler anlam bakımından tam bir kalıplaşmaya uğradıkları için tek bir kelime olarak kabul edilir ve bu şekilde kullanılırlar.

Türkçe'de üç yolla birleşik isim yapılır:
Anlam kayması yoluyla
Ses kaynaşması yoluyla
Kelime sınıfı kayması yoluyla

a. Anlam kayması yoluyla:

Birincisi: Birleşik ismi oluşturan kelimelerin tamamı (genellikle iki kelimeden oluşurlar) anlam kaybına uğrar. Hanımeli, aslanağzı, katırtırnağı, devetabanı, suçiçeği, demirbaş, denizaltı, kuşpalazı...
İkincisi: Kelimelerden sadece birincisi anlam kaybına uğrar: 
Adamotu, yayın balığı, ince hastalık...
Akçaağaç, akçakavak, akciğer, karabiber, alageyik... Başbakan, başyazar, başhekim... 
Üçüncüsü: İkinci kelime anlamını kaybeder: Karatavuk, yer elması, karafatma...

b. Ses kaynaşması yoluyla: cumartesi, pazartesi, kahvaltı, çörotu, peki...

c. Kelime sınıfı kayması yoluyla: kaptıkaçtı, külbastı, mirasyedi, dedikodu, hünkârbeğendi, albastı, gecekondu...
örtbas, sıkboğaz, alaşağı, ateşkes, kapkaççı...
giderayak, bilirkişi, vatansever, hacıyatmaz, cankurtaran...
elverişli, rasgele, albeni, çalçene... 

Buraya kadar yapılan tasnife göre her kelimenin birden fazla özelliği vardır:

Varlıklara verilişine göre                 : özel isim, cins ismi
Maddelerine göre                           : soyut, somut
Varlıkların sayılarına göre                : tekil isim, çoğul isim, topluluk ismi
Yapılarına göre                               : basit, türemiş, birleşik

el                             : cins ismi; somut, tekil, basit isim
düşünce                   : cins ismi; soyut, tekil, türemiş isim
kitaplıklar                 : cins ismi; somut, çoğul, türemiş isim
ayakkabı                  : cins ismi; somut, tekil, birleşik isim
ordu                         : cins ismi; somut, topluluk ismi, basit isim
Ankara                     : özel isim; somut, tekil, basit isim
Çanakkale                : özel isim; somut, tekil, birleşik isim.

İSİMLERDE KÜÇÜLTME

Bir varlığın, bir ismin küçüklüğü genel olarak, başına getirilen "küçük, mini, ufak" gibi sıfatlarla ifade edilir:Küçük köy, ufak el, mini kasa...

 Bazen bu sıfatların yerini "Cİk, -Ceğİz" ekleri tutar. Bu ekler isimlere küçültme anlamı katar. 
küçük tepe>tepecik                        küçük çocuk>çocukcağız

Not: Bu ekler her zaman küçültme anlamı katmayabilir; acıma ve sevgi; zavallılık ve küçümseme anlamları da katabilir:

Serçecik daldan dala atlıyor.                        (acıma)
Adamcağız korka korka ayağa kalkar.        (acıma)
Bebeciğimi çok özledim, diyordu.                  (sevgi)
küçük insan>insancık                                  (zavallılık)
zavallı kelimeler>zavallı kelimecikler         (küçümseme)

"k" sesi ile biten sıfatlara -Cİk eki getirildiğinde sıfatın sonundaki "k" düşer:
küçük>küçücük      ufak>ufacık              alçak>alçacık           minik>minicik

 
"-cE, -İmsİ, -İmtrak" ekleri de küçültme anlamı katar:
küçük>küçükçe      büyük>büyükçe        iri>irice    yeşil>yeşilimsi  sarı>sarımtırak 

İSMİN HÂLLERİ:

İsimleri isimlere, fiillere, edatlara bağlayan, diğer kelimelerle ilişki kurarak isimlerin cümlede görev kazanmasını sağlayan eklere isim hâl ekleri denir. İsimlerin bu ekleri alarak yüklendikleri görevlere ismin hâlleri denir.

1. Yalın  Hâl (Nominatif):Eki yoktur.İsimlerin hiçbir hâl eki almamış hâlleridir. Çoğul, iyelik ve bildirme eki almış olabilir. Bu durumda da yalın hâlde sayılırlar. 
ev, okul, yol, çocuk, fikir, baba(sı), defter(ler), çalışkan(dır)...

Yapım ekleri de ismin yalın durumunu değiştirmez: kalemlik, bilgili, susuz, meslektaş...

Birleşik isimler de hâl eki almamışlarsa yalındırlar:dershane, tanksavar, gecekondu, bilirkişi...

2. Belirtme (Yükleme) Hâli: ı, -i, -u, -ü eklerini alan isimler bu duruma girer. Bu isimler genellikle belirtili nesne olur. 
Defteri, okulu...  Ali kitabı aldı. (Belirtili  nesne)
ev-i gördüm, kapı-y-ı açtım, okul-u boyadılar, gül-ü koparmayın...

NOT : Türkçe'de üçt çeşit -i (-ı, -u, -ü) eki vardır. Bunları birbirine karıştırmamalıyız.

  • Köyü güzelmiş (iyelik eki)
  • Köyü gezdiler (hal eki)
  • Ört-ü, diz-i (fiilden isim yapma eki)

3. Yönelme Hâli:"-E" ekiyle yapılır. Yüklemin yöneldiği yeri, nesneyi ya da kavramı gösterir. 
Yönelme hâlinde, ismin belirttiği kavrama yöneliş, dönme, yaklaşma, ulaşma söz konusudur. Yönelme hâlindeki kelimeler cümlede dolaylı tümleç ve yüklem olabilir. Dolaylı tümleç, yükleme sorulan "neye, kime, nereye" sorularının cevabıdır. Sinema-y-a git, ev-e dön...

4. Bulunma Hâli:"-dE" ekiyle yapılır.Eylemin yapıldığı yeri, nesneyi ya da soyut kavramı bildirir. Genellikle "kimde, nede, nerede"sorularına cevap vererek dolaylı tümleç olur. Babamda hiç para yoktu. (Kimde)

ev-de oturma, okul-da öğren, yurt-ta kaldı, devlet-te bulunuyor...

5. Ayrılma (Uzaklaşma, Çıkma) Hâli:"-dEn" ekiyle yapılır.Eklendiği kelimeyi dolaylı tümleç yapar; "çıkma, ayrılma, uzaklaşma" bildirir. İsmin ayrılma hâli, yani dolaylı tümleç, yükleme sorulan "nereden, kimden, neden" sorularının cevabıdır. okul-dan çıktı, ev-den ayrıldı, yurt-tan geliyor, devlet-ten istedi...

-den ekini alan isimler  bazen zarf tümleci olur.  Sıkıntıdan her tarafı sivilce doldu. (Zarf tümleci)

-den eki, bazen yapım eki olarak kullanılır. Bu durumda ya sıfat ya da zarf görevi üstlenir. Candan dost, toptan satış, içten davranış...

-den eki bazen belirtili isim tamlamalarındaki tamlayan eki -ın, -in, -un, -ün 'ün yerini tutabilir. Çocukların biri ....Çocuklardan biri.

-den ekini alan kelimelerle ikilemeler yapılabilir. Derinden derine sesler geliyor.

-den ekini alan kelimelerle üstünlük anlamı taşıyan sıfat öbekleri oluşturulabilir. Gülden kırmızı yanak, Pamuktan beyazeller...

6. Eşitlik Hâli:"-CE" ekiyle yapılır.Bu hâldeki kelimeler cümlede zarf tümleci ve yüklem olarak kullanılır. 
Onun davranışları çok zaman delicedir. 
Bu okulda yıllarca çalıştım dedi. 
O gün sizi saatlerce bekledik. 
Bu kararı sınıfça aldık. 
Bugün milletçe sevinçliyiz.

7. Vasıta Hâli:"ile" edatı kullanılarak yapılır. "i" düşürülerek kullanılır. Bu hâldeki kelimeler cümlede zarf tümleci, edat tümleci ve yüklem olarak kullanılır.

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan. (edat tüml.)
İşi kolaylıkla başardı.
Ayağına gelen topa hızla vurdu. 
Babasını sevinçle karşıladı.
O artık bizimledir.
Öğrencileriyle geziye gitmişti. 
Arabasıyla evimize kadar getirdi. 
İğneyle kuyu kazıyorsun.
Rüzgârın etkisiyle dallar sallandı. 
Sonbaharın gelmesiyle soğuklar artmıştı. 
Zilin sesiyle yarışma bitti.

8. İlgi Hâli (Tamlayan Hâli):"-(n)İn", "-dEn" ekleriyle yapılır ya da yalın hâldedir.
Kitabın yaprağı yırtılmış. 
Ceket düğmesi
Öğrencilerden biri

İSİM TAMLAMALARI

İki veya daha fazla ismin, yeni bir anlam meydana getirecek şekilde birlikte kullanılmasıyla oluşan söz gruplarına isim tamlaması denir.  Ad takımı şeklinde de söylenebilir.

 

                İsim tamlamalarında ilk isme tamlayan; ikinci isme tamlanan denir. Bu kural iki isimden oluşan tamlamalar için geçerlidir. İkiden fazla isimden oluşan tamlamalarda genellikle son isim tamlanan diğerleri tamlayan olur. Fakat bu kurala uymayanlar da vardır.

Bahçenin duvarı.     Bahçenin duvarının boyasının rengi.  Bizim okulun tahta kapısı 

Tamlayan Tamlanan   Tamlayan                Tamlanan           Tamlayan Tamlanan            

                İsim tamlamalarının çeşitleri ve özellikleri şöyledir:

1-BELİRTİLİ İSİM TAMLAMASI

Tamlayan -ın, -in, -un, -ün , tamlanan -ı, -i, -u, -ü eklerinden birini alır. Tamlayan sesli harfle biterse -n kaynaştırma harfi; tamlanan sesli harfle biterse -s kaynaştırma harfi kullanılır. Bahçe-n-in kapı-s-ı

NOT :* "Su" ve "ne" kelimeleri bu kurala uymaz. Örnek: Su-y-un tad-ı, ne-y-in tad-ı.

    • Zamirler tamlayan veya tamlanan olabilir. Örnek: Bizim evimiz. Çocukların birkaçı...

    • Tamlanan isim sayı veya belirsizlik bildiren bir kelime olursa, tamlayan eki -ın, -in, -un, -ün yerine-den, -dan eki gelebilir. (Adamların ikisi....Adamlardan ikisi)

    • Bazı belirtili isim tamlamaları, sıfat tamlamasının ters çevrilmesiyle oluşur. (Taze balık...Balığın tazesi)

    • Bazı b.isim tamlamalarında tamlayan ve tamlanan yer değiştirir. (Çok verimlidir ovası Konya'nın...) (Konya'nın ovası...) 

Share |

03/10/2012

Epik Anlatım ve Özellikleri

Epik anlatımda olağanüstü kişiler anltırılı,yiğitler anlatılır. Başarılar.

Destansı (Epik) Anlatımın Özellikleri

1.Olağanüstü olaylar ve kişiler anlatılır.
2.Destan türünün yiğitçe havası vardır.
3.Yapıp etmeler yani fiiller ön plandadır.
4.Tarihi konular ve kahramanlıklar işlenir.
5.Etkileyici bir özellik taşır.
6.Sürekli hareket vardır.
7.Kelimeler mecaz ve yan anlamlarda kullanılabilirler.
Şiirdestanromanhikâyetiyatro, destansı anlatımın kullanıldığı türlerdir.
9.Anlatımda abartıya yer verilebilir.
10.Sanatlı bir dil kullanılır.

Örnek metinlerSİVASTOPOL

Derken, tabur komutanı yine işaret verdi. Yine subaylar fısıltıyla konuşarak emri birbirlerine ilettiler ve kara bir duvar gibi duran 1. bölük çöktü. Onlara "Yere yat!" emri verilmişti. 2. bölük de yere yattı ve Pest, eline sivri bir şeyin battığını duydu. Yalnız, 2. bölüğün komutanı ayakta kalmıştı. Kılıcını sağa sola savurup hiç durmadan konuştukça tıknaz silueti bir öne bir arkaya gidip geliyordu.

 

"Pekâlâ, adamlarım! Haydi, şimdi, aslanlarım! Kurşunlarımızı israf etmeyip bu süprüntülen süngümüzle temizleyeceğiz. "Hurra!" diye bağırdığımda hepinizin arkamdan geldiğini görmek istiyorum. Kimse geride oyalanmasın. Birbirinizden ayrılmamalısınız, bu en önemlisi... Onlara kim olduğumuzu gösterelim ve yüzümüzü kara çıkarmayalım, tamam mı arkadaşlar?

TOLSTOY

KANİJE KALESİ'NİN FETHİ
Sadrazam İbrahim Paşa 1600 yılı baharında tekrar sefere çıkıp Kanije üzerine yürüdü. Bu arada Bobofça Kalesi de istirdat edilmişti. Ordu Kanije'yi kırk günden fazla muhasara etti. Kalenin barut mahzeninin infilakı üzerine müdafiter teslim olmak zorunda kaldılar. Kanije, beylerbeyilik hâline getirilip Tiryaki Hasan Paşa'ya verildi. Sadrazam İbrahim Paşa, Temmuz 1601'de yeni bir sefere çıkmak üzereyken serhatta öldü. Yerine, sadaret kaymakamı bulunan Yemişçi Hasan Paşa tayin olundu. Yeni sadrazam hemen Belgrat'a hareket etti. Ordu daha Belgrat'a ulaşmadan Belgrat'ın düşman eline geçtiği haberi geldi. Buraya gidildiyse de asker yenik düştü. Tam bu sırada Erdel ve Boğdan'ı da ele geçirerek Romanya'da bir idare kurmayı planlayan ancak vazgeçip Osmanlı merkezine elçi gönderip itaatini bildiren Mihal'in Avusturya hükümetinin düzenlediği suikasta kurban gittiği haberleri geldi. Böylece Avusturya hükümeti siyasi bir cinayet işlemiş oluyordu. Bu haber üzerine Osmanlı Devleti bölgeye süratle bir ordu sevk edip güvenliği sağladı. Erdel, Eflak, Boğdan'da Osmanlı Devleti'ne bağlı, güçlü bir düzen tesis edildi. Sonuçta Avusturya'nın işlediği bir siyasi cinayet Osmanlı Devleti'nin işine yaramıştı. Avusturya'nın yeni bir taarruz haberi geldi. Arşidük Ferdinand kumandasında bir ordunun Kanije'yi kuşatmakta olduğu, müdafilerin zor durumda bulunduğu öğrenilmişti.

Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. 
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya- 
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. 
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! 
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı' 
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, 
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! 
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, 
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. 
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, 
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! 
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: 
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. 
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... 
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! 
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, 
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, 
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; 
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. 
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... 
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. 
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, 
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; 
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; 
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; 
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. 
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, 
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. 
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; 
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... 
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, 
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. 
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, 
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. 
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, 
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. 
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... 
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! 
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; 
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman? 
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? 
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, 
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; 
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi; 
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi. 
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: 
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. 
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, 
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, 
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! 
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... 
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. 
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? 
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın. 
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... 
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına; 
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; 
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, 
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; 
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, 
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; 
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, 
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, 
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; 
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; 
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... 
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. 
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, 
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, 
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... 
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, 
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; 
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; 
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, 
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... 
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, 
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber. 

Mehmet Akif Ersoy

Tags: Epik Anlatım, Epik Anlatım Özellikleri, Epik Anlatım Nedir, Epik Anlatım Türleri, Epik Anlatım Örnekleri

03/10/2012

Lirik Anlatım ve Özellikleri

Lirik analtım demek çoşku ve heyecana bağlı anlatım çeşidi demektir genellikle şiirlerde kullanılır. Başarılar.

Lirik Anlatımın Özellikleri

1.Lirik anlatımda dil "heyecana bağlı işlev"de kullanılır.

2.Coşku ve heyecana bağlı anlatım daha çok şiirromanhikâyetiyatro türlerinde kullanılır.

3.Öyküleyici anlatımda bir olay ve durumun anlatılması; betimleyici anlatımda kişi, durum ve varlıkların betimlenmesi; lirik anlatımda ise duyguların ifade edilmesi esastır.

4. Coşku ve heyecana bağlı anlatımlarda kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.

5.Öyküleyici anlatımlarda olay ve durumlar anlatılırken duygusal düşünceler katılmaz. Coşku ve heyecana bağlı anlatımda duygular ve içinde bulunulan ruh hali yansıtılır.

 

Örnek 1:

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına 
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana 

Ataol BEHRAMOĞLU

Örnek 2:

SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN

Her şey sende gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerin uzağı gördüğü kadar genç

Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün 
Karşındakinin gördüğüdür rengin

Yaşadıklarını kar sayma
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün

Gülebildiğin kadar mutlusun üzülme
Bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi
Sevdiğin kadar sevileceksin
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin
Bunu da öğren;
SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN.

Can YÜCEL

Örnek 3:

TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ 

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, 
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte 
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek 
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken 
meselâ denerken damarlarında bir serumu 
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin 
ama o bunun farkında değildir 
ayrılmak istemezsin dünyadan 
ama o senden ayrılacak 
yani sen elmayı seviyorsun diye 
elmanın da seni sevmesi şart mı? 
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık 
yahut hiç sevmeseydi 
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Nazım Hikmet

Tags: Lirik Anlatım, Lirik Anlatım Özellikleri, Lirik Anlatım Nedir, Lirik Anlatım Türleri, Lirik Anlatım Örnekleri

03/10/2012

Betimleyici Anlatım ve Özellikleri

Bu yazımızda Betimleyici Anlatım türlerini özelliklerini ve örneklerini sizlere sunuyoruz. Başarılar.

BETİMLEYİCİ ANLATIM ve ÖZELLİKLERİ

Özellikleri:
1. Betimlemeler açıklayıcı ve sanatsal betimleme olmak üzere ikiye ayrılır.
2. Kişinin iç dünyasını anlatan betimlemelere tahlil(ruhsal portre) denir.
3. Kişinin dış görünüşünü anlatan betimlemelere fiziksel (simgesel) betimleme denir.
4. Romanhikâyetiyatrogezi yazısıŞiir gibi türlerde kullanılır.
5. Kelimenin yan ve mecaz anlamlarına yer verilebilir.

Sanatsal (İzlenimsel) Betimleme:
1.İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır.
2.Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
3.Ayrıntılar subjektif olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmaktır.

Açıklayıcı Betimleme:
1.Bilgi vermek amacıyla yazılır.
2.Genel ayrıntılar üzerinde durulur.
3. Ayrıntılar objektif (olduğu gibi)olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmak için değil, bir konu hakkında bilgi vermektir.
5. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulmaz.
6.Betimlenecek varlığa kişisel duygu ve düşünceler katılmaz.

Bu tekniği uygulayan yazarın amacı, okuyucunun görmediği bir görüntüyü, olayı, yeri, okuyucunun kafasında canlandırmaktır. Yazar özellikle görme duyusundan yararlanarak okuyucunun hayalinde sözcüklerle sanki resim yapar. Betimleme özetle, okuyucuya izlenim kazandırmaktır.

Bu yöntemde beş duyudan ve hareket öğesinden yararlanılır. Hareket öğesi öyküleme yönteminin de öğesidir. Betimlemelerdeki hareketler birbirinden kopuktur. Neden-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlanıp bir olaya yol açmaz.

Betimleme paragraflarında sadece bir özel konu ve onun ayrıntıları vardır. Ana düşünce söz konusu değildir.

Bir betimlemede olay da varsa, o anlatım yöntemi öyküleme sayılır. Hareketlilik varsa; ancak olay yoksa o zaman anlatım yöntemi betimleme olarak kalır.

Betimleme, ilk kez romantik sanatçılarda ortaya çıkmıştır. Çünkü dünya edebiyatında ilk kez onlar gerçek yaşamı, kişileri ve varlıkları ele alma gereği duymuşlardır. Gerçekleri, göz önüne getirebilmek için farklılıkların, ayırt edici özelliklerin belirtilmesi gerekir. Bu da betimleme türünü doğurmuştur. Romantik betimlemeler, daha çok duygulara dayanır. Olaylar ve kişi davranışlarıyla bağlantısı yok denecek kadar azdır.

 

Realistlerin betimlemeleri tümüyle gerçektir. Onlar bir düz ayna gibi yansıtırlar her şeyi. Ayna nasıl iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış her şeyi gösterirse realist betimlemeler de aynen öyle. Bu betimlemelerin olayların gelişimi ve kişilerin karakterlerinin oluşumuyla doğrudan bağlantıları vardır. Realist yapıtlardan betimlemeleri atarsanız geriye hiçbir şey kalmaz.

Örnek: Köyde iki günden beri olağanüstü zamanlara öz-gü bir hal var. Bayram mı? Hayır; çünkü hiç kimse yeni giysilerini giymemiş. Biri mi evleniyor? O da değil. Yalnız herkes işini gücünü bırakmış, şunun bunun evinde, hemen hemen gizli diyebileceğimiz birtakım toplantılar da... Sonra genel bir avarelik, bir kendinden geçiş, gözlerde hiç görmediğim pırıltılar...

Konu: Köyün olağanüstü bir anı

Bu betimleme, bir öykü havasında; ancak bir olay yok. Bir ana düşünce yok. Hareketli anlatım öyküleme için yetmiyor ve anlatım betimleme aşamasında kalıyor.

Örnek: Mehtap, küçük koyu pırıl pırıl aydınlatıyor. Deni-zin ölü dalgaları başından geçenleri kıyıya anlatıyor. Hafif bir meltem, gecenin sıcaklığını bastırmak için tüm soluğunu harcıyor. İkimiz de susuyoruz. Konuşmak yasak sanki... Zaten konuştuğumuz an bu sihirli büyü bozulacak. İç dünyalarımız doğanın görkemiyle bir olmuş. Suskunluğumuzun gürültüsü yetiyor bize.

Konu: Mehtaplı bir gecede koy, deniz ve hissettikleri

Örnek: Kış, Ada'nın her tarafında yerleşebilmek için rüzgârlarını poyraz, yıldız poyraz, maestro, dramudana, gün doğusu, batı karayel, karayel halinde seferber ettiği zaman; öteki yakada yaz, daha pilisini pırtısını toplamamış, bir kenara, oldukça mahzun bir göçmen gibi oturmuştur. Gitmekle gitmemek arasında sallanır bir halde, elinde bir pasaport, çıkınında üç beş altın, bekleyen bu güzel yüzlü göçmen tazeyi benden başka bu adada seven hemen hiç kimse yoktur diyebilirim.

Konu: Yaz bitimi, Ada'ya kışın gelişi

Örnek: Barba Vasili, sandalın kıçındaki koltuğu suya bıraktı. Gözü ipte, küreklere asıldı. On dakika sonra arkamızdaki adayı da görmez olduk. Sis, gitgide bastırıyor. Uzaktan uzağa vapur sesleri sağımızdan mı gelir, solumuzdan mı? Yakınlarda, pek yakınımızda bir hışırtı da duyar gibi olduk. Hiçbir şey göremedik ama. Bir vapur sanki burnumuzda gibi acı acı öttü.

Konu: Ada'da sis...

Örnek: Sabahın 6'sı. Saroz Körfezi kıpırtısız. Kıvrım kıvrım bir sahil... Tahta bir iskele... İskelede tek ayak üstünde duran iki martı ve balık tutmaya çalışan bir babayla bir oğul... Tüm hareketler ağır çekim... Arada bir 'hay anasını' sözleri, umutlanarak açılmış martı ağızları...

Konu: Saat 6 sularında Saroz Körfezi kıyıları...

Örnek: Kırış kırış bir yüz... Altmış yılın çizgileri... Askerlikten kalma bir kurşun yarası izi... Çukura kaçmış çakır gözler... Dünyanın kahrına dayanmaya çalışan, gelecekten umudu kalmamış bir adam.

Konu: 80 yaşındaki bir adamın fiziki ve ruhsal portresi

Betimleme, şiirden sonra en zor yazılan bir türdür. Şiirsel bir anlatım, duyarlı bir yaklaşım gerektirir. Kimi usta kalemlerin elinden çıkan betimlemeler bir tablo değerindedir. Betimleme yapabilmek için ayrıntıları gören bir göze, bunu anlatabilecek olağanüstü bir dile gereksinim vardır. 

 

Örnek: Cehennem Nisanı'ında beş sandaldık. Güzel bir ocak akşamı. Hava lodos. Denize kırmızı ren¬gin türküsü yayılmış. Çok kaynamış ıhlamur rengindeki yayvan, geniş, ölü dalgalar... Sandallar ağır ağır sallanıyor, oltalar bekliyor, insanlar susuyor... Otuz beş kulaç suyun altındaki derin sessizliğe, dibindeki dallı budaklı kayaların arasına yedi rengin en koyusu girer mi şimdi? Sinağrit Baba döner mi avdan? Pırıl pırıl eleğimsağma rengi pullarıyla ağır ağır, muhteşem bir ilkçağ kralı gibi zengin, cömert, asil ve zalim mantosu ile dolaşır mı kimbilir? Altuni, zümrüdü, incisi, mercanı, sedefi lacivertliğin içinde yanıp yanıp sönen sarayını özlemiş, acele mi ediyordur? 

Örnek: Buradan (Değirmenoluk'tan) Akçadağ'a kadar öyle kayalık öyle sarptır ki Toros, bir ev yerinden daha büyük toprak parçası görülmez. Ulu çamlar, gürgenler kayaların arasından göğe doğru ağmıştır. Bu kayalıklarda hemen hemen hiçbir hayvan yoktur. Yalnız, o da çok seyrek, akşam vakitleri keskin bir kayanın sivrisinde boynuzlarını, büyük çangallı boynuzlarını sırtına yatırmış bir geyik, bacaklarını gerip sonsuzluğa bakarcasına durur.

Örnek: İn cin uyanmadan denizin üstü de boş gibidir. Bir gecebalıkçılı ya da erkenci iki martı sezilir alaca karanlıkta. Amaçsız, kararsız oraya buraya süzülürler. İşgüzar işgüzar kanat çırparken birden durulur, suya konarlar. Ben onları maçtan önce ısınmaya çıkmış çurçur yeden oyuncularına benzetirim. Asıl maç çok sonra başlayacaktır. Kocaman gövdesi ve iri kanatları ile bir kaşıkçıkuşu çok yükseklerde tur atıyor. Uzakta bir takanın patpatı. Kıyıda böcek gagalayan bir denizkırlangıcı... Çöpleri eşeleyen uyuz bir köpek...

Örnek: Çocuk bir akasya ağacının altına yüzükoyun uzanmış gökyüzünü izlemekteydi. Ayaklarını yukarı kaldırmış bir ileri bir geri sallıyordu. Ağzının kenarındaki otu çiğniyordu. Sırtında yırtık bir keten gömlek, bacağında at ahırı ve ezilmiş yeşil ot kokan bir pantolon vardı. Başını az bir şey bizden yana döndürüp uykulu gözlerle bana baktı. Ağzındaki otu dudağının öbür yanına itip gözlerini kapadı.

Parçada yazarın özellikle görme duyumuzdan yararlanarak hayalimizde bir görüntü oluşturmuştur.

Yazarın anlattığı görüntü zihnimizde canlandı mı, canlanmadı mı? Evet, canlandı, öyleyse yazar bizim zihnimizde sözcüklerle resim yaptı. Yani betimleme yöntemini kullandı. Şuna da dikkatinizi çekerim ki: yukarıdaki parçada öyküleme tekniğine de yer verilmiş. Bunu göz ardı edemeyiz. Çünkü sıralı olaylar da var.

Örnek: Kitabevi iki kattan oluşmakla birlikte üst kat satışa henüz arz edilmemiş veya satış dışı kalacak kitapların son durağı olarak kullanılıyor. Tüm heyecan giriş katında, giriş katı yetmiş metrekare dolaylarında ve birkaç metrekarelik bölümü işyeri sahibinin özel odası olarak ayrılmış. Bu insan, nitelikli kitapları seçen, çoğunu okuyan zarif bir kitap tutkunu, Kitabevini orta yaşlı bilge bir beyefendi olan yeğeniyle birlikte yönetiyor.

Parça betimleme tekniğiyle yazılmıştır. Anlatılan mekânın zihnimizde canlanmıştır.

Örnek: Bir yanımız kuleli, öbür yanımız Vaniköy koruluğu, Yamaçta bir apartman... Yanında yöresinde başka ev apartman yok. Hafif bir yokuşun sonunda, tepede, tek başına, on sekiz daireli, iki bölümlü bir apartman. Salon dediğimiz ön oda sanki bir kaptan köşkü. Karşımızda köprü, ta uzakta Sultanahmet Camii, Ayasofya, Topkapı Saray... Önde Beylerbeyi Sarayı, Çengelköy kıyıları ve Boğaz. Buralarda yaşanmadan bilinmesi, algılanması olanaksız bir başka deniz bu.

Bu parça da betimleme tekniğiyle yazılmışır. Yazarın amacı kendinin gördüğü, okuyucunun görmediği bir görüntüyü okuyucunun zihninde sözcüklerle canlandırmaktır. Özellikle görme duyumuza ilişkin ayrıntılara yer verdiğine dikkat edelim.

Okuduğunuz parçada yazarın amacının görüntüyü zihnimizde canlandırmak olduğunu söylemiştik. Yazar amacını gerçekleştirdi, zihnimizde görüntü canlandı. Buradan hareketle bu parçanın anlatım tekniğinin betimleme olduğunu söyleyebiliriz.

Örnek: "Kulübenin ardında iki katlı, yaşlı bir bina vardır. Bir bırakılmıştık duygusu taşır, lodosun eskittiği yüzünde camlarda yağmur izi... Gençliğine duyamamıştır. Alt katında kimi işlemez dükkânlar, üst katında ise küçük bir sahil lokantası. Sanki dekorunu ve yemeklerini yıllardır hiç değiştirmemiş bir sahil lokantası... Bu meydandaki her bina, her yol, her ayrıntı denize göre konum almış gibidir; denizle yüzleşir durur."

İzlenimsel Betimleme Örneği

Mağaranın ağzında büyük ağabeyim elinde kazma, ortanca kürek, küçük olanı da sönük bir gaz lambası ile beklerdi. Mağaranın içi uzun bir dehlize benzer, etrafta birtakım acayip şeyler varmış gibi görünür, durmadan tepeden damla damlar su sızar, yer daima ıslak olurdu. Ben mağaranın kapısı önünde, bir ayağım içerde, bir ayağım dışarda beklerdim. Güneş ağaçlardaki eriklerin üzerine ışıldardı.

Açıklayıcı Betimleme Örneği

"...Akdeniz Bölgesi'nin çatısını Toros Dağları oluşturur. Dağlar bazı yerlerde denize çok sokulur; kayalık ve az girintili çıkıntılı bir kıyı üzerinde dikine inerler. Bazı yerlerde ise kıyı çizgisi ile dağ sınırları arasına Adana Ovası gibi geniş düzlükler girer. Bu bölge özelliğini kendine komşu olan ılık denizden alır. Fakat denizin etkisi yüzey şekillerine ve yükseltiye göre değişir..."

Örnek Soru 1:

Yirmi yaşından fazla göstermeyen bir genç, çadırın önünde yan yatırılmış el arabasının üstüne oturmuş saz çalıyordu. Fenerin aydınlattığı alnı, ter damlalarıyla kaplıydı. Sazının sapı, şaşırtıcı bir süratle aşağı yukarı kayan parmaklarının altında bir canlı gibi titriyordu. Tellere vuran sağ eli, küçük fakat kendinden emin hareketler yapıyordu. Gencin eli, sazın gövdesine yaklaştıkça insan, saz ile el arasında gizli fakat çok anlamlı bir konuşma olduğunu sanıyordu.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

A) Betimleme     B) Tartışma         C) Açıklama
D) Öyküleme     E) Karşılaştırma         (1995/ÖYS)  Yanıt: A

Örnek Soru 2:

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde betimleme yoktur?

A) Söylenenleri hiç duymuyormuşçasına dalgın, düşünceli bir tavırla işini yapmayı sürdürdü.
B) Artık bahar geldi derken birdenbire hava bozmuş; damlar, sokaklar, kırlar karla örtülmüştü.
C) Az konuşan, doğruyu söyleyen, söylediğini tartan bir insandı.
D) İçli, çok duygulu bir adamdı, konuşurken hem ağlar hem ağlatırdı.
E) Benim gibi babamın da dedemin de çocukluk ve ilk gençlik günleri bu konakta geçmişti. (1993/ÖYS) Yanıt: E

Not: Betimleme bir anın fotoğrafını ortaya koymak idi. Bir manzaranın ya da kişinin fotoğrafı çıkarılabilir. Öyküleme tekniğinde ise anahtar kavram kameradır. Birbirini takip eden durum ve olaylar ancak kamera ile tespit edilip aktarılabilir. Öyküleme tekniğinde eylemlerin, olayların devamlılığı söz konusudur.

Tags: Betimleyici Anlatım, Betimleyici Anlatım Özellikleri, Betimleyici Anlatım Nedir, Betimleyici Anlatım Türleri, Betimleyici Anlatım Örnekleri

03/10/2012

Öyküleyici Anlatım ve Özellikleri

Bu yazımızda Öyküleyici Anlatım türlerini özelliklerini ve örneklerini sizlere sunuyoruz.

Öyküleyici Anlatımın Özellikleri

1.Olay, kişi, mekân ve zaman ortak öğeleridir.
2.Olaylar birinci şahsın ağzından anlatılabilir.(Anlatıcı olay kahramanlarından biridir)
3.Sanat metinleri öyküleyici anlatımla yazılır.
4.Olaylar ilahi bakış açısıyla anlatılabilir.
5.Olaylar 3.şahsın ağzından anlatılabilir.(Olan biten bir kamera sessizliğiyle izlenip anlatılır
6. Kişi, mekân ve zaman olay ve olay örgüsünü oluşturmak için kullanılan ögelerdir.
7.Öyküleyici anlatım hikâye, roman,anısöyleşigörüşme(mülakat)gibi metin türlerinde kullanılır.
8.Öyküleyici anlatımda bir olayın olması şarttır.
9.Yaşanmış olaylarda olay zinciri, kurgulanmış olaylarda olay örgüsü vardır.
10. 3.Şahıs anlatımda anlatıcı her şeyi bilir.
11. Öyküleyici anlatım sanat metinlerinde ve öğretici metinlerde kullanılır.
12.Sanat metinlerinde anlatıcı kurmaca kişi öyküleyici metinlerde ise gerçek bir kişidir.
13.Kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.

 

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 73 (Kefil), 75 (Kıbrıs'ın Fethi)76,(Cemile),77(On İkiye Bir Var),78(Biz İnsanlar),81(Ayı ve İki Ahbap),82(İstanbul'un Fethi),83 (Başını Vermeyen Şehit)adlı metinler.

Öyküleyici Anlatım Biçimi

Bu teknikte yazarın amacı, okuyucuyu bir olay içinde yaşatmaktır. Bu tekniğe hikâye etme de denir. Olay akışı vardır. Olaylar birbiri üzerine gelişir ve zaman durmadan geçer. Genellikle haber kipleriyle çekimlenmiş yüklemler kullanılır. ... geldi, ... anlatmış, ... maviydi v.b.

Bu teknikle yazılmış bir parçanın en önemli iki özelliği: Zaman akışının olması ve parçanın bir öyküden veya romandan alınmış izlenimi vermesidir.

Öyküleme yöntemi roman ve öykü gibi olay esaslı türlerde kullanılır. Bu teknik düşünce yazılarında pek görülmez.

Bir durumdan başka bir duruma geçişi, hareketli bir yaşam kesitini bir olaya bağlı olarak anlatma yöntemidir. Öykülemelerde amaç, okuyucuyu olayların içinde yaşatmaktır. Yani okuru, öykünün kahramanlarından biriyle özdeşleştirerek kendini onun yerine koyarak (empati ile) bir görüşü benimsetmektir.

Olay, öykünün belirleyici özelliğidir. Olaysız hiçbir anlatım öykü sayılamaz. Olay; insanların başından geçen, az rastlanan, merak öğesi uyandıran giriş, gelişme (düğüm) ve çözüm bölümleri bulunan anlatımlardır. Günlük konuşmalarımızda "Bak ne oldu..." diye başlayan tüm anlatımlar, güldürücü fıkralar, anekdotlar birer öyküdür.

Öykülerin hemen tamamı konuşmaların arasında anlatılır ve bir örnek niteliği kazanır. Bu nedenle ana düşünce bulunurken: "Bu öykü, hangi iddiayı (savı) inandırıcı kılmaya yarayan örnek olabilir?" sorusuna yanıt aranır.

Örnek:Dalkavukları Büyük İskender'i: Tanrı'nın oğlu olduğuna inandırmışlar. İskender bir savaşta yaralanmış. Yarasından kan aktığını görünce çağırmış dalkavuklarını: "Bu ne?" demiş. "Mis gibi insan kanı değil mi?"

Ana düş: Gerçekler gizlenemez. (Mızrak çuvala sığmaz)

Örnek: Tilki, yol başında durmuş etrafı gözetliyor muş. Karşıdan yaman bir kurtla bir çoban köpeğinin güle oynaya geldiklerini görmüş. Yanlarına gidip dostluklarının gerekçesini sormuş. Köpek: "Dün bu kurt bizim sürüye saldırdı. Birkaç koyunu boğazladı. Arkasından koştum; ama yetişemedim. Çoban da beni evire çevire dövdü. Ben de gidip eski düşmanımla dost oldum... Dostluğumuzun gerekçesi çobandır." demiş.

Ana düş: Kusursuz dost isteyen dostsuz kalır.

Örnek: Kartaca-Roma Savaşı'nın sonunda Roma ordusu galip gelir. Roma komutanı büyük bir törenle Kartaca'ya girer. Tam bu sırada bir kadın: "Komutanı görmek istiyorum!" diye bağırır. Muhafızlar onu uzaklaştırmaya çalışırken komutan: "Buraya getirin onu!" diye emir verir. Kadın komutanın yanma getirilir. Komutan kadına isteğini sorar. Kadın, orada bulunan askerlerden birini işaret ederek: "Bu askeriniz savaş sırasında çocuklarımın elindeki son mısır ekmeği dilimini ellerinden alarak yedi ve çocuklarımın ölümüne neden oldu. Bu askerin cezalandırılmasını istiyorum." der. Komutan: "Bak, der, yalan söylüyorsan ölürsün." Kadın iddiasında ısrar edince komutan kılıcını çeker, askerin karnını yarar ve kadına dönüp haklıymışsın." der.

Ana Düş: Kanıtlamadan kimseyi cezalandırma.

Örnek: M.O. V.yüzyıl ressamlarından Zeuxis, elinde üzüm tutan bir çocuğun resmini yapmış. Üzümler öylesine gerçeğe benzemiş ki kuşlar gelip yemeğe kalkmışlar. Zeuxis, bundan dolayı övüldüğü zaman, üzülerek: "Çocuğu da gerçeğe uygun yapabilseydim kuşlar ondan korkar üzümleri yemeğe çalışmazlardı." demiş.

Ana düşünce: Sanatçı için son durak yoktur.

Örnek: Türkiye'ye gelen sanatçımız, soluğu Kapalıçarşı' da alır. Buradaki esnafla haşır neşir olur. Türkçeyi epey ilerletir. Amacı, Kapalıçarşı'nın yağlıboya resimlerini yapmaktır. Amacına ulaşır. Hatta bu yağlıboyalarını sergilediği üç ayrı sergi açar İstanbul'da. Kapalıçarşı'nın yıllardır oradaki esnafa bile yabancı gelen, gizemli taraflarını tablolaştırır. Bir başka deyişle çarşının yerlileri sanatçının tuvallerinde tanırlar mekânlarını, dükkânlarını.

Parçada olayların olaylar üzerine gelişmesine, zamanın akışına dikkat etmişseniz öyküleme tekniğini yakalamışsınızdır. Hatta parçayı okuyup bitirince "Eee sonra ne olmuş?" diyeceğimiz geliyor. Bu da bu parçaya bir roman veya öyküden alınmış izlenimi veriyor. Yani öyküleme tekniğini gösteriyor. 

Örnek:Yatağın altında yeşil, tahtadan bir sandık duruyordu. Onu açtım. Az daha sevincimden haykıracaktım. Annemin bir hafta önce İstanbul'dan gönderdiği hediyeler içinde çıkan kaşağı pırıl pırıl parlıyordu. Hemen kaptım. Tosun'un yanına koştum. Karnına sürtmek istedim. Rahat durmuyordu. Galiba acıtıyor, dedim. Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. Çok keskin çok sivriydi. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca, tekrar denedim. Atların hiçbiri durmuyordu. Kızdım. On adım ilerideki çeşmeye koştum.

Örnek:Ayakkabıcı, iskemlesine oturdu. Hasan da merakla karşısına geçti. Şaşarak eğlenerek seyrediyordu. Tamirci, kartona benzeyen kalın deriyi iki tarafı keskin incecik, sapsız bıçağıyla kesti. Ağzına bir avuç çivi doldurdu. Sonra bunları ağzından çıkarıp ayakkabıların altına çabuk çabuk mıhladı. Deri parçalarını pis bir suya koyup ıslattı. Mundar çanaktaki macuna parmağını daldırıp tabanlara sürdü. Hasan bunların hepsine dikkatle bakıyordu. Susuyor ve bakıyordu.

Parçayı okurken gördük ki olaylar birbiri üzerine sıralanmıştır. Zaman durmamış, akmıştır. Zaten zamanın geçmesi demek olayların sıralanması demektir. Bunların hepsi öykülemenin özelliklerindendir. 

Örnek: Âdem ile büyük oğlu elektrik ustası Yusuf ellerindeki birer lahmacunun son lokmalarını merdivenleri çıkarken çiğneyip yuttular. Bu sebepten merdiven başına vardıkları zaman biraz nefesleri kesilir gibi oldu. O tıkanıkla ikisi birden Osman Efendi'nin tepesine dikildiler ve ihalenin saatini sordular. Osman Efendi üstten alarak "Bekleyin şurada." dedi.

Örnek: "...Sabaha karşı bir kumsalda uyandım. Omuzlarım ağrıyordu, bacaklarım uyuşmuştu. Güçlükle ayağa kalktım, rüzgâr çıkmıştı gene. Denize bakındım: Görünürlerde yoktu teknem. Elimi kolumu oynatıp kendime gelmeye çalıştım. İlerilere bakındım sonra. Alabildiğine uzanıyordu kumsal. Yürümeye çalışayım, bir eve varırım belki, dedim. Yürüyemedim. Ayağımdan yakalamış bırakmıyordu beni. Bir adım olsun attırmıyordu artık. O, leş sandığım o. Tüm gücüyle çekiyordu beni kendine."

Örnek Soru 1: Adalarda oturanlar, akşamüzeri iskeleye çıkıp, gelenleri karşılar, gidenleri uğurlarlar; gençler arkadaşlarıyla buluşur; yaşlılar çay bahçelerinde, aralarında söyleşirler. Saat dokuza gelince, herkes evine dönmüş, sofraya oturmuş olur. Adalara gezmeye gelen birkaç kişi dışında kimseleri göremezsiniz ortalıkta.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?

A) Öyküleme   B) Tanımlama   C)Tartışma D) Açıklama E) Karşılaştırma
(1993/ÖYS) Yanıt: A

Örnek Soru 2: Köyden kasabaya taşınmıştık. Cadde üstünde, sol tarafta bahçesi olan, beyaz boyalı bir ev satın almıştık. Bahçemizden, komşu bahçeden gelen küçük bir su yolu geçiyordu. Bu su, yan duvarın altından aşağıdaki bahçelere akıyordu. Bizim bahçenin bir köşesinde ufak bir tel kümes vardı. Dip tarafa domates, biber, yeşil salata ekilmişti. Cadde tarafında sardunyalar, pembe karanfiller, hanımelleri bulunurdu.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangilerine başvurulmuştur?
A) Açıklama - öyküleme 
B) Tartışma - betimleme
C) Öyküleme - betimleme 
D) Açıklama - tartışma
E) Örneklendirme - öyküleme (1991/ÖYS)       Yanıt: C

Tags: Öyküleyici Anlatım, Öyküleyici Anlatım Özellikleri, Öyküleyici Anlatım Nedir, Öyküleyici Anlatım Türleri, Öyküleyici Anlatım Örnekleri

03/10/2012

Ünlü Düşmesi, Ünlü Türemesi ve Ünlü Daralması

Bu konumuzda ses olaylarınındaki ünlü düşmesi ünlü türemsi ve ünlü daralmasını sizlere aktaracağız başarılar.

1. ÜNLÜ DÜŞMESİ

İki heceli olup birinci hecesinde geniş (a, e, o, ö), ikinci hecesinde dar ünlü (ı, i, u, ü) bulunduran bazı Türkçe ve yabancı kelimelere ünlü ile başlayan veya tek ünlüden oluşan bir ek getirildiğinde kelimenin vurgusuz hâle gelen ikinci hecesindeki dar ünlünün düşmesine hece düşmesi denir. Buna orta hece düşmesi de denir:

 ağız>ağzı, burun>burnu, koyun(bağır, döş)>koynuna, alın>alnı, oğul>oğlu, gönül>gönlüm, beniz,>benzi,

ömür>ömrüm, cürüm>cürmü, hüküm>hükmü, fikir>fikri...

ileri-le-mek>ilerlemek, koku-la-mak>koklamak,

kavuş-ak>kavşak, uyu>uyku, devir->devril-... 

-Bazı durumlarda geniş ünlüler de düşebilir: nerede>nerde, burada>burda, şurada>şurda... 

-Bazı Arapça kelimelere (isim) yardımcı fiil getirildiğinde de hece düşmesi görülür:

kayıp>kaybolmak, emir>emretmek, keşif>keşfetmek, sabır>sabretmek...

*gönülden gönüle, ağıza, buruna, babadan oğula örneklerindeki gibi ekte geniş ünlü varsa hece düşmesi olmayabilir.

oyunu, koyunu vb. hece düşmesi olmayan kelimelerdir. 

-Özel isimlerde hâliyle hece düşmesi olmaz:Gönül'e, Ömür'ü...

2. ÜNLÜ TÜREMESİ

Ünlü türemesinin görüldüğü yerler:

  • Sonunda, sırayla bir sürekli veya süreksiz ünsüzle bir sürekli ünsüz bulunan Arapça ve Farsça kelimelerde, son iki ünsüz arasında telâffuzu kolaylaştırmak için bir ünlü türetilir. Bu kelimelere ünlüyle başlayan ekler veya bitişik yazılacak şekilde yardımcı fiiller getirildiğinde türemiş olan ünlüler tekrar düşer. Her ikisi de ayrı ayrı ama birbirinden kaynaklanan ses olayıdır: ünlü türemesi, ünlü düşmesi.

emir < emr             keşif < keşf
azil < azl                nakil < nakl
hüküm < hükm       bahis < bahs
fikir < fikr                nutuk < nutk
sabır < sabr           şahıs < şahs
şehir < şehr           ilim < ilm
zehir < zehr           zikir < zikr 

  • -cik küçültme ekinden önce:

dar>dar-a-cık, az>az-ı-cık, bir>bir-i-cik, genç>genc-e-cik 

  • Bazı yabancı kelimelerin başında:

ilimon, ıraf, Iramazan, İrecep, ıradıyo...  

3. ÜNLÜ DARALMASI 

  • Son sesi a veya e olan fiil kök ve gövdelerine, şimdiki zaman eki getirildiğinde kelime sonundaki sesli daralır. Bunun sebebi "y"nin daraltıcı etkisidir:

söyle-yor>söylüyor      anla-yor>anlıyor         yaşa-yor>yaşıyor

  • "de-" ve "ye-" fiil köklerine gelecek zaman,  istek kipi, sıfat-fiil ve zarf-fiil eki getirildiğinde veya başka bir ek getirilip de araya -y- kaynaştırma harfi girdiğinde, bu sesler (a, e) daralarak ı, i, u, ü olur.

de-yor>diyor          de-e>diye           de-en>diyen       de-e-lim>diyelim      ye-en>yiyen

ye-ince>yiyince      ye-ecek>yiyecek

Not: deyince, deyip örneklerindeki e, yazıda  korunur.

Not: ne-ye>niye kelimesinde de daralma vardır.

  • Daralma olumsuzluk ekinin ünlüsü için de geçerlidir.

kork-ma-yor>korkmuyor,gel-me-yor>gelmiyor... 

  • Çok heceli kelimelerde sadece söyleyişte daralma vardır.

atlayarak (>atlıyarak), başlayan (>başlıyan), yaşayacak (>yaşıyacak), atlamayalım (>atlamıyalım), gelmeyen (>gelmiyen), gizleyeli (>gizliyeli)...

Tags: Ünlü Düşmesi Nedir, Ünlü Türemesi Nedir, Ünlü Daralması Nedir, Ünlülerle İlgili Ses Olayları Konu Anlatımı

03/10/2012

Büyük Ünlü ve Küçük Ünlü Uyumu

Ünlü uyumları tek heceli kelimer ve bitişik kelimelerde aranmaz. Ayrıca bu uyumlar auymayan keliemler genellikle türkçe değildir.

1. BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU

  Kalınlık-incelik uyumu da denir.

  • Bu kurala göre Türkçe bir kelimenin ünlülerinin tamamı ya kalın ya da ince olmalıdır.

sevilmek, ince, denizden, kelebekler, göstermelik...;
satılık, kalın, oyun, uçurtma, aşağı, sorular...

  • Büyük ünlü uyumunda (küçük ünlü uyumunu hesaba katmazsak) hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir:

a> a, ı, o, u         e> e, i, ö, ü        ı> a, ı, o, u     i> e, i, ö, ü
o> a, ı, o, u         ö> e, i, ö, ü        u> a, ı, o, u    ü> e, i, ö, ü

  • Küçük ünlü uyumunu hesaba katarsak hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir:

a> a, ı       e> e, i       ı> a, ı        i> e, i      
o> a, u      ö> e, ü      u> a, u      ü> e, ü

  • Kalın ve ince ünlülerin bir arada olduğu kelimeler ya değişikliğe uğramış Türkçe kelimelerdir ya da yabancı kelimelerdir.

-Değişikliğe uğramış Türkçe kelimeler: 
şışman>şişman, ınanmak>inanmak, dakı>dahi, kanı>hani, alma>elma, ana>anne, karındaş>kardaş>kardeş, kangı>hangi...

-Yabancı kelimeler: 
kalem, cihan, insan, merhamet, afiyet, asayiş, meteoroloji,semantik...

-Bazı yabancı kelimeler bu kurala uydurulmuştur.
divar>duvar, kalib>kalıp, brillante>pırlanta, suret>surat... 

  • Büyük ünlü uyumu kuralına uymayan (Türkçe ve yabancı) kelimelere getirilen ekler kelimenin son hecesine uyar:

annemiz, kardeşçe, veriyordu, elmalık, dünyanın, merhametli...

-Ancak bazı yabancı kelimelerde, ünlüsü kalın olan son heceden sonra ince ünlü gelir. Bunun sebebi, kelime sonundaki ünsüzün ince oluşudur.

alkolü, emlâkçilik, hakikati, helâkimiz, kabulüm, saatte, sadakatten... 

  • Kelime kökleri bu kurala uyduğu gibi, kelimelere (Türkçe ve yabancı) getirilen ekler de kökün ünlüsüne göre belirlenerek çekimli ve türemiş bütün kelimeler bu kurala uydurulur.

yürü>yürüdüm, yürümek, yürüyen, yürüsün, yürüme...

oku>okusun, okuyalım, okuyucu, okuduk...

-Ancak bu kurala uymayan ekler vardır:

-yor  (şimdiki zaman eki): geliyor, biliyor, istiyor, gizliyor...

-ken  (zarf-fiil eki)  : alırken, koşarken, bakarken...

-leyin (isimden zarf yapan ek): sabahleyin, akşamleyin

-(İ)mtırak (sıfattan sıfat yapan ek): yeşilimtırak, mavimtırak, ekşimtırak...

-ki    (ilgi zamiri ve sıfat yapan ek): onunki, yukarıdaki, akşamki...

-Taş (isimden isim yapan ek): meslektaş, ülküdaş...

-gil   (aile bildirir): halamgil, dayımgil, baklagiller...

 
-Ancak, bu eklerle yapılan bütün kelimeler büyük ünlü uyumuna aykırıdır denemez. Öyleyse bu eklerin ünlülerinin her zaman aynı özellikte (kalın veya ince) olduğunu, bu yüzden bazı kelimelerde uyuma girmediklerini söyleyebiliriz:
öğleyin, gelirken, sarımtırak, seninki, arkadaş, eniştemgil... 

2. KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU   

  Düzlük-yuvarlaklık uyumu da denir.

  • Bu kurala göre bir kelime düz ünlü (a, e, ı, i) ile başlıyorsa sonraki ünlüler düz; yuvarlak ünlü (o, ö, u, ü) ile başlıyorsa sonraki ünlüler ya dar yuvarlak (u, ü) ya da düz geniş (a, e) olmalıdır:
  • Bunun bir tablosuda şu şekildedir;

 arkadaş, karanlık, kelime, merdiven, serilmek, ıslık, ılık, ırak, sıcaklık, incelik, iyi

 kova, orak, oğlak, oğlan, gözlem, önem, uğrak, uygar, uğraşmak, üzer, üçer

okul, kuru, uygun, olumlu, bozulmuş, çocuk, oğul, okul, ölümlü, öküz, uğur, ululuk, üçüz, üzüm, süzgün... 

  • Küçük ünlü uyumunun büyük ünlü uyumundan bir farkı vardır:

Büyük ünlü uyumunda kelimedeki bütün ünlülerin kalınlık ve incelik bakımlarından uyuşmaları gerekli iken, küçük ünlü uyumunda her ünlü kendinden önceki ünlüye uymak zorundadır.

Meselâ, "kolaylık" örneğinde olduğu gibi "ı" ünlüsü kendinden önceki "a" ünlüsüne uyarken "a"dan önceki "o" ünlüsüne uymayabilir.

 Bu özellik, yuvarlak ünlüden sonra düz-geniş ünlü geldiği zaman karşımıza çıkmaktadır:
ufaklık, uzaklık, olası, önemli, üzerinde...

  • Büyük ünlü uyumunu hesaba katmazsak küçük ünlü uyumu kuralına göre hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir:

 a> a, e, ı, i             e> a, e, ı, i          ı> a, e, ı, i                i> a, e, ı, i    
o> a, e, u, ü           ö> a, e, u, ü       u> a, e, u, ü              ü> a, e, u, ü

  • Büyük ünlü uyumunu hesaba katarsak küçük ünlü uyumu kuralına göre hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir:

 a> a, ı     e> e, i      ı> a, ı       i> e, i    

o> a, u      ö> e, ü    u> a, u    ü> e, ü

-Bu kurala uymayan yabancı kelimeler:

alkol, daktilo, mönü, akordeon, rötar, radyo, tiyatro, otobüs, televizyon, horoz, kamyon, siroz...

-Ancak bazı alıntı kelimeler bu kurala uydurulmuştur:

müdir>müdür, mümkin>mümkün, müşkil>müşkül...

-Bu kurala uymayan Türkçe kelimeler:
Avuç, avurt, kavurmak, kavuşmak, savurmak, kavun, karpuz, yağmur, çamur, tavuk, kabuk...
 -yor ve -ki ekleri de çoğu zaman bu kurala uymaz:geliyor, onunki...
JKüçük ünlü uyumuna aykırı kelimelere (Türkçe ve yabancı) getirilen ekler, kelimenin son ünlüsüne uyar:

Kavunu, yağmurluk, müminlik, müzikçi...

Tags: Büyük Ünlü Uyumu, Küçük Ünlü Uyumu, Küçük Ünlü Uyumu Kuralı, Küçük Ünlü Uyumu Nedir, Büyük Ünlü Uyumu Nedir, Büyük Ünlü Uyumu Kuralı

03/10/2012

Sözcükler Arasındaki Anlam İlişkileri

Bu yazıda sizlere eş anlamlı sözcükler, yakın anlamlı sözcükler, eş sesli sözcükler vs. analatacağız başarılar.

1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER

Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.

kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç...

Fakat bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz: "kara bahtlı" kelime grubunda "kara" kelimesinin yerine "siyah" kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.

Türkçe kelimeler arasında da eş anlamlılık olabilir:

deprem-yer sarsıntısı-zelzele,

kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada bir-bazen

2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER

Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.

göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,

Kardeşim sana küsmüş.

Kardeşim sana kırılmış.

Kardeşim sana gücenmiş.

Kardeşim sana darılmış.

Birinci cümlede bir "kesinlik ve aşırılık" anlamı, ikinci cümlede bir "esneklik, hatta hoşgörü" anlamı, üçüncü cümlede "üzülmek" anlamı, dördüncü cümlede "gücenip görüşmez olmak" anlamı vardır.

Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)

Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)

Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)

Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)

3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER

Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.

Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,

Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.

"sevinmek" karşıtı sevinmemek değil "üzülmek"tir.

Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.

"doğru" kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede "eğri" olurken, diğerinde "yanlış" olabilir.

İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki "ağır" kelimesinin ağır olmayan anlamındaki "hafif"le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.

4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER

Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.

Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir

Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz

Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi

Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:

Siyah anlamındaki "kara" ile "kar-a" (-a: yönelme hâl eki) gibi

"Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar"

"Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar"

Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya

Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya

"hala" ve "hâlâ", "kar" ve "kâr",  "adet" ve "âdet" kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.

5. İKİLEMELER

Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime grubudur.

ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya doya ...

Yapı Yönüyle İkilemeler:

a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik deşik, eş dost

b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak...

c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç ....

d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş ...

e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl ...

f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski püskü

g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur ...

İkilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti konulamaz.

6. YANSIMALAR

Tabiata, insana, insan dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya çıkan kelime veya kelime gruplarıdır.

tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır...

Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.

"miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek, şırıltı"

7. ATASÖZLERİ

Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.

•Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.
•Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler
•Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler.
•Çoğu mecazlıdır. 
•Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir. 
•Genel bir yargı bildirir. 
•Öğüt verme amacı taşır.

At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.
Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.
Böyle gelmiş, böyle gider
Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.
Damlaya damlaya göl olur.
Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.
Eden bulur.
Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.
Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Üzerine laf düşmedikçe konuşma.
Vakitsiz açılan gül çabuk solar.

8. DOLAYLAMA

Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.

"yavru vatan": Kıbrıs,

"büyük kurtarıcı": Atatürk, 
"ulu önder":Atatürk

"derya kuzuları": balık,

"file bekçisi":kaleci

"Türkiye'nin kalbi": Ankara

9. ANLAM GENİŞLEMESİ

(yan anlam)

10. ANLAM DARALMASI

] "oğul" kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.

11. ANLAM İYİLEŞMESİ

] "kötü" anlamındaki yavuz kelimesinin artık "yiğit" anlamında kullanılması gibi.

12. ANLAM KÖTÜLENMESİ

] "canlı" anlamındaki canavar kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi.

13. GÜZEL ADLANDIRMA

] "verem" kelimesinin dildeki korkunçluğunu azaltmak için "ince hastalık" ile karşılanması gibi.

]Yabanî hayvan adı olan "börü"nün atılıp yerine "kurt" kelimesinin kullanılması gibi.

Tags: Eş Anlamlı Sözcükler Nelerdir, Yakın Anlamlı Sözcükler Nelerdir, Zıt Anlamlı Sözcükler Nelerdir, Eş Sesli Sözcükler Nelerdir, İkilemeler Nelerdir, Yansımalar Nelerdir, Anlam Daralması Nedir, Anlam İyileşmesi Nedir, Anlam Kötülemesi Nedir, Güzel Adlandırma Nedir

03/10/2012

Anlam Bakımından Sözcükler

Bu yazımzıda sizlere anlamı bakınmadan sözükleri sıralayacağız anlamı bakımından sözcükler 9a ayrılır.

1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)

Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna "temel anlam" da denir.

Meselâ, "ağız" dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. "göz" kelimesi de öyle.

Soğuktan su boruları patlamış.

Ayağında eski bir spor ayakkabı var.

Biraz sonra toprak bir yola girdik.

Kanadı kırık bir martı gördüm.

Soğuk sudan boğazı şişmişti.

Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım. 

Dün gece erken yattım.

Sıcak çorbayı içince rahatladım.

Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.

Ahmet'in burnu iyi koku alır.

Ağzında yaralar oluşmuştu.

Elini hırsla masaya vurdu.

İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi.

Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı.

2. YAN ANLAM

Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.

Meselâ "göz" dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama "iğnenin gözü", "çantanın gözü", masanın gözü" tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.

Meselâ, "düşmek" kelimesi "Meyveler tek tek yere düştü" cümlesinde temel anlamda; "Çocuğun pantolonu düşüyordu", "Bu yılın ilk karı düştü" ve "Kavakların gölgesi yola düştü" cümlelerinde yan anlamdadır.

Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)
Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış.
Uçağın kanadı havada parçalanmış.
Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.
Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.
Köprünün ayağına bomba koymuşlar.
Şişeyi boğazına kadar doldurdu.
Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim.
Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı.
Yokuşun başına kadar koştuk.

Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla "geçilen yer" demek olan "yol" kelimesi "yöntem, metot" anlamına gelerek soyutlaşmıştır.

Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb.

3. MECAZ ANLAM

Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.

Bu konuyu bir daha açmayacağım.
İşsizlik sorunu hükümeti terletecek
Derdim çoktur, hangisine yanayım.
Doktora boş gözlerle bakıyordu.
Bu şarkıya bayılıyorum.
Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.
Yakında savaş patlayacak.
Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.
İnce işlere aklım pek ermiyor.
Kitapları taşırken kolum koptu.
İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu
Bu söze gençlerden biri ince bir karşılık verdi.
Onun pişkinliğine bir anlam veremedik. 
Cesaretinin kırılmasına sen sebep oldun.

Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir. Eğretileme ve deyim aktarması da denir.

"Kurban olam, kurban olam

Beşikte yatan kuzuya"                       (açık istiare)

"Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor."   (kapalı istiare)

İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl
Saçını kestir demedim mi?
Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.
Ayağını çıkarmadan girebilirsin.
Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.
Orhan Veli'yi okur musun?

4. DEYİM ANLAM

Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.

Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?
Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.
Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.
Her gördüğüne dudak büküyordu.
Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.
İki genç adam boğaz boğaza geldi.
Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.
Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.
Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.
Matematiği aklım almıyor.
Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.
Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.
Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.
Bizimkinin iyice çenesi düştü.
Göze girmek için her şeyi yapıyor.
İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.
Bu soruya kafa yormanı istemiştim.
Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.
Burası çok ayak altı, şurada duralım.

Deyimlerin özellikleri:

a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.

Meselâ "yüzün ak olsun" yerine "yüzün beyaz olsun" denilemez,

"ocağına incir ağacı dikmek" yerine "ocağına çam ağacı dikmek" denilemez,

"ayıkla pirincin taşını" yerine "ayıkla bulgurun taşını" denilemez,

"dilinin altındaki baklayı çıkar" yerine "dilinin altındaki şekeri çıkar" denilemez,

"tüyleri diken diken ol-" yerine "kılları diken diken ol-" denemez.

Ama istisnalar yok değildir: "baş başa vermek" ve "kafa kafaya vermek" gibi.

Araya başka kelimeler girebilir:

"Başını derde sokmak" Başını son günlerde hep derde soktu.

b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: "Çam sakızı çoban armağanı", "dili çözül-", "dilinde tüy bit-", "dilini yut-"

c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.

Deyimler ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara veya öykücüklere dayanır.

c.1. Deyimler kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:

ağzı açık,                              kulağı delik,                

eli uzun,                                kaşla göz arasında,

bulanık suda balık avla-,       dikiş tutturama-,          

can kulağı ile dinle-,              köprüleri at-,   

pire için yorgan yak-,            pişmiş aşa su kat-,

kafayı ye-,                            aklı alma-,

akıntıya kürek çek-,              ağzı kulaklarına var-,

bel bağla-,                            çenesi düş-,

göze gir-,                              dara düş-,

c.2. Deyimler cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara ya da öykücüklere dayanır.

Yorgan gitti, kavga bitti.
Dostlar alışverişte görsün, 
Çoğu gitti azı kaldı, 
Allah bana ben de sana, 
Atı alan Üsküdar'ı geçti, 
Tut kelin perçeminden, 
Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı, 
Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.
Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?, 
Ne şiş yansın ne kebap, 
Fol yok yumurta yok ..

d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur.

Meselâ: "İşleyen demir ışıldar" atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.

e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır.

Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?

Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..

f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:

Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)

Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)

Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)

O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)

g) Kafiyeli deyimler de vardır:

Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı

5. TERİM ANLAM

Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.

Örnek: "Ekvator" kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.

Örnek: kök, mısra, muson.

"yüklem, özne, kök, zarf", dil bilgisi terimleri; "üçgen, daire, çap", kelimeleri de geometri terimleridir.

Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.

Örnek: "Budala" kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.

Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.

Boğaz'ı geçip Karadeniz'e ulaştık.

Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.

Ağacın kökleri çok derinde.

Üçgenin iç açıları toplamı 180'dir.

6. ARGO ANLAM           

Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.

• Argo, dil içinde bir dil gibidir. 
• Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır. 
• Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.
• Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.
• Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.
• Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir. "Canına yandığımın dünyası" gibi.

Ayrıca bakınız->> Argo Sözlüğü

abdestini vermek: azarlamak
aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek
röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek
piliç gibi: güzel ve sevimli kız
mektep çocuğu: acemi, toy
zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak
yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek
arakçı: hırsız
bal kabağı: aptal, beyinsiz
torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak...

7. SOYUT ANLAM

Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.

Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik...

8. SOMUT ANLAM

Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.

Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak...

Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.

"Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum."

"Adam yıldızlara basa basa yürüyordu."

9. GENEL ve ÖZEL ANLAM

Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.

Varlık-canlı-insan-Ahmet

Metin-paragraf-cümle-kelime-hece-harf

Tags: Gerçek Anlam Nedir, Yan Anlam Nedir, Mecaz Anlam Nedir, Terim Anlam Nedir, Soyu ve Somut Anlam Nedir, Deyim Anlam Nedir

03/10/2012

Ekler (Çekim, Hâl, Kip, Yapım, İyelik)

Bu konumuzda ekler konusunu işleyeceğiz çekim ekleri yapım ekleri hal ekleri kip ekleri iyelik eklei tamlayan ve tamalanan ekleri gibi başarılar


I. ÇEKİM EKLERİ

Kelimelerin çekimlenerek değişik yerlerde ve görevlerde kullanılmasını sağlayan eklere çekim eki denir.  

Çekim ekleri, kelimelerin diğer kelimelerle bağ kurmasını, kelimelerin cümlede görev almasını, hâlini, sayısını, zamanını, şahsını belirtir. Kısaca çekim ekleri kelimelerin cümle içerisinde kullanılmasını sağlar.  

Kök veya gövde hâlindeki kelimeler ancak çekim eklerini alarak diğer kelimelere bağlanır, zaman ve şahıs anlamı kazanır.  

"Kardeş kitap yer sor."  

Bu kelime dizisi bu hâliyle ancak bir kelime yığınıdır. Bir maksat, duygu, fikir, haber, bilgi ifade etmez. Ancak "bu kelimelerle ne söylenmek istenebilir", sorusundan hareketle bir şeyler uydurulabilir ki bu yolla bu kelimelerin ne için söylendiği kesin olarak bilinemez.  

Öyleyse bu kelime yığınını anlaşılır hâle getirmek için çekim eklerine ihtiyaç vardır. Çeşitli çekim ekleriyle bu kelimelerden anlamlı cümleler çıkarabiliriz: 

"Kardeşine kitabın yerini sor."

"Kardeşimden kitapların yerini soracağım."

"Kardeşin kitabının yerini sordu."  

Çekim ekleri eklendiği kelimenin anlamını değiştirmez. Çekim ekleri yeni kelimeler türetmeye yarayan ekler değildir; yani bu ekler kelimenin anlam ve türlerini değiştirmeyen eklerdir. Yukarıdaki örnekte değişik çekimlere rağmen kelimelerin anlamlarının değişmediği görülür. 

Çekim ekleri getirildikleri kelimenin türüne göre ikiye ayrılır: 

İsim çekim ekleri ve Fiil çekim ekleri 

A. İSİM ÇEKİM EKLERİ

İsimlerin ve isim soylu kelimelerin sonuna gelerek onları diğer isimlere, edatlara, fiillere bağlayan; cümle içindeki görevlerini belirleyen, ait oldukları kişileri belirten ve isimlerin çeşitli durumlarını bildiren eklerdir.  

İsim çekim ekleri şunlardır: 
1-Hâl ekleri: -i, -e, -de, -den, -in, -ce, -le
2-İyelik ekleri: -m, -n, -i, -si, -miz, -niz, -leri
3-Çoğul eki: -ler
4-Soru eki: mi
5-Ek-fiil: -dir, -idi, -imiş
6-Tamlama ekleri: -in, 
7-İlgi zamiri -ki

 

1. HÂL (DURUM) EKLERİ

İsimleri isimlere, fiillere, edatlara bağlayan, diğer kelimelerle ilişki kurarak isimlerin cümlede görev kazanmasını sağlayan eklerdir.  

 

İsmin hâllerinin başında yalın hâl (nominatif) gelir, ama bu hâlin eki olmadığı için sıralamaya dahil etmedik; isimler konusunda işlenmiştir.

a. -İ Belirtme/Yükleme Hâl Eki

Fiildeki işten, hareketten, eylemden etkilenen varlığı belirtir. Yani bu eki alan isimler cümlede belirtili nesne görevinde bulunur.

ev-i gördüm, kapı-y-ı açtım, okul-u boyadılar, gül-ü koparmayın...

İsmi fiile bağlar.

Çocukları buradan kim alacak? 
Babası çocuğu çağırdı. 
Şimdi soruları cevaplayın.
Burada kimbekliyorsunuz? 

Türkçede iki tane -i eki vardır:  

-i: iyelik eki: (onun) kalem-i
-i: belirtme hâl eki: kalem-i (kim aldı?)

 b. -E Yönelme Hâl Eki

İsimleri fiillere, bazen de edatlara bağlar.  

Yönelme hâlinde, ismin belirttiği kavrama yöneliş, dönme söz konusudur.

okul-a git, ev-e dön... 

Eklendiği kelimelere farklı anlamlar katar ve değişik anlam ilişkileri kurar.  

Yönelme, yaklaşma, ulaşma bildirir. Bu eki alan kelimeler cümlede dolaylı tümleç ve yüklem olabilir:

Bugün okula gitti. 
Benim itirazım yapılan haksızlığa. (haksızlığadır: yüklem) 

Fiyat, araç ile anlamı katar:

Kitabı bin liraya aldı. (karşılığında)
Bu iş kaç paraya olur? 

Zaman bildirir, zarf tümleci yapar:

Bu iş sabaha biter. 
Haftaya size gelelim.  

Yer bildirir:

Bizi karşılamak için kapıya geldi.  

İsimleri edatlara bağlar:

Akşama kadar okulda ders çalıştık.
Sabaha karşı varırız. 
Yaşına göre ağır bir işte çalışıyordu. 

Deyim kurar:

Ağzına geleni söyler. 
İşleri yoluna koymak
Başına buyruk.
Başa gelen çekilir.
Çok cana yakın bir çocuktu. 

İçin, aitlik, amaç ilgisi kurar:

Bunu size aldık. (sizin için)
Sana bir iyilik düşünüyorlar. (senin için)
Annesini görmeye gitti. 

İkilemeler kurarak durum bildirir:

Otobüse nefes nefese yetiştiler. 
İki ahbap kafa kafaya vermiş... 

"-an, -en" sıfat-fiil ekleriyle birleşerek abartma anlamı veren ikilemeler kurar:

Soran sorana, 
geçen geçene, 
giden gidene...  

Şekilce çekimli fiil olan fakat fiil özelliğini kaybetmiş söz gruplarına gelir:

Geçmiş olsuna gitti. (demeye)  

c. -DE Bulunma Hâl Eki

İsimleri fillere bağlar.

ev-de oturma, okul-da öğren, yurt-ta kaldı, devlet-te bulunuyor... 

Cümlede dolaylı tümleç, zarf tümleci ve yüklem yapar:

Eski İstanbul'da ne güzel günler yaşanmış. (dolaylı tümleç)
Saat yedide mi gelecekmiş? (zarf tümleci)
Her şey yerli yerinde. (yüklem) 

Zaman bildirir:

Okullar bu yıl da eylülde açılacak. (zarf tüml.) 

Fiili durum yönüyle niteler:

Suyu bir yudumda içti. (zarf tüml.)
Siz ayakta kaldınız. 
Çamaşırları elde yıkıyormuş. 

Zaman ve sayı bildiren kelimelere eklenerek ölçü, miktar bildirir:

Yılda yirmi gün izni var. 
Haftada bir geliyor. 
Yüzde yetmiş başarı vardı. 

İkilemeler kurar:

Ayda yılda bir uğrar oldu. 
Elde avuçta ne varsa bitti.  

Eklendiği kelimeyi sıfat yapar:

Parmak kalınlığında yaprakları var.  

Yapım eki görevi görür:

Gözde sanatçılarımızdandı. 
Peyami Safa'nın "Sözde Kızlar"ını okudun mu?
Sözde Ermeni soykırımı... 

d. -DEn Ayrılma/Uzaklaşma Hâl Eki

İsimleri fillere bağlar.

okul-dan çıktı, ev-den ayrıldı, yurt-tan geliyor, devlet-ten istedi... 

Eklendiği kelimeyi dolaylı tümleç yapar; yer, ayrılma, uzaklaşma bildirir:

Ali, evden yeni çıktı. 
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden.  

Edat tümleci ve yüklem de yapar.

         Gönüldendir şikâyet. (yüklem)
         Bebek gürültüden uyandı (edat tümleci)
         Yalnızlıktan sıkıldım. (edat tümleci) 

Durum bildirir:

Yağmur hafiften yağıyor.
Ben onu yakından tanırım. 

Üstünlük, karşılaştırma bildirir:

Kıldan ince
baldan tatlı
Erzurum'dan soğuk şehir yok.
Bundan iyisi bulunmaz. 

Bütünün parçasını, bütünden ayrılmayı ifade eder:

Verilen pastadan bir dilim yedi. 
Soruların cevabını sözlerimden çıkaracaksınız.
Canından can vermek istiyordu.  

İsimleri edatlara bağlayarak edat grubu ve edat tümleci oluşturur:

Akşamdan beri seni arıyoruz. 
Yemekten sonra çayı nerede içeceğiz?  

Sebep bildirir:

Soğuktan tir tir titriyordu. 
Yorgunluktan uyuyuverdi.  

İsim tamlamalarında tamlayan ekinin (-in) yerine kullanılır:

Geçen gün öğrencilerden biri yanıma geldi. 
Bu ürünlerden hangisini istediğinizi söyleyin. 

Yapım eki özelliği kazanarak eklendiği kelimeyi sıfat yapar:

Sıradan insanlarla düşüp kalkma diyordu. 
Sudan sebeplerle buradan ayrılıp gitti. 
Toptan satış
Uzaktan akraba
En içten duygular 

İkilemeler kurar:

Zavallı çocuk günden güne eriyor.
Baştan başa bizim bu topraklar.
Durumumuz yıldan yıla kötüye gidiyor.
Dünden bugüne ne değişti ki... 

Varlıkların neden, hangi maddeden yapıldıklarını bildirir:

Üstüne yünden bir kazak almıştı. 
Tahtadan kılıçlarla oynuyorlardı. 
Ayı derisinden post; Rus'tan dost olmaz. 

Zaman anlamlı kelimelere gelerek zaman anlamı katar:

Bu işi dünden halletmeliydik. 
Yarın geceden yola çıkmayı düşünüyoruz.  

e. -CE Eşitlik Hâl Eki

İsimlere ve isim soylu kelimelere eklenerek çeşitli anlamlar katar. Türkçe'nin işlek eklerinden biridir. Bu eki alan kelimeler cümlede zarf tümleci ve yüklem olarak kullanılır. Tür olarak da isim, sıfat ve zarf türetir.

ben-ce, okul-ca, yurt-ça, sert-çe... 

Gibi, benzerlik anlamları katar:

Çocukça davranışları vardı. 
İnsanca hareket etmeliyiz.  

Yüklem yapar:

Onun davranışları çok zaman delicedir.  

Bakımında, yönüyle anlamı katar:

O sizden kiloca biraz daha düşük. 
Akılca birbirinizden farkınız yok.  

Göre anlamı katar, edat gibi kullanılır:

Sence bu yaptığın doğru mu?
Bence bu doğru. 

Çokluk, abartma anlamı katar:

Evinde yüzlerce kitabı var.  

Zaman bildiren isimlere gelerek eşitlik, süresince, boyu anlamı katar:

Bu okulda yıllarca çalıştım dedi. 
O gün sizi saatlerce bekledik.  

Birliktelik, beraberlik anlamı katar:

Bu kararı sınıfça aldık. 
Bugün milletçe sevinçliyiz.  

Durum bildirir; zarf tümleci yapar:

Anlatılanları sessizce dinledi. 
Düşüncelerini açıkça dile getirdi.
Elazığ'dan gizlice ayrıldık.  

Küçültme, sınırlandırma anlamı katar:

Oralarda yaşlıca bir adam dolaşıyordu. 
Fatih, büyükçe bir taşı alıp denize atıverdi.

 f. -lE Vasıta Hâl Eki

"ile" edatı kaynaklıdır; "i" düşürülerek kullanılır.

Ünlüyle biten kelimelere eklenirken araya y kaynaştırma harfi girer:

masa>masa-y-la.

Ünsüzle biten kelimelere eklendiğinde -la, -le şeklindedir:

kalem>kalemle.  

İsim ve isim soylu kelimelere eklenerek değişik anlamlar katar. Bu eki alan kelimeler cümlede zarf tümleci, edat tümleci ve yüklem olarak kullanılır.  

Edat tümleci yapar:

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan. (edat tüml.) 

Durum bildirir; zarf tümleci yapar:

İşi kolaylıkla başardı.
Ayağına gelen topa hızla vurdu. 
Babasını sevinçle karşıladı. 

Yüklem yapar:O artık bizimledir. 

Birliktelik anlamı katar: Öğrencileriyle geziye gitmişti.  

Araç, alet bildirir: Arabasıyla evimize kadar getirdi. İğneyle kuyu kazıyorsun. 

"ve" bağlacı görevinde kullanılır:

Annemle kardeşim buraya geldiler.
Baki'yle Fuzuli, 16. yy. şairleridir.  

Sebep ve zaman bildirir:

Rüzgârın etkisiyle dallar sallandı. 
Sonbaharın gelmesiyle soğuklar artmıştı. 
Zilin sesiyle yarışma bitti.  

g. -(n)İn İlgi Hâl Eki (tamlayan eki)

İsimleri isimlere bağlayarak tamlama kurmaya yarar. 

Bu ek birinci tekil ve çoğul şahıs için "-İm" şeklindedir: ben-im, biz-im. 

İsimleri isimlere bağlar:

Benim elim kanadı
Kitabın yaprağı yırtılmış. 
Yalancının mumu...
Gözlüğün camı...  

İsimleri, zamirleri ve sıfat-fiilleri edatlara bağlar:

Bunu senin için yaptım dedi.  

İsimleri ve zamirleri fiillere bağlar:

Birincilik ödülü Atilla'nın oldu. 
En güzel ve mutlu yıllar sizlerin olsun.  

Not: "-dEn" eki tamlayan ekinin yerini tutabilir: 

öğrencilerin bazıları>öğrencilerden bazıları
onların biri>onlardan biri 

2. İYELİK EKLERİ

İsimlerin ve isim soylu kelimelerin sonuna gelerek onların sahiplerini, ait oldukları kişileri belirten eklerdir. Tamlayansız kullanıldıkları zaman bu eklere iyelik zamirleri de denir.

kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı, kitab-ımız, kitab-ınız, kitap-ları

masa-m, masa-n, masa-s-ı, masa-mız, masa-nız masa-ları

su-y[3]-um, su-y-un, su-y-u, su-y-umuz, su-y-unuz, su-ları

ne-y-im, ne-y-in, ne-y-i/ne-s-i, ne-y-imiz, ne-y-iniz, ne-leri 

İyelik ekleri isim tamlamasında tamlanana gelir:

Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı... 

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir. 

Kapının kol-u, 
işin baş-ı,
hayvan sevgi-s-i 

İyelik ekleri bazen yer bildiren zamirlerden (işaret zamirleri) sonra gelerek belirtme görevlerinde bulunur:

burası, ötesi, şurası...  

Sıfatlardan sonra gelerek zamir yapar:doğrusu, böylesi, başkası... 

Bazen isimlerle ve sıfatlarla birlikte sevgi ve abartma ifade eder:

Camın İstanbul.
Güzelim çiçekler kurumuş 

İyelik eklerinden sonra hâl ekleri gelebilir:

Baba-m-a soracağım.
Kardeş-i-n-i arıyormuş. 

-ler ekiyle -i iyelik eki birlikte kullanılarak zaman bakımından genelleme yapılır:

akşamları, sabahları, gündüzleri... 

3. İLGİ ZAMİRİ: -ki

İlgi zamiri belirtili isim tamlamalarında tamlananın yerini tutabilir:

benim kalemim>benimki

onun eli>onunki 

Türkçede üç tane "ki" vardır: "ki", "-ki", "-ki" 

a. "ki" Bağlacı

Sadece "ki" biçimi vardır.

Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.

Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.

"ki" ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-

Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.

Atatürk diyor ki: ...

Bir şey biliyor ki konuşuyor.

Ben ki hep sizin için çalıştım.

Sınavı kazanabilir miyim ki...

Baktım ki gitmiş.

 b. "-ki" İlgi Zamiri

 Ek hâlindeki tek zamirdir.

Eklendiği kelimeye -ki sadece isim tamlamasında tamlayana eklenir- bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.

Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece -ki şekli vardır: 

senin kalemin>seninki, Ali'nin eli>Ali'ninki, onun düşüncesi>onunki... 

c. "-ki" Yapım Eki

 İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir.

Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken "-dE" hâl ekiyle birlikte kullanılır.

Sadece -ki ve az da olsa -kü şekilleri vardır: 

bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım...

masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap... 

4. -lEr ÇOĞUL EKİ

Cins isimlerine gelerek onların çoğul şekillerini yapar.

Kelimeler arasında ilgi kurmaz:

dağlar, fikirler, idealler, öğrenciler, dertler... 

Özel isimlere getirildiğinde:  

1. Aile anlamı katar; -gil ekinin yerine kullanılır, yapım eki görevinde olduğu için ayrılmadan yazılır

Yarın Ahmetlere gideceğiz.

İzmir'e, amcamlara/dedemlere/teyzemlere gideceğiz.  (burada özel isme getirilmemiş.)

Aliler bize gelecekler.  

2. Benzerleri anlamı katar, kesme işaretiyle ayırarak yazılır:

Bu millet nice Fatih'ler, Kemal'ler yetiştirecektir.

Bu topraklarda ne Çaldıran'lar, ne Ridaniye'ler yaşandı. 

3. Aynı ismi taşıyanları belirtir:

Sınıftaki Ali'ler ayağa kalksın.

Hüseyin'lerin hepsi buraya gelsin. 

4. Abartma anlamı katar:

Çalışmak için ta Almanya'lara gitti. 

5. Topluluk kavramı bildirir:

Türkler, Yunanlar, Adanalılar, Konyalılar... 

Bunların dışında: 

-İkilemeler yapar:

Yıllar yılı bekledik. 

-Abartma anlamı katar, bazen "bir" kelimesiyle birlikte bu anlamı verir:

Ateşler içinde kıvranıyordu. 
O gün dünyalar benim olmuştu. 
Valizler dolusu kitapları ne zaman almıştı. 
Bir kumaşlar almış, görmelisiniz.
Bir bahçeler var, sözle anlatılmaz.
Bir zamanlar ne kadar şendik. 

-Çoğul zamirlere getirilerek tekrar çoğul yapar:Bizler, sizler 

-Saygı veya alay anlamı katar:

Dostumuz nedense bizi çağırmamışlar. 
Müdür Bey döndüler mi?  

-Her anlamı katar:

Akşamları erken yemek yeriz.
Sabahları geç kalkarım. 

-"Yaş" kelimesine getirilerek yaşça yaklaşıklık bildirir:

O zaman henüz sekiz yaşlarında idi. 

İyelik üçüncü çoğul eki ve şahıs eki ile karıştırılmamalıdır.

Çocuklar (çoğul eki) annelerini (iyelik eki) bekliyorlar (şahıs eki).  

5. "mİ" SORU EKİ

Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir:

Gelecek miydin? (fiile)

Sen misin? (isme) 

Her zaman kendinden önceki kelimeden ayrı yazılır. 

Büyük ve küçük sesli uyumu kurallarına uyar:

Salı mı?Sen mi?O mu?Ölü mü? 

Soru ekinden sonra gelen ekler kendisine bitişik yazılır.

Seni çağıran bu çocuk muydu? 

Vurguyu kendinden önceki kelimeye aktarır. Yani mi soru ekinden önce gelen kelime vurgulanan kelimedir:

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? 

Soru anlamının dışında başka görevlerde de kullanılır:

Pekiştirme görevinde: Güzel mi güzel bir yer burası.

 6. EK-FİİL

İsim soylu kelimelerin sonuna gelerek onların yüklem olmasını sağlayan, ek hâlindeki fiildir.  

"imek" fiilinin ek olarak kullanımıdır. Genellikle bitişik yazılır.  

Dört kipe göre çekimi vardır: 

Geniş zaman
-di'li geçmiş zaman
-miş'li geçmiş zaman
Şart kipi 

1. Geniş zaman

İsim soylu kelimelere kişi ekleri getirilerek yapılır. Bunlar geniş zaman eklerinin yerini tutar. Üçüncü kişilere "-dİr" eki getirilir. 

"insanım, insansın, insan(dır), insanız, insansınız, insan(dır)lar" 

Ben bir küçük kelebeğim.
Ü stümüze doğan bir güneşsin sen. 
Her taraf bugün bir başka güzel(dir).        

Bu ek fiillere getirildiğinde kesinlik veya olasılık anlamı katar. 

Ulaş şimdi tatil yapıyordur. (olasılık)
Bu durumda işe gitmeyecektir. (kesinlik) 

2. -di'li geçmiş zaman

Ek-fiilin bilinen geçmiş zaman çekimi, kavramların ve varlıkların bilinen geçmişteki durumuna şahit olunduğunu gösterir.  

"idim, idin, idi, idik, idiniz, idiler" 

Bir güzelin hayranıydım.    

Dün daha heyecanlıydın.   

Merhametli biriydi.            

3. -miş'li geçmiş zaman

Ek-fiilin bilinmeyen (öğrenilen) geçmiş zaman çekimi, kavramların ve varlıkların öğrenilen geçmişteki durumunun başkasından duyulduğunu anlatır.  

"imişim, imişsin, imiş, imişiz, imişsiniz, imişler" 

Suçlanan ben-miş-im.                    < ben imişim

Meğer sen ne çalışkan-mış-sın.       < çalışkan imişsin

Adam yirmi yıldır evine hasret-miş.   < hasret imiş 

4. Şart

Eklendiği isimlerle yancümlecik kurar ve temel cümlenin şartını bildirir. Bazen karşılaştırma anlamı da katar. 

"isem, isen, ise, isek, iseniz, iseler" 

Elbise ucuzsa hemen alalım.                                  

Maaşlar düşük, giderlerse oldukça fazla.  

Dikkat!

Ben iyi bir okurum.                         Ek-fiilin geniş zamanı

Hep iyi kitaplar okurum.                 Şahıs eki

Benim okurum anlayışlıdır.             İlgi eki ve iyelik eki

Öğrenciydi                                       ek-fiil çekimi

Uyuyordu                                        birleşik çekim

Öğrenciymiş                                    ek-fiil

Uyuyormuş                                      birleşik zaman

Öğrenciyse                                      ek-fiil

Uyuyorsa                                         birleşik zaman  

Not: Ek-fiilin olumsuzu ek-fiilden önce "değil" kelimesi getirilerek yapılır:  

birinci değilim, değildim, değilmişim, değilsem 

7. TAMLAMA EKLERİ

Bu eklerden tamlayan eki (ilgi eki: -in: kalem-in), isim hâl eklerinde; tamlanan eki (-i: uc-u) de iyelik eklerinde anlatıldığından burada tekrarına lüzum görülmedi.

Tags: Çekim Ekleri Nelerdir, Hâl Ekleri Nelerdir, Yapım Ekleri Nelerdir, İyelik Ekleri Nelerdir, yapım ekleri ve çekim ekleri

03/10/2012

Cümlede Anlatım Bozuklukları

Cümlede anlatım bozukluğu konusus en cok zorlandığınız konulardan birisi burada detaylı bir şekilde kon uanlatımı bulaiblirsiniz.

Eş anlamlı kelimelerin bir arada kullanılması

Bu konuda herkesin fikir ve görüşünü almalısınız.

Hava sıcaklığı sıfırın altında eksi sekiz derece imiş.

Yirmi dakika geçmesine rağmen program henüz, hâlâ başlamadı.

Güç ve müşkül zamanlarda üstüne düşeni yerine getirir.

Ben çok varlıklı, zengin biri değilim.

Neşeli, sağlıklı, şen bir görünüşü vardı. 

Anlamı zaten diğer kelimelerde bulunan kelimelerin gereksiz yere kullanılması

Cümlede gereksiz sözcük kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar. Bir cümlede gereksiz sözcük bulunduğunu anlamak için, sözcük cümleden çıkarılır. Bu durumda cümlenin anlam ve anlatımında bir bozulma oluyorsa o sözcük gerekli, olmuyorsa gereksizdir.

 

"Satıcı burnu havadakendini beğenmiş biri."

cümlesinde "burnu havada" sözünün verdiği anlamla "kendini beğenmiş" sözünün verdiği anlam aynıdır. Öyleyse bu cümlede bu iki sözden biri gereksizdir. Cümleden çıkarılmalıdır.

"Yaklaşık beş yıl kadar bu Edirne'de oturduk."

cümlesindeki "yaklaşık" sözcüğü ile "kadar" sözcüğü cümleye aynı anlamı katmıştır. Bu nedenle bu iki sözcükte biri cümleden çıkarılarak anlatım bozukluğu giderilmelidir.

Bir cümlenin anlamı içinde bulunan başka bir sözü cümlede kullanmak da gereksiz sözcük kullanımına girer. Cümlede böyle bir sözcük varsa, o cümle de anlatım bakımından bozuktur. 

Dışarı çıkmak istediğini kulağıma alçak sesle fısıldadı."

cümlesindeki "fısıldadı" sözcüğü zaten "alçak sesle" yapılan bir eylemdir. Bu nedenle ayrıca bir "alçak sesle" sözüne gerek yoktur. Bu nedenle bu söz cümleden çıkarılarak anlatım bozukluğu giderilmelidir.

"Eve arkadaşı ile birlikte geldi."

cümlesindeki ile edatı cümleye birliktelik anlamı kattığı için ayrıca bir birlikte sözcüğüne gerek yoktur. Bu nedenle bu sözcük cümleden çıkarılarak anlatım bozukluğu giderilmelidir.

Örnekler:

Şirketteki mevcut ikilik günden güne büyüyor.

Yaşanmış deneyimlerinden hareketle bu sonuca varıyor.

Millî maçın oynanacağı gün yaklaştıkça, ülkedeki heyecan gittikçe artıyor.

Yanına gidiniz, konuşarak derdinizi anlatınız.

Problemi çözmek için iki arkadaş üç saat süre ile uğraştılar.

Japonya'daki arkadaşıyla on yıl boyunca karşılıklı mektuplaştılar.

Az kalsın merdivenlerden düşeyazdı.

Çocukların davranış biçimlerinde gariplikler görüldü.

Takımın, boyu en kısa oyuncusu bendim. 

Bir kelimenin yerine yanlış anlam verecek şekilde başka bir kelime kullanılması.

Bazen sözcükleri yanlış şekilde başka bir anlama gelen bir sözcüğü o anlamının dışında kullanırız. Bu tür kullanımlar cümlenin anlamını etkiler.

"Futbolcu, attığı muhteşem golle takımının galip gelmesine neden oldu."

cümlesindeki "neden olmak" eylemi daima olumsuz anlamlar verecek biçimde kullanılır. Oysa maçın kazanılması olumlu bir durumdur. Öyleyse "neden oldu" sözü bu cümlede yanlış kullanılmıştır. Bunun yerine cümle "...gelmesini sağladı." şeklinde bitirilebilir.

"Tanımadıkları bir ortama gelen kişiler ilk başlarda çekimser olur."

cümlesindeki "çekimser" sözcüğü yanlış anlamda kullanılmıştır. Bu sözcük görüş bildirmekten çekinmek anlamındadır. Oysa cümlede verilmek istenen anlam "ürkek, sıkılgan"dır. Öyleyse bu cümlede "çekingen" sözcüğü kullanılmalıdır.

Bu iki sınıf arasındaki ayrıcalık tespit edilemedi.

Örnekler:

Yeni kaydolan öğrenciler bu kadar çekimser davranması normaldir.

Petrol fiyatlarının ucuzlamasına halk olumlu tepki gösterdi.

Olayların gerçek yüzü araştırmalar sonucunda ortaya çıkacak.

Küçük kızın saçları hayli büyümüş.

Ormanda yetişen bir çam fidanını salonunuzdaki saksıya ekemezsiniz.

Son dakika içerisinde attığı golle takımının galip gelmesine yol açtı.

Başarısızlığını düzensiz çalışmasına borçludur.

Böyle hareketler ülkede demokrasinin işlememesini sağlayacaktır.

Yarın İzmir'e gidecek; buna zorunlu.

Elindeki bıçağı vücuduna batırmış.

Bu, Türkiye'ye özel bir durumdur.

Buradan gidersek yakalanma şansımız nedir? 

Birbiriyle çelişen sözlerin bir arada kullanılması

Kesinlikle yarın gelebilirler.

Şüphesiz bu sözleri bütün öğrenciler duymuş olmalı.

Aşağı yukarı bundan tam yirmi yıl önceydi.

Sözünü ettiğiniz şairin herhâlde on altıncı asırda yaşadığını zannediyorum.

Eminim bu saatlerde eve gelmiş olmalı

Mutlaka bir gün çocukluk arkadaşlarını belki yine arayacak.

Yanılmıyorsam, bu ikisinin aynı şey olduğunu tahmin ediyorum

Eklerin yanlış kullanımı

Öğrencilerin başarısına ilgilenmek gerekir.

Bizi en çok sevindiren onun bu sınavı kazandığıdır.

Bazı yolcuların giriş işlemleri yapmaya başlandı.

Dünkü toplantıda Ali bize sınıf arkadaşlarını tanıştırdı.

Biricik arzumuz sınavı kazanmak ve iyi bir bölüme girmemizdir.

Bu çocuklar, fakir bir ülkenin, savaş nedeniyle kendileriyle ilgilenilmeyen, gerekli eğitimi alamayan çocuklardır.

Yazarlarımızın köy yaşantısına ilgilenmeleri toplumumuz açısından çok yararlıdır. 

Özne-yüklem uyumu/ uyumsuzluğu

>>Türkçe'de bazı özneler olumlu, bazıları olumsuz anlamlar verir. Buna göre yüklemlerin de olumlu, olumsuz çekimlenmesi gerekir.

"Kimse gelmemiş, maça gitmiş."

cümlesinde "gelmemiş" olanlar ile "gitmiş" olanlar aynı ancak "kimse" olumsuz bir öznedir ve yüklemi daima olumsuz çekimlenir. Oysa "gitmiş" olumlu bir çekimdir. Yani ikinci cümle özneyle uyum sağlamamıştır. Buna "hepsi" şeklinde bir özne getirilmelidir.

>>Cümlede öznenin ifade ettiği şahıslarla yüklemin bildirdiği şahıs arasında bir uyum olmalıdır.

"Bu soruyu ancak ben ve sen çözebiliriz." (biz)

"Ödülü sadece ben ve sınıf arkadaşım kazanmıştık." (biz)

"Sen ve kardeşin hangi okulda okuyorsunuz?" (siz)

"Sen hatta hepiniz bana yardım edin." (siz)

"Sen ve arkadaşların beni iyi dinleyin." (siz)

"Kardeşim ve annem okula gitti." (onlar)

cümleleri buna örnektir.

>>Öznenin insan ya da başka varlıklar olması da yüklemin tekil veya çoğulluğunu etkiler. Eğer özne bitkiler, hayvanlar, cansız varlıklar ya da soyut kavramlarsa, yüklem daima tekil olur. İnsanlar çoğul özne olduğunda ise yüklem tekil veya çoğul olabilir.

"Kuşlar ağaçlarda ötüyorlar."değil, "Kuşlar ağaçlarda ötüyor."olmalı.

"Korkular üzerine gidildikçe azalırlar."değil "azalır." olacak."Öğrenciler öğretmeni dinliyor."şeklinde de doğrudur, "dinliyorlar." şeklinde de.

>>Türkçe'de sıfatlar çoğul anlam verirse isimler çoğul eki almaz. Bu özellik genellikle belgisiz sıfatlarda görülür. 

"Birçok insanlar bu kitabı beğendi."

cümlesinde "birçok" sıfatı çoğul bir anlam verdiği hâlde "insanlar" sözü de çoğul eki almıştır. Cümleden çoğul eki çıkarılmalıdır.

Herkes ondan nefret ediyor, yüzünü görmek istemiyordu. 

İkinci cümlenin öznesi eksik. İlk özne yanlış anlam verecek şekilde ortak olarak kullanılmış.

Hiçbiri anlatılanlara inanmıyor, kendi fikrinden ısrar ediyordu. 

İkinci cümlenin öznesi eksik. İlk özne yanlış anlam verecek şekilde ortak olarak kullanılmış.  

Cümlede öznenin ifade ettiği şahıslarla yüklemin bildirdiği şahıs arasında bir uyum olmalıdır.

Özne birinci tekil, ikinci tekil       (ben, sen)
Özne birinci tekil, üçüncü tekil    (ben, o); 
Özne birinci tekil, ikinci çoğul,     (ben, siz); 
Özne birinci tekil, üçüncü çoğul   (ben, onlar)

şahıslarından oluşuyorsa yüklem, daima birinci çoğul şahsa (biz) göre çekimlenir.

"Bu işi ancak ben ve sen halledebiliriz."
"Dışarıda sadece ben ve o küçük çocuk kalmıştık."
"Ben ve siz yarışmada eşit durumda değildik."
"Ben ve birkaç yaşlı adam, kahvede uzun bir sohbete dalmıştık."

Eğer ;
Özne ikinci tekil ve üçüncü tekil    (sen, o); 
Özne ikinci tekil ve ikinci çoğul     (sen, siz); 
Özne ikinci tekil ve üçüncü çoğul   (sen, onlar);

şahıslardan oluşuyorsa, yüklem ikinci çoğul şahsa (siz) göre çekimlenir; ancak İkinci tekil ve birinci çoğul (sen, biz) şahıslar özne olursa yüklem birinci çoğul şahsa (biz) göre çekimlenir.

"Sen va annen burada ne yapıyordunuz?"
"Sen hatta hepiniz bu konuda suçlusunuz."
"Sen ve konukların, bize yarın gelebilirsiniz."
"Galiba sonunda senle biz aynı sonuca ulaştık."

Nesne-yüklem uyumsuzluğu: Nesne eksikliği

Bu konuda öğrenciler aralarında anlaşıp karar verecekler ve uygulayacaklar.

Söylenenlere hemen inanıyor ve her yerde savunuyordu.

Kendisine bütün sınıf adına teşekkür eder ve tebrik ederim.

Onlara niçin bu kadar yardım ediyor ve destekliyorsun?

Büyüklere gereken saygıyı göstermeli, incitmemeliyiz.

Bize yardım edeceklerine inanıyor ve bekliyoruz.

Tümleç yanlışları

Cümlede, kullanılması gereken bir ögenin bulunmaması, anlatım bozukluğuna yol açar. Bu, daha çok ortak kullanılan ögelerde görülür. Çünkü Türkçe'de her fiil, ögeleri aynı eklerle kendine bağlamaz.

"Türkçe öğretmeninin yanına gitti, bir soru sordu."

cümlesindeki ögeleri inceleyelim: "gitti" ve "sordu" yüklemdir. Giden ve soran kişi yani "o" gizli öznedir. Yani "o" ögesi her iki yüklemin ortak ögesidir. Bu ortak ögeyi yüklemlerle kullanalım. "Türkçe öğretmeninin yanına gitti." doğrudur; ancak "Türkçe öğretmeninin yanına soru sordu." denemez, "Türkçe öğretmenine soru sordu veya ona soru sordu." olmalı. Yani ikinci cümleye bir dolaylı tümleç gerekmektedir.

"Bebeğe sevgiyle baktı, sevdi."

cümlesinde nesne eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Bu bozukluk ikinci cümleye "onu" sözcüğü getirilerek giderilir:

"Bebeğe sevgiyle baktı, onu sevdi."

Kayaya yaklaşıyor muyuz, yoksa uzaklaşıyor muyuz?

Öğrencileri, teşvik etmeli, yüreklendirmeli, destek olmalıyız.

Olanları böyle değerlendirmek, bu gözle bakmak gerekir.

Öğrencileri rahat edecekleri odalara yerleştirmiş, bütün imkânları sağlamıştı.

Duvarları kirletmek,yazı yazmak kesinlikle yasaktır.

Bu güçlüklere nasıl göğüs gerdi, nasıl başa çıktı? 

Düşünme ve mantık hataları

Problemleri karşılıklı anlayış ve birlik içinde çözeceğiz.

Yiyecek bir lokma ekmeğimiz hatta yemeğimiz bile yok.

Bu yazıyı değil okumak, anlamak bile imkânsız.

Bölgeyi iyi tanımasına rağmen her yeri gezdi.

Yarın mutlaka bir gazete almayı unutmayın.

Yarının mutlu günlerine özlem duyuyorum. 

Fiilin veya yardımcı fiilin yanlış kullanılması

--Ben ona ağabey, o da bana kardeşim derdi.
(Ben ona ağabey derdim, o da bana kardeşim derdi.)

--Bazı yiyecekler sağlığı yerinde ve yaşlı olmayan kişilerce özellikle yenmelidir.
(Bazı yiyecekler sağlığı yerinde olan ve yaşlı olmayan kişilerce özellikle yenmelidir.)

--Kitap için kendisine verilen paranın eksik ve yeterli olmadığını söyledi.
(Kitap için kendisine verilen paranın eksik olduğunu ve yeterli olmadığını söyledi.)

Ekşiyi az, acıyı ise hiç sevmezdi.

Gerekli yerlere başvuruda bulunmuş, ama bir sonuç almış değiliz.

Çorbaya biraz acı, biraz da tuz ve limon sıkılabilirdi.

Boyu kısa, bedeni de pek biçimli değildi.

Hangisinin başarılı, hangisinin başarılı olmadığını öğreneceğiz.

Çok az veya hiç çalışmadan çok para kazananlar var. 

Tamlama yanlışları

Verilen cümledeki özne ve zarf tümlecini bulun.

Bu ülkeye teknik ve bilgi yardımında bulunulacak.

Pasta ve meyve suyu ikram edilecek.

Son derste belgisiz ve sayı sıfatlarını öğrendik.

Siyasî ve ekonomi ilişkileri çıkmaza girdi.

Bu bölge coğrafî ve iklim açısından ilgi çekici özelliklere sahiptir.

Kar yüzünden tüm özel ve devlet okulları tatil edildi.

Ülkemiz Bosna'ya askerî ve gıda yardımı yaptı.

Şehrimizde çeşitli kültürel ve sanat etkinlikleri gerçekleştirildi.

Kelimelerin yanlış yerde kullanılması

Bazen sözcük doğrudur ancak cümlede bulunduğu yer doğru değildir. Bu durum cümlenin anlamını bozar.

"Yeni durağa varmıştım ki otobüs geldi."

cümlesinde "yeni" sözünün yeri anlatımda bozukluğa yol açmıştır. Çünkü burada söylenmek istenen, durağın yeniliği değil, durağa varmanın yeni, henüz yapıldığıdır. Cümlenin doğrusu:

"Durağa yeni varmıştım ki otobüs geldi." şeklinde olmalıdır.

Yeni durağa gelmiştik ki otobüs de hemen geldi. (değil) 
Durağa yeni gelmiştik ki otobüs de hemen geldi. (olmalıdır.)

Bu toplantıda çekinmeden düşünceler dile getirilmeli. (değil)
Bu toplantıda düşünceler çekinmeden dile getirilmeli. (olmalıdır.)

Her yolda kalan insana yardım etmeliyiz.(değil) 
Yolda kalan her insana yardım etmeliyiz.(olmalıdır.)

İdare, henüz yarın ders yapılıp yapılmayacağını bildirmedi.(değil) 
İdare, yarın ders yapılıp yapılmayacağını henüz bildirmedi.

İzinsiz inşaata girilmez.(değil) 
İnşaata izinsiz girilmez.(olmalıdır.)

Birleşik cümlelerde yüklemler arasındaki uyumsuzluk

Her ne kadar iyi hazırlanılmışsa da istenilen sonucu alamadı.

Bir yıl boyunca devamlı çalışarak kazanıldı.

Her ne kadar şehir dışına taşınmışsa da beklenen huzur bulunamamıştı.

Tags: Cümlede Anlatım Bozukluğu, Cümlede Anlatım Bozukluğu Konusu, Cümlede Anlatım Bozukluğu Nedir, anlatım bozuklukları Konu Anlatımı, anlatım bozuklukları 

03/10/2012

Cümlede Anlam

Bu yazımızda, cümlenin anlam yönü ele alınıp öznellik, nesnellik, karşılaştırma... gibi anlamlar ifade eden cümleler üzerinde durulacaktır. Başarılar Dilerim.

Öznel Anlatım

Doğruluğu ya da yanlışlığı kişiden kişiye değişen, doğruluğu tartışılan düşüncelerin anlatıldığı yargılara öznel yargı denir. Bu yargıların kullanıldığı anlatıma da öznel anlatım denir. Bu cümlelerde (yargılarda) bence ifadesi vardır.

*İzmir,tarihi ve doğal güzellikleriyle eşsiz bir şehrimizdir.
*Şair söyleyiş güzelliğiyle türkü tadında bir şiir sunuyor bize.
*Konferansa katılanların saçma sapan fikirleri beni iyice sıkmıştı.
*Yazar,sürükleyici anlatımı ve ilginç betimlemeleriyle okuyucuyu olayın içinde yaşatıyor.
*Çatık kaşları,yaralı yüzüyle insanı ürküten bir havası vardı.

Nesnel Anlatım

Doğruluğu ya da yanlışlığı kişiden kişiye değişmeyen, deney ve gözleme dayanan tarafsız yargılara nesnel yargı denir. Bu yargıların kullanıldığı anlatıma da nesnel anlatım denir. Nesnel yargılarda duygu ve izlenimlere yer verilmez.

*Filmde olaylar küçük bir kasabada geçiyor.
*Eser dört bölüm halinde sinemaya uyarlanmış.
*Turizm gelirleri geçen yıla oranla yüzde 5'lik bir artış göstermiştir.
*Aruz ölçüsüyle yazılan şiirde nazım birimi dörtlüktür.
*Dört perdede oluşan bu oyunda yazar,aile bireyleri arasındaki sorunları anlatır.

Koşula (şarta) Bağlılık

Bir olayın, durumun gerçekleşmesi için daha önceden olması gereken başka bir durumun varlığına "koşulluk" denir. Bu tip cümle anlamlarında "hangi şartla?" sorusunu temel cümleye sorduğumuzda gerçekleşmesi gereken koşulu bulabiliriz.

*Sanatçı yapıtında toplumu anlatırsa ölümsüzleşir
*Akşam baban gelsin , alışverişe çıkarız.
*Müzik dinleyebilirsin ama sesini fazla açmayacaksın.
*Akşama geri vermek üzere bu kitabı alabilirsin.
*Bizim buralara yağmur yağdıkça her yer toprak kokardı.
*Her güneş doğduğunda beni hatırla.

Sebep-Sonuç (neden-sonuç) İlişkisi

Bu tür cümlelerde, yargılardan biri, diğerinin gerçekleşmesine neden olmaktadır. Bir de eylemin hangi gerekçeyle yapıldığını bildiren cümleler de neden sonuç ilişkisi vardır. Bu tip yargıları bulmak için yükleme "niçin?" sorusu sorulabilir.

"Salıncağın ipi kopunca çocuk yere düştü." cümlesinde "çocuğun yere düşmesini"nin nedeni "Salıncağın ipinin kopması"na bağlanmıştır.

*Sınavda heyecanlandığı için bazı soruları yapamadı.
*Bakımsızlıktan ev harabeye dönmüştü.
*Matbaanın bulunmasıyla okuma yazma oranı arttı.
*Aşırı sıcaklar can kaybına yol açtı.
*Yoğun kar yağışı nedeniyle yollar trafiğe kapatıldı.
*Hediye almadım diye bana darılmış.

Amaç-Sonuç İlişkisi

Öznenin işi, hareketi gerçekleştirme amacı ve sonucu cümle içinde verilir. Bu tür cümlelerde "için, diye, üzere, dolayı, ötürü, maksadıyla..." ifadeleri sıkça geçer. Bu ifadelerden bazıları "sebep-sonuç" bildiren cümlelerde de geçebilir. Amaç-sonuç cümlelerinde "hangi amaçla? hangi maksatla?" soruları sorulabilir.

*Borçlarından kurtulmak için evini satmış.
*Ailesini görmeye Almanya' ya gitmiş. 
*Başbakan, ticari anlaşmalar yapmak üzere yurtdışına çıkıyor.
*Bu ,bizi birbirimize düşürmek maksadıyla söylenmiş bir sözdür.
*Şair, şiirinde herkes anlayabilsin diye yalın bir dil kullanmış.
*Yazar,eleştirmene şirin görünmek maksadıyla iki yüzlü davranıyor.

DOĞRUDAN ANLATIMLI CÜMLELER

Herhangi bir konuda bir kişinin görüş ve düşünceleri hiçbir değişikliğe uğratılmadan verilir.Bu cümle genellikle tırnak içinde gösterilir.

*Çiçero'nun "Bir yerde yaşam varsa orada umut da vardır."sözü çok hoşuma gider.
*Kadın,arkadaşının kulağına eğilerek: "Birazdan kalkalım mı?"diye fısıldadı.
*Bu konuda atalarımız: "Cesurun bakışı,korkağın kılıcından keskindir."der.
*Deskartes'in: "Düşünüyorum öyleyse varım."sözü çok ünlüdür.

DOLAYLI ANLATIMLI CÜMLELER

Bir kişinin sözünün söylendiği biçimde değil de,bazı değişiklikler yapılarak aktarıldığı cümlelerdir.

*Onunla bir daha konuşmayacağını söyledi.
*Bernard Shaw,düşünmenin ruhun kendisiyle konuşması olduğunu söylerdi.
*Doktor,babama ilaçları mutlaka içmesi gerektiğini tembih etti.
*Yazar,sanatçı olunabilmek için çok çalışılması gerektiğini vurguladı.

ÜSLUP VE İÇERİK(KONU)CÜMLESİ

Yazarın yapıtında neyi anlattığı konuya (içerik)girer.Bu konuyu işlerken kullandığı sözcükler ve cümleler de usluba girer.

*Yazar yapıtında 1.Dünya Savaşı yıllarındaki insanların çektiği acıları gözler önüne serer.(Konu)
*Betimlemelerde sıfatlara sıkça yer veren sanatçı cümleleri uzun tutmuştur.(Uslup)
*Romanda,Batı'nın yaşam tarzına özenen bir ailenin yavaş yavaş çöküşü anlatılır.(Konu)
*Şairin,şiirlerinde oldukça az kullanılan sözcüklere ve deyimlere yer vermesi dikkati çeker.(Uslup)

AŞAMALI DURUM BİLDİREN CÜMLELER

Bir olayın,durumun olumlu ya da olumsuz yönde giderek değiştiğini anlatan cümlelerdir.

*Kadın,her geçen gün biraz daha kötüleşiyor.
*Havalar gittikçe soğuyor.
*Bu çocuğun günden güne huyu değişiyor.
*Ülkemiz her geçen yıl biraz daha büyüyen ekonomisiyle gelecekte gelişmiş ülkeler seviyesine çıkacaktır.

KİNAYELİ ANLATIMLI CÜMLE

Bir gerçeği ortaya koymak amacıyla sözü imalı olarak tam karşıtı gelecek biçimde kullanmaktır.

*Okulunu ne kadar çok sevdiğin yirmi gün devamsızlık yapmandan belli.
*Eşinin gözündeki morluktan onu ne kadar çok sevdiğin anlaşılıyor.

ATASÖZÜ

 Atasözü: Çok önceleri söylenmiş olup dilden dile, nesilden nesile geçerek günümüze kadar gelmiş, öğüt bildiren, atalarımızın hayat tecrübelerini yansıtan ve milletin ortak malı haline gelmiş olan sözlerdir.

Atasözlerin Özelliklerini Şöylece Özetleyebiliriz:

*Atasözleri halkın ortak malıdır. Söyleyeni belli değildir.

*Kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin sırası değiştirilemez. Bir sözcüğün yerine başka bir sözcük konulamaz.

*Kısa ve özlü sözlerdir. Hep insanları ilgilendiren sözlerdir.

*Atasözlerinde geçen sözcükler genellikle gerçek anlamları dışında kullanılmıştır. (Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.)  Kimi atasözlerinde geçen sözcükler ise gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır. (Son pişmanlık fayda vermez)

•Sorularda çoğunlukla atasözlerinin anlamları üzerinde durulur.

ÖZDEYİŞ (VECİZE)

Özdeyişler, ünlü kişilerin , devlet adamlarının, sanatçıların söylemiş oldukları kısa fakat anlamca  zengin olan sözlerdir.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." (Atatürk)

"Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar." (Hz.Mevlana)

DEYİM

Bazen bir olay veya durumu ifade etmek için, o olay veya durumu birebir karşılayacak kelimeler kullanmayız da; çağrışım yaptıracak söz grupları kullanırız. Bunu da ifademize sanat ve akıcılık kazandırmak için yaparız.  Örneğin: Bir insanın telaşlı olduğunu anlatmak için "telaşlıdır" demeyiz de "Etekleri tutuşmuş" ifadesini kullanırız , ama herkes bu kişinin telaşlı olduğunu anlar.

Deyimlerin Özellikleri:

*Deyimler en az iki kelimeden oluşur. (Kalp kırmak)

*Birden fazla kelimeden oluşan, hatta cümle halinde olan deyimler de vardır. (Taşı gediğine koymak) (Atı alan Üsküdar'ı geçti.)

*Deyimleri oluşturan sözcükleri çoğu zaman gerçek (sözlük) anlamlarından uzaklaşarak mecazlı bir anlatım kazanırlar.  (İşler böyle giderse hapı yutarız.) Ama şunu da unutmamalıyız; bazı deyimler sözlük anlamlarıyla da uzak yakın bir ilişki taşırlar. (Etekleri zil çalmak.) Etekleri tutuşmuş birinin halini göz önünde canlandıralım. Telaş içindedir değil mi?

*Deyimler genellikle iş, oluş, hareket yani bir fiili bildirirler ve fiil gibi çekimlenebilirler. (Kalbimi kırıyorsun ama) (Çocuğun kalbini kırdık anlaşılan) (Kimsenin kalbini kırmamalısın oğul.)

Dikkat: Deyimlerle ilgili soruları çözebilmek için deyimlerin ifade ettikleri anlamları bilmemiz gerekir. Bu nedenle bazı atasözü ve deyimleri gözden geçirmek gerekir.

TANIMLAMA

Herhangi bir şeyin ne olduğunu anlatan "Bu nedir?" sorusuna cevap verebilen cümlelere "tanım cümlesi" diyoruz. "Kitap, size istediğiniz zaman ders vermeye hazır bir öğretmendir." Cümlesinde "kitap nedir?"  dediğimizde "İstediğiniz zaman ders vermeye hazır bir öğretmendir." cevabını alabiliriz.

ÖN YARGI (Peşin hüküm)

Bir olay veya kişiyle ilgili değişik sebeplerden dolayı önceden edindiğimiz olumlu veya olumsuz yargılardır. Kısaca özetlersek ön yargı, sonuçla ilgili önceden karar vermektir. (Bu takım bu sene kesin şampiyon olacak)

ÖNERİ (Tavsiye)

 Bir konudaki eksikliğin giderilmesi için teklif getirmeye "öneri" adı veriyoruz. "Hikayede olayların yeri ve zamanı iyi tahlil edilip, yazıya aktarılmalıdır." cümlesi bir öneri cümlesidir.

VARSAYIM

Bir durumun sonucunun ne olduğunu bilmeden onu kendimize göre bir sonuca bağlamaya "varsayım" diyoruz. "Diyelim ki bu yıl sınavı kazandın.", "Varsayalım ki aniden çıkageldi." cümleleri varsayım cümleleridir.

KARŞILAŞTIRMA

Aralarında anlamca ilgi (ilişki) olan iki kavramı benzerlik ya da zıtlık yönünden kıyaslamadır. "Sütten beyaz dişleri var." Cümledeki dişlerin beyazlığı, sütün beyazlığıyla karşılaştırılmıştır.

*Sinema da tiyatro gibi görsel bir sanattır.
*Doğu Anadolu'nun kışı Akdeniz Bölgesi'ne göre daha çetin geçer.
*Yahya Kemal de Necip Fazıl da şiirlerinde ölüm temasına çok yer vermiştir.
*Bu yılki ürün geçen yıla nazaran daha bereketliydi.
*Sanatçı,diğer çağdaşlarına göre daha sade bir dil kullanmıştır.
*Ressam bu yapıtında ise diğerlerine göre daha canlı renkleri kullanmıştır.

BİRLİKTELİK (Beraberlik) İLGİSİ İÇEREN YARGILAR

Bu ilgi, çeşitli edat ve bağlaçlarla  (ile, ve...) sağlanır. "Tatile ailemle gittik."

DİĞER ANLAM İLGİLERİ İÇERİN YARGILAR (İstek, karşılıklı Yapma, Beğenme vb.)

*Onunla iki yıldır haberleşemiyorum. (Karşılıklı yapma)

*Akşam gelin de çay içelim. (İstek)

*Elmaları kardeş payı yaptık. (Eşitlik)

*Bak şimdi resimlerin daha güzel olmuş. (Beğenme)